05 Aralık 2016

Dünyaya ışık salarak dönen gökyüzü! Gör uğradığım haksız belaları…

Haber İçi Üst

Merhaba dostlar, merhaba…

Zaman yine dörtnala giderken, dünya kazanı her zamanki gibi kaynamaya devam ediyor. Tek tek detaya girmeye gerek yok, bu iletişim çağında aslında her şey ortada. Ucundan gazete okuyorsanız, biraz da insanları adeta büyüleyen televizyonu izliyorsanız ve tabii ki sorguluyorsanız; bütün pazılları yerli yerine oturtabilirsiniz aslında. İşte, işin çarpıcı ve acı tarafı da burada başlıyor. Gerçekleri çoğu insanın bildiği böyle bir dünyada yaşıyoruz ve insanların çoğu bütün bu olan biteni sanki yokmuş gibi televizyonda dizi izler gibi izlemeye devam ediyor. Nereye kadar? Bu dünya biz canavar insanoğluna sizce ne kadar daha tahammül edecek? Neyi paylaşamıyoruz? Yargı sizin.

Evet dostlar, işte bu kaos içinde debelenip dururken bize nefes aldıran kıymetli çalışmalar da yaşanmıyor değil. Ülkemizde “Her şeye rağmen” hayat bulan güzellikler var. Bunlardan biri de her yıl düzenlenen Kıbrıs Tiyatro Festivali. Doğduğum topraklardaki meslektaşlarımı hep Don Kişot’lar olarak gördüm. Hatta dünyanın yaşadığımız bu zaman dilimi içerisinde sabırla, inançla, özveriyle perde açan bütün meslektaşlarımı gözlerim yaşararak, sevinçle takip ediyorum. Hele Ortadoğu ve bu coğrafyada perde açanlar, bırakın Don Kişot olmayı, bence her biri birer kahraman. Çünkü gericilikle, kapitalizmle, sahtekarlarla, yalancılarla, soytarılarla; anlayacağınız insanı ve tüm mevcudatı yok sayanlara karşı perdelerini açarak direniyorlar.

2 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında yine, yeniden ve umut ediyorum ki zamanla daha da büyüyerek Kıbrıs Tiyatro Festivali inatla, inançla perdesini açmaya devam edecektir. Değerli ustam Yaşar Ersoy öncülüğünde 2013 yılında 11. Kıbrıs Tiyatro Festivali “Ve Perde” diyecek. Nasıl diyecek? Özveriyle ve eminim ki zor koşullarda “Ve Perde” diyecek. Geçen yıl “Tiyatro AŞHK”ı kurduk biliyorsunuz. Ülkemizden bir özel tiyatro ile hem Türkiye’de, hem de dünyanın çeşitli ülkelerinde oyunlar oynamak amaçlarımız arasında. Hala daha öyle, değişmiş değil. Sadece, bu düşüncenin hayata geçmesi biraz zaman alacak. Çünkü kendi yağımızla kavrulmak zorundayız. Görüyorum ki doğduğum topraklardan pek hayır yok. Zaten son zamanlarda sanatı tabiri yerindeyse, genelde pek sallayan da yok. Çoğu insan ruhunu şeytan Mefisto’ya çoktan satmış durumda. Yalanın, sahtekarlığın, düzenbazlığın bini bir para.

İşte bu fotoğrafta 11. Kıbrıs Tiyatro Festivali hayat buluyor. Ne kadar kıymetli, ne kadar özel. Bir oyun hariç, oyunların tamamı geçen yıl olduğu gibi Yakın Doğu Üniversitesi’nin salonunda perde açacak. Bir oyun ise, “Kendime belediye sarayı yaptıracağıma, tiyatro kurdum.” diyen, bence değerini doğduğum topraklardaki insanların yine çoğunluğunun bilmediği kıymetli insan Sayın Mustafa Akıncı’nın Lefkoşa Belediye Başkanı iken yaptırdığı emektar Lefkoşa Belediye Tiyatrosu sahnesinde sunulacak seyirciye. Biliyorsunuz, artık Başkent Tiyatro Projesi tarih oldu. Üstünde şu anda bir okul var. Lefkoşa’da yapılmakta olan tiyatro sahnesi yıllardır bitirilemedi. Kimin umurunda? Başta Yaşar Ersoy, Osman Alkaş, Erol Refikoğlu ustalar olmak üzere, tüm Lefkoşa Belediye Tiyatrosu çalışanları ve hadi bir elin parmaklarını geçmeyen meslektaşları ve tiyatro severleri daha yanlarına koyalım o kadar! İnsanlar maaşlarına yeterli zam yapılmadığı zaman meydanlara çıkıp doğal olarak haklarını arıyor değil mi? İşte, bir gün “Tiyatro bina-mızı neden bitirmiyorsunuz?” diye de yürüdükleri gün, o topraklarda bazı şeyler değişmeye başlayacaktır. Diğer tarafta Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrosu hala yanık halde, bir toplumun yüzkarası olarak durmakta. İnsanlar böyle bir durumdan “utanmıyor” da. Ne diyebilirim ki! Ben utanıyorum desem!

Festival daha önceleri tarihi mekanlar içinde de seyirciye sunulmakta idi. Ama, Mağusa ve Girne Belediyeleri festivalden ayrıldıktan sonra sadece Lefkoşa’da perdeler açılmaya devam etti. Neden? Oysa, Bir Othello Kalesi, Gazi Mağusa Meydanı, Salamis Harabeleri, Girne Kalesi, hatta Soli Harabeleri. Bu ülke kültürünün aynası yerlerde oyunlar neden oynanmıyor? Ben nedenlerini biliyorum da, sadece gündeme gelmesi için soruyorum. Neden? Değer mi? Zaten sizi dünyada kimse tanımıyor, bari birbirinizi siz tanıyın, saygı duyun, değer verin, el verin. Tek yürek olun. Tıpkı 1974 öncesi olduğu gibi. Evet, galiba bir toplumda “amaç” ortadan yok olunca, toplum da ortadan yok olmaya başlıyor!

Bu arada biliyor musunuz ki KKTC’de sanatın YASASI bile yok. Haberiniz var mı? Ama Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” cümlesi herkesin dilinde. Neyse, siz gene benim yazdıklarımı boş verin. Birbirinizi yemeye devam edin. Bunlar boş işler. Sanat-mış, tiyatroy-muş, müzik-miş, operay-mış, senfoni orkestrasıy-mış, baley-miş, sinemay-mış, resim-miş, heykel-miş, seramik-miş,  uzar gider; boş işler bunlar, ne gerek var canım. Ceplerinizi doldurmaya, dedikoduya, gözünün üstünde kaşın var demeye devam. Ama ya ruhlarınız ne olacak? Hatırlatayım, öteki tarafta akçe geçerli değil!

Festival bu yıl Aiskhylos’un oyunu olan “Zincire vurulmuş Prometeus.” heykelinin afişi ile karşımıza çıkıyor. Bence çok anlamlı ve çok zekice. Tabii ki, bilenler için. Yoksa bilgi ve okuma fakiri olan bu yüzyıl insanlarına hiç bir şey ifade etmeyebilir. Bu yüzden bahsetmek istiyorum. Yaşar Ersoy usta ve festival komitesi anlayana müthiş bir ders veriyor. Evet, Prometheus’dan kısaca bahsedeyim dostlar.

Prometheus oldukça kurnaz ve zekidir. Titan’ların Zeus’a karşı başkaldırmalarında, bir Titan oğlu olarak zekasını kullanarak tarafsız kalır ve amacına ulaşarak Zeus’un gözüne girmeyi başarır. Böylece Zeus ödül olarak Prometheus’u ölümsüzlerin arasına alır. Ama, Zeus bilmiyordur ki, aslında içten içe Zeus ve çevresindekilere karşı kin beslemektedir. Atalarının öcünü almak için, gözyaşları ile yoğurduğu balçıktan “İLK İNSANI” yaratır. Fakat, yarattığı insanın çaresizliğine daha fazla katlanamaz ve Hephahistos yani Ateş Tanrısı’nın ocağından bir kıvılcımı çalarak insanlara sunar. İşte, bu yaptığından dolayı da, Tanrı Zeus Prometheus’u Kafkas Dağı’nda zincire vurur. Bu yüzden de “Zincire vurulmuş Prometheus” olarak bilinir. Cezası bu kadarla da kalmaz. Tanrılar tarafından gönderilen bir kartal, her gün gelerek karaciğerini kemirmektedir. Ertesi gün karaciğer kendini yenilemesine rağmen, kartal gelerek yine karaciğerini kemirmektedir. İşte Prometheus’u Kafkas Dağı’ndaki bu işkenceden Zeus’un yarı Tanrı, yani ölümlü oğlu olan Herakles kurtarır. Bunun üzerine Prometheus “Zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerim son bulmaz” diyerek, bence insanlığa özgürlüğün yolunu gösterir.

Aslında, işin gerçeği, yani zincire vurulmasındaki asıl neden Zeus’un ondan korkmasıdır. Geleceği görme yetisi olan bir Titan’dır ve bu yeteneğini kullanarak Zeus’un Kronos’u tahttan indirmesine yardımcı olmuştur. Gelecekte de Prometheus’un bu özelliğini kendisinin tahttan düşürülmesi için de kullanacağından korkan Zeus, Prometheus’un ateşi yani bilgiyi çalarak insanlara vermesi ile ondan kurtulmak için gerekli fırsatı elde etmiştir. Aslında bu işkence otuz bin yıl olarak planlanmıştı, fakat Herakles’in onu serbest bırakmasıyla Prometheus kendisinin karaciğerini her gün yiyen kartalı bulur ve öç olarak Zeus’un Prometheus’u cezalandırmakla görevlendirdiği kartalın karaciğerini yer. Zeus bu şekilde cezasını sonlandıran Prometheus’u affeder ve tekrar ölümsüzler arasına alır. Yani, kıssadan hisse diyelim, Prometheus insanlara ateşi getirerek teknolojik gelişmenin başlatıcısı olmuştur. Onlara akılla düşünmeyi, alet yapmayı, gelişmeyi, medeniyeti, özgür olmayı öğretmiştir. Aslında görmesini bilenler için bu, zorbalık karşısında aklın yer aldığı bir özgürlük mücadelesidir. Bugünden bakınca, hiç de yabancı değil, değil mi? Sadece günümüzde Tanrı denmiyor o kadar… Gerisi aynı bence…

Oyundan…

PROMETHEUS:

Söz değil artık bu olayın ta kendisi.
Sarsılıyor yer
ta derinlerden.
Sesler geliyor gök gürültüsü gibi,
kıvrım kıvrım sarıyor gökleri yıldırım.
Bir hortum kaldırıyor tozu toprağı,
birbirine giriyor havanın bütün solukları.
Rüzgar rüzgarlarla savaşıyor,
gökler denizlere karışıyor.
Bu işte besbelli Zeus’un beni korkutmak için çıkardığı kasırga.
Ey yüce anam benim,
ve ey sen;
dünyaya ışık salarak dönen gökyüzü!
Gör uğradığım haksız belaları…

(Gök bir daha gürler ve kayalıklar devrilir… Prometheus, Okeanos kızları ile gözden kaybolur.)

Evet dostlar, işte böyle. Görmesini bilene dünyada her şey var. Mutluluk ve huzur verici gerçek şu ki,  2 Eylül- 2 Ekim 2013 tarihler arasında 11. Kıbrıs Tiyatro Festivali “Ve Perde” diyecek. Doğduğum topraklarda sanatın büyüsü, ışığı bir ay boyunca da olsa hüküm sürecek. Kim bilir oyunları izleyecek olan insanlara ne kapılar açılacak o düşler perdesinde. Oyunlar siz seyircileri bekliyor olacak. Sonradan yer kalmadı demek istemiyorsanız şimdiden yerinizi alın. Festivalin tanıtım videosuna da aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

İsterseniz büyük usta Shakespeare’in bir cümlesi ile bitirelim bu günkü yolculuğumuzu. Daha da fazla söze gerek yok zaten…

“Cehalet Tanrı’nın laneti olduğuna göre, bilgi göklere uçabileceğimiz kanatlarıdır.”

Hep umutta kalın…

YAŞASIN TİYATRO, YAŞASIN SANAT.

Dostlukla…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam