03 Aralık 2016

Eğilimlerin dili ile gelecek

Haber İçi Üst

Çalıştığım şirketler grubu çatısı altında görev değişikliği yaptım.
Reel ekonomi (üretim, satış ve dağıtım) ile sınırlı olan görevimden merkezi Amerika’da olan ana firma bünyesinde stratejik konuların daha ön planda olduğu yine Türkiye’den sorumlu Finans Yöneticiliği görevine geçtim. Kariyerim açısından sistemin her iki tarafında çalışmak teşvik edilen ve üst yönetim tarafından son derece değer verilen bir tecrübe.
Yeni görevimde bu aralar kafamızı yorduğumuz konuları bugünkü yazının konusu yapmak bana daha “ekonomik” geldi.
Hem işle ilgili ortaya çıkarmamız gereken planın dayanaklarını yazıya dökmek, hem de tutku olarak yazı yazmak adına bunu kullanabilmek kolayıma gitti.
Bir taşla iki kuş vurmak gibi.
Önümüzdeki üç yılın iş planına hazırlık yapmak için, eğilimlerin anlatıldığı toplantılarda aldığım notları, sizinle paylaşacağım.
Gelecekle ilgili eğilimler üzerine yorum yapan herkesin giriş cümlesi ayni.
Ya hakikaten öyle, ya da bunlar ağız birliği etmişçesine bizi bir şeylere inandırmaya ve yönlendirmeye çalışıyor.
Söylenen üç aşağı beş yukarı şu:
Dünya her alanda krizlerle dolu bir dönemin içinden geçiyor.
Bunların birçoğu artık sınır tanımayan krizler.
Ekonomik krizler artık bir ülkeyle sınırlı kalmıyor, hemen etkisini tüm dünyada hissettiriyor.
Çevresel krizler de öyle.
Sosyal içerikli duruş ve protestolar, diğer ülkelerdeki benzeri hareketleri tetikliyor ya da ilham veriyor.
Göçler artarak sürüyor. Bundan dolayı ırkçılık ve mezhep çatışmaları da artış gösterme eğiliminde.
Tüm bu söylenenlere tereddütlü yaklaşmamın sebebi de bu sınır tanımayan problemleri çözmek için ülkelerin kendi egemenliklerinden ödün vermek zorunda kalacaklarının ima ediliyor olması.
Genel resmi ortaya koyduktan sonra, konu başlıklarına göre bölgesel ya da dünya ölçeğinde ülkeler üstü konfederal kurumlar çözüm olarak adres gösteriliyor. Bu kurumların yaptığı çalışmalar da örnek gösteriliyor.
Diğer enteresan bir öngörü de yerel yönetimlerin merkezi yönetimlere göre güçlenecek olması.  Şimdiden yerel yönetimlerle ortak işbirlikleri ve projelere gidilmesinin doğru bir strateji olacağı söyleniyor. İş planlarınıza bunlarla ilgili projeleri entegre edin deniliyor.
Yerel yönetimlerin özerkliklerinin artacağı, buna göre pozisyon alınması gerekliliğinin altı çiziliyor. Tüm bunlar Kürtlerin taleplerine o kadar benziyor ki demekten kendimi alamıyorum.
Geleceği belirleyecek eğilimler neler?
Nüfus yapısı değişiyor.
1950 de 2 milyar olan nüfus.
Bugün 6 Milyar.
2050 yılında 9,5 Milyar olacak.
Amerika’nın nüfus artış hızı düşse de artmaya devam edecek.
Afrika 2050 yılına kadar bugünkü nüfusunu ikiye katlayıp bir Amerika kadar artırmış olacak.
Afrika’nın tüketim için büyük bir Pazar potansiyeli var.
Buradan yansıyacak olan iç savaş, askeri müdahale gibi haberleri bu eğilim ve potansiyel ışığında değerlendirmek lazım.
Asya’nın nüfusu da artmaya devam edecek.
2050 yılında, Asya için öngörülen artış ise bugünkü iki Avrupa kadar nüfusunun artması.
Asya, Afrika’ya göre tüketime halihazırda daha yatkın bir Pazar.
Bundan dolayı ABD önceliğimiz Asya Pasifiktir diye ortaya koydu.
Hesap ortada.
Avrupa bu görüntü içinde 2050’de nüfusu bugüne göre 10% küçülecek ve daha da yaşlanan bir nüfusa sahip olacak. Pek iç açıcı bir görünüm vermiyor.
Dünyadaki öngörülen bu nüfus artışı ile 10 Milyon kişinin üzerinde nüfus barındıran sayısız dev kentler oluşacak.
Şu anda dünya nüfusunun 50% şehirlerde yaşarken 2050 yılında bu 70%’e çıkacak. Bundan dolayı siyaset şehirlerde örgütlenen halk ayaklanmalarına müsait kırılgan bir hale gelecek.

Batı ekonomilerini ve büyük şirketleri bekleyen zorluklar ne?
Kar azalıyor. Kar artışı olanların da kar marjları düşüyor.
Küresel rekabet artıyor.
Arz çok, talep az ve seçenek bol.
Bunun karşısında altı çizilerek söylenen küçük girişimcilerin büyümenin gerçek anahtarı olacakları.

Bu zorluklarla mücadeleye nereden başlanmalı?
Yeni tüketici profilini çok iyi anlamak lazım.
Geçmişteki tutucu, sadık ve az bilgili tüketici artık yok.
Bilgi çağından dolayı zeka IQ düzeyinde 20% artış var olduğu söyleniyor.
Seçeneklerin bol olmasını isteyen, birçok konuda bilgi sahibi olan ve daha fazla bilgi almak isteyen,  güvenmeyen, sorgulayan bir tüketici kitlesi var.
Gıda güvenliğine ve obeziteye önem veren bir tüketici kitlesi bu.
Diyetine ve egzersiz yapmaya önem veren.
Sağlıklı yaşamaya çok daha fazla kafa yoran.
Sağlıklı ve çevre ile uyumlu evlerde oturmaya, ofislerde çalışmaya çok daha fazla önem verecek bir tüketici kitlesi.
Artan nüfus ve temiz enerjiye olan hassasiyet de enerji problemini uzun bir süre gündemde tutacak.
Enerji kaynakları gelişiyor ve değişiyor.
Rüzgar ve güneş enerjisi daha da ön plana çıkacak.
Enerji ile ilgili tabular yıkılacak. Örneğin elektrikli otomobil hayatımızın önemli bir parçası olacak diye de ekleniyor.

Teknolojideki gelişim tüketici davranışlarını nasıl etkiliyor?
7 Milyar cep telefonu ve 2 milyar internet abonesi var.
Bireyler artan bir şekilde kendi çevresinin lideri olacak.
Verilen istatistikler çok etkileyici.
Tüketicilerin %10’nu, %90 ‘ı yönlendiriyor.
%90 arkadaş tavsiyesi ile alışveriş yapıyor.
%70 televizyon ve radyo reklamlarından kaçıyor.
Tüketiciler memnuniyetsizliklerini derhal paylaşıyor.
Ama her 100 memnuniyetsiz müşteriden 4’ü şikâyetlerini firmaya bildiriyor.
Büyük risk. Şirket gıyabında yargılanıyor ve karar veriliyor. Şirketin haberi yok.
Yenidünya düzenin temel yapı taşları ve kuralları neler?
Her şeyi görüntüleme olanağı.
Cep telefonu ile konuşma.
Konuşmadığında da Facebook, twitter ve daha nice sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla “beğenilenlerin” kamuoyu oluşmasında artan etkisi.
Olduğundan daha da büyük olan internet ve Google gibi arama motorlarının kullanımı.
Her şey çok hızlı yayılıyor.
Şirketleri ne yapmaya zorluyor?
Ezber bozup yeni pazarlama stratejileri yapmaya mecbur kılıyor.
Kurumsal sosyal sorumluluk projeleri, artık iş planlarının olmazsa olmazı.
Halkla ilişkiler. Eksiden reaktifti şimdi proaktif.
Kurumsal itibar yönetimi.
En değerli sermaye, itibar.
İtibar yoksa güven de yok
Başarılı şirket olmanın gerekleri nelerdir?
Dinle.
Sohbet et.
Özen göster.
Tecrübeleri içeren öyküler anlat.
Deneyimler sun.
Tüm bunları yalnızca müşterine değil, çalışanlarına, tedarikçine içinde bulunduğun senin ürünlerini hizmetlerini alan ya da almayan topluma bir bütün olarak sun.
Bu yeni dünyada birey ve toplum olarak yerimizi almaya hazır mıyız?
Yoksa Kıbrıs sorununun çözümünden sonra mı bu işlere kafa yoracağız?
Yoksa Kıbrıs sorunundan önce biz esas erken seçime mi odaklanalım diyorsunuz.
Yukarıda yazdıklarım Kıbrıs Türkü için de fırsatlar barındırıyor.
Bunu da hayalimin elverdiğince yazacağım bir sonraki yazıya bırakıyorum.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam