09 Aralık 2016

Dünya bankası raporu ve Kıbrıs üzerinde çağrıştırdığı siyasi amaçlar…

Haber İçi Üst

Ekonomik ve siyasi gelişmelerin birbirine bağlı olarak geliştiği bölgemizde ve dünyada bazı zaman ve konularda aniden ortaya çıkarılan haberler ve raporlar ister istemez insanda bazı soru işaretlerini de gündeme getirmektedir. Her ne kadar da rapor Aralık 2012 tarihli ise de, Güney’in mevcut krizi de özellikle bir yıldan beri devam etmektedir.
Geçen günlerde KKTC ile ilgili Dünya Bankası raporu gündeme düşmüştür. Güney’in içinde bulunduğu derin ekonomik ve mali krizin önlemlerinin tartışıldığı bir dönemde, ne tesadüftür ki gündeme gelen KKTC raporu ile Dünya Bankası’nın KKTC’yi 8-10 yılda bir raporla da olsa hatırlaması bizleri de ziyadesiyle meşgul etmektedir!
Bu gün, bu tesadüf aklıma takıldığı için raporun içeriği ile değil, dünyanın KKTC’ye yönelik politikaları konusuna değinmeye ihtiyaç duydum. Başka bir gün de içeriğini değerlendirmeye çalışacağım.
Genel olarak KKTC’de yapılması veya düzeltilmesi gerekli yapısal sorunlar ve bir çok problemler konusunda uzman görüşlerin ve çeşitli kurumlarımızın sürekli tekrarladıkları tespit ve önlemlerin tekrarlandığı DB raporunda, yeni bir tespit olmadığı gibi Dünya Bankası dahil uluslararası camianın, bu halka 40 yıldan beri uyguladıkları haksız uygulamalarla dünyadan izole edilmeye çalıştıkları bir ortamda, hangi seviyede ekonomik gelişme sağlanabileceği konusunda da yorumlara ağırlık verilse daha dengeli olurdu. Sadece KKTC için değil her ülke için kalkınma koşulları ne olmalıdır bunu iyi bilirler.
Bu gün dünya ekonomi devleri olan ABD, Japonya, AB ve Çin dahil tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ve dünya ekonomisini yönlendiren ülkeler, ticari, finansal, sermaye ve yatırım alanlarını daha da genişletmeye çalışırken, 300 bin nüfuslu bu ülkeye uyguladıkları dışlama, ve kapalı ekonomi yaratma politikalarıyla işleri zorlaştırma, adil bir davranış olmasa gerek. Uluslararası camianın bir parçası olan bu mali kuruluşların hazırladıkları raporlarda, hiç olmazsa bu gerçeklerin deklere edilmesi, hem yapılan çalışmaların bitaraf olduğu izlenimi vermesi, hem de sorunların aşılmasında bir adım olabilir belki.
Uluslararası camia ve mali kuruluşları, Güney Rum ekonomisinin geliştirilmesi ve desteklenmesi konusunda bidayetten beri her türlü yardım, kredi, yatırım programları uyguladıkları gibi şimdi de kurtarma paketleri hazırlarken ek nakdi yardımlarla beraber, bazı yaptırım paketleri uygulama hakkına da sahip olabilirler. Çünkü bu güne kadar yağdırdıkları yatırım, sermaye, yardım ve krediler yanında AB tarafından da tam üye alınarak, gerek üyelik sürecinde gerekse üyelik sürecinden sonra her türlü alt yapı ve uyum için gerekli finansmanı da sağladıkları cihetle yaptıklarının heba olmasını istemeyebilirler.
Bunlara karşılık, Rum Yönetiminin off shore şirketler ve bankacılık dahil bir çok konuda özellikle de Rusya ile olan yakın ilişkilerde, AB’nin hoşlanmadığı politikaları uygulamasına, içten içe kızgın olan AB, şimdi Yunanistan kriziyle Güney Kıbrıs’a sirayet eden ekonomik kriz vesilesiyle yaptırım paketlerinde, sert davranışlar içine girmiş görünüyorlar.
Her konuda bol bol desteklenen Güney Kıbrıs’a istemedikleri yaptırım paketleri empoze edilirken, tesadüfen KKTC’ ye de aynı zamana denk getirilen ve dolaylı yollardan Dünya Bankası raporlarıyla KKTC halkına tavsiye ve uyarıların yapılması da dikkat çekicidir.
Orta doğuda birçok değişiklikle birlikte bölgede etki alanını genişletmek isteyen bu kesimlerin Kıbrıs üzerinde de siyasi açıdan su yüzüne çıkmayan tasarımlarının olduğu kuşkusuzdur. İki tarafın ekonomik zafiyetleri üzerinde siyaset üretme temayülleri açıktır. Özellikle AB’nin.
Dünya Bankası raporunda Türkiye’nin yardımlarına bağımlı bir ekonomik yapının gelişmekte olduğu vurgulanmaktadır.! Abes bir değerlendirme olmuştur. Zaten Kuzey Kıbrıs, hayatiyetini sadece Türkiye ile olan yakın ilişkileri ve her türlü destekleri ile sürdürebilmekte değil midir? Bu destek olmasa, yarattıkları ortamda KKTC’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk halkının hayatiyetini dünyada tek başına yürütmesi mümkün olabilir miydi? 40- 50 yıldan beri yalnız bir tek Türkiye’den yardım ve destek alan KKTC’nin, kapalı ekonomi düzeni içinde, her yönden en yakın ilişkiler içinde olduğu ülkeye bağımlılığı, mevcut durumun doğal sonucu değil midir? Bunu bilmek için kâhin olmak gerekmez.
Diğer taraftan, bu ifadelerden KKTC’nin ayaklarının üzerinde durabilecek bir ekonomik yapının olmadığı da kastedilmektedir. Bu doğrudur. Maalesef, çok daha iyi bir siyasi ve ekonomik seviye yaratılabilecek ortamı, yıllarca iç siyasi çekişmeler ve partizanlıklarla yitirilen kaynak ve değerler yüzünden, yaratmak mümkün olamadı. Umudumuz bu ülkeye emek verenlerin ve verecek olan her kademedeki halkımızın, ülkemizi daha ileriye götürecek demokratik bir yapının ve siyasi sistemin kurulması ile daha verimli icraatların gerçekleştirilmesidir.
Ancak uluslararası camianın hiçbir emek vermediği gibi, KKTC’nin ekonomik gelişmesini önlemesi, hatta muhtemel gelişmeleri boğmaya çalışması yanında arada sırada ortaya çıkarak bilinen konuları tekrarlamaları sorunları çözmediği gibi söyledikleri de bir zaman sonra kıymet bulmaz.
Acaba Dünya bankasının KKTC’nin kendi ayakları üzerinde durabilmesini sağlamak yönünde bu güne kadar aldığı önlemler neler olmuştur? Hiç. Veya bağlı olduğu ülkelere, mali ve kredi kuruluşlarına, semayedarlara, yabancı yatırımcılara herhangi bir önerileri veya yönlendirmesi oldu mu?
Maliyetleri arttıran dolaylı ulaşım, dış ticareti engelleme, yatırımları engelleme, her türlü imkanlardan dışlama ve en son Annan Planı esnasında AB’nin söz verdiği ancak 8 yıldır gerçekleştirmediği Direkt Ticaret Tüzüğü bile ortada dururken, bu konuda ne gibi açılımların var olup olmadığının da zikredilmesi uygun olur. Dünya Bankası, KKTC ekonomisi ile samimi olarak ilgilenmeye başlamışsa, Kuzey Kıbrıs’ın kendi ayakları üzerinde durabilmesi için uluslararası camiaya, en azından uygun ekonomik koşulların yaratılması konusunda, öncülük etmesi gerekir.
Bir taraftan Kuzey Kıbrıs ekonomisini çerçeve içine alarak her türlü faaliyetleri kısıtlayan çevrelerin, ekonomik yönden nasıl bir yol izlenmesi gerektiği hususundaki önerileri pek samimi ve inandırıcı görülmemektedir. Özellikle de Güney Kıbrıs krizi yardım paketi ve yaptırımları ile eşzamanlı gündeme getirilen bu konuda, KKTC’ye bu güne kadar hiçbir destek programı uygulamayanların, dolaylı yollardan uyarı niteliğinde ve aba altından sopa gösterir gibi, sıkıntıları arttıracak ekonomide daralma önlemlerini piyasaya sürmeleri manidar olmuştur. Her ülkenin yapısı gözetilmeden, standart kalıplı öneriler sunmak krizlere de çare olmaz.
Dünyada kendileri için küresel politikalar uygulayan dünya politikasını yönetenler, bir küçücük ülkeyi ve halkını kendi içine hapsederek yok sayarken, ondan sonra da iki yüzlülükle eksikleri ve aksaklıkları sıralamaları en azından ayıptır.
Evet, KKTC’de düzeltilmesi gerekli yapısal sorunlar, sağlık, eğitim, ulaşım sektörlerinin ıslahı ve Devlette partizanlık, ehliyete, tahsile bakılmadan aşırı istihdamın önlenmesi, verimsizlik, icraatlarda ciddiyetsizlikler, ihalelerde gayrı şeffaflık ve bürokraside hizmet içi eğitimin gerekliliği ve daha sayacağımız birçok aksaklıklar bilinen ve düzeltilmesi gereken yönetim bozukluklarının bir kısmını burada sayabiliriz. Ancak bunları da kendimiz düzeltebiliriz. Bunlar nasıl yapılacak, ayrı bir tartışma konusudur.
Orta Doğu’da yeni politikalar ve yeni tasarımlarla ilgili faaliyetlerin hızlandığı bu dönemde, uluslararası camiadan bölgede nüfuzunu artırmak isteyen güçlerin, Kıbrıs konusunda da bazı tasarımlarının olduğu kuşkusuzdur. Esasen çıkan haberlerden 2013 yılının yeni gelişmelere gebe olduğu görülmektedir.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil