06 Aralık 2016

Dünyadaki eğilimlerin bize sunduğu fırsatlar

Haber İçi Üst

İki hafta önce “dünyadaki eğilimlerin diliyle gelecek” başlıklı yazdığımız yazıda bıraktığımız yerden devam edelim.

Araya seçimle ilgili yazılarımız girdi. Konuyu yarım bıraktık. Hoş bu yazının ucunu yine seçimlere bağlayacağız.

Nüfus artışının devam etmesi dünyayı etkileyecek olan en büyük realite demiştik.

2008 yılından itibaren ilk defa dünya nüfusunun 50%si artık şehirlerde yaşıyor.

Bu giderek artacak ve kırsal kesimde tarımla çalışan nüfus oranında ciddi düşüş olacak.

Bunun sonucunda da gıda üretimi ve tedarik zinciri giderek globalleşecek.

40 yıl sonra gıdaya bugüne göre 70% daha fazla talep olacağı hesap ediliyor.

Artan nüfusla birlikte kişilerin almak isteyecekleri kalori miktarındaki artışın da bu talep artışına ciddi etki edeceği öngörülüyor.

Ticaretle uğraşan biri olsanız bu derece büyüme potansiyeli olan bir alana yatırım yapmaz mısınız?

Tarımın her ne olursa olsun desteklenmesi ve yeri geldiğinde kendi kendimize yetiyor olabilmek için bu günlerde sübvanse edilmesi son derece kritik.

Serbest piyasa ekonomisine ters olsa da birçok gelişmiş ülkenin tarımı sübvanse ediyor olması da bundan dolayı.

Bizim de iklim açısından birçok meyve ve sebzenin yetiştirilmesine müsait tarıma elverişli topraklar üzerinde olmamız ve suyun da Anadolu’dan getiriliyor olması inanılmaz bir avantaj.

İki yıl önce katıldığım bir yatırımcı toplantısında “paramızı nereye yatıralım” diye sorulan bir soruya konusunda dünya ölçeğinde otorite olan yatırım gurusu “kırsal alanda sulak arazi alın, nerede olduğu önemli değil” diye cevap verdi.

Köylerde arazisi olanlar bunları elden çıkartmasın ve hatta bir şekilde ekmeye devam etsin diye ekledi.

Bunun için daha önce yaptığım bir öneriyi tekrarlamak istiyorum.

Anadolu’dan suyun getirilmesine toplum olarak maddi katkıda bulunmak için ülke çapında ve ada dışındaki yurttaşlarımızın da katılabileceği bir bağış kampanyası başlatılsın.

Bu stratejik yatırımın temelinde bizim de toplum olarak maddi desteğimizin olması ilerisi için bizi bu topraklara bağlı tutacak en önemli faktörlerden biri olacak.

Biz kendi dertlerimizle meşgulken dünya artacak olan nüfusuyla, sınırlı kaynakları paylaşma mücadelesi dönemine girdi.

Bugüne kadar paylaşılması gereken kaynak enerjiydi.

Enerjiye artık su, ekilebilecek arazi ve gıda üretimi de eklendi.

Bu unsurların tümünün de bizim olduğumuz topraklarda nüfusumuza göre fazlasıyla olma ihtimali yüksek.

Petrolsüz hayat zor olsa da, gıdasız ve susuz hayat mümkün değildir.

Kıbrıs sorununu da eğer o zamana kadar çözülmezse bu kaynak üçgenindeki değişen denge öyle ya da böyle çözecektir.

Su, gıda, enerji (alternatif enerji dahil) üçgeni adada Rumlarla aramızda bulunun kan, kin ve nefrete dayalı tarih duvarını yıkmaya müsait hale getirecek yegane realitedir.

Dünyadaki bu eğilimler ışığında Kıbrıs adasının stratejik önemini farklı bir şekilde de tanımlamak mümkün olacak.

Bunları sıralayalım.

Enerji kaynağı ve suyu olan (ortak kullanılabileceğini varsayıyorum).

İklimi itibarıyla tarıma ve alternatif enerji kaynağı yaratmaya elverişli.

Lojistik olarak hem gıda hem de enerji piyasalarında oluşacak talebe yakın.

Şehirleşmenin getireceği birçok problemden küçük bir coğrafya olması ve eğitimli nüfusu itibarıyla çok daha az etkilenecek bir adadayız.

Tüm bunların bir farkına varabilsek, bizi bekleyen gelecek o kadar parlak ve farklı ki…

Ama yok olmuyor. Bununla ilgili en ufak bir ümit yok.

Havada uçan tüy misali varlığı olup ağırlığı olmayan ve en ufak bir esintiyle belirsiz bir yöne hareket ediyoruz.

Ben böyle tanımlıyorum bizi. Dünyadan kopuk değiliz.  Dünyayla birlikteyiz ama yalnız hissediyoruz. Bunun sorumlusu da biziz.

Toplum olarak dünya platformunda yalnız olmamız dünyada ne olup bittiğine bir bütün olarak bakıp düşünme hakkımızı ve fırsatları ortaya çıkartma sorumluluğumuzu ortadan kaldırmıyor.

Bunu yapabiliriz. Buna bir engel yok.

Farkında mıyız ya da umurumuzda mıdır bilmem ama seçimlerin ve Kıbrıs sorununun ötesinde dünyanın geleceği sınır tanımayacak gelişmelere gebe. Ve bu gelişmeler sıraladığım üzere bize fırsatlar sunuyor.

Bunun için hayal etmek ve “hayal ortakları” aramak lazım.

O da bu adada şimdilik yok.

Seçimlere gidiyoruz gündem yaratacak bir proje veya bir lider görebiliyor musunuz?

Bunun için sandığa gitmeyin.

Giderseniz de boş oy atın.

Sandığa gitmemek, ya da gidip boş oy atmak, bir partiye mühür vurmaktan ya da karma oy vermekten çok daha güçlü bir mesaj verecektir.

Bu siyaset oyununun tanımlanmış kurallarının parçası olmak istemeyenlere bu hareketinizle cesaret verin, ilerisi için umut olun.

Bu sandık kısa bir süre sonra yine önümüze gelecek.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam