06 Aralık 2016

Düğmeye basıldı mı?

Haber İçi Üst

Aniden gelişen olaylar Batı dışındaki ülke liderleri tarafından “birileri düğmeye” bastı diye hayali adreslere gönderme yapılarak açıklanmaya çalışılır.

Bu iddiada gerçek payı var.

Var ama halk hareketini yalnızca başka ülkelerin “düğmeye basmasıyla” ilişkilendirmek buna canları pahasına katılanlara saygısızlık olur.

Konu düğmeye başkalarının basmasıyla ilgili değil.

Ya ne ile ilgilidir?

Uzun süre iktidarda olmanın verdiği kibrin etkisiyle gücü elinde tutanlarda halk ile ilgili oluşan “öngörüsüzlükle” ilgili bir şey.

Hayali düşman olarak lanse edilen çevreler  “düğmeye basarak” halkı sokağa dökmeseler de değişim hareketlerinin geliyor olduğunu çoğu zaman demografik eğilimlerden öngörebiliyorlar.

“Düğmeye basma” işlemi demografik verilere bakılarak yapılıyor.

Düğmeye basanların ülkelerdeki değişimi ülkede yaşayanlardan çok daha yakından takip ettiği ve yorumladığı kesin.

Elçilikler, ülkelerdeki yerli yabancı araştırma şirketleri, üniversitelerle kurulan ilişkiler ve elçilik mensuplarının kamuoyu oluşturucularıyla sosyal aktiviteler dahil bir araya gelmeleri hep buna yönelik beklentinin araçlarıdır. Wikileaks belgelerini yarattığı magazin etkisinin ötesinde içerdiği başka önemsiz gibi gözüken bilgiler açısından da gözden geçirmek lazım.

Değişen dünya ile değişen analiz yapma ve etki etme stratejileri oluştu.
Artık çıkarları korumak için eski dünya düzeninde hemen başvurulan askeri müdahale şıkkı giderek alternatif olmaktan çıkıyor.

Kimisine göre bu yenidünya denge ve düzeninin getirdiği kalıcı bir anlayış.

Kimisine göre derin krizin getirdiği geçici ekonomik sınırlamanın doğurduğu bir sonuç.

Kimisine göre de bilgi çağının getirdiği önlenemez şeffaflıktan dolayı, askeri müdahale ile ülke imajına ve ekonomilerine verecekleri çok daha geniş çaplı zarar, sebep oluşturuyor bu stratejik değişikliğe.

Hangisine inanırsanız inanın, görülüyor ki, bugün Batı dünyasının tehdit olarak gördüğü lider ve/ veya ülkelerde istenilen yönde değişim olması için beklenecek olan, halkın “Arap Baharı”nı tetikleyen kıvama gelmesidir.

Örneğin İran’ın durumu, bu pencereden bakılarak değerlendirilmesi gerekir.

Medyada da yer aldığı üzere, İran’ın nükleer programı yakından takip edilip, askeri yönden baskı oluşturulmaya çalışılıyor. Ama emin olun, İran halkının sosyal yaşamındaki eğilimler de yakından takip ediliyordur.

Peki, hangi verilere bakılarak bu takip yapılıyor?

Bunların bir kısmını sıralayalım.

30 yaş altındaki nüfustaki işsizlik oranı.

Özellikle kadınlar arasında okuma yazma oranında artış olup olmadığı.

Kadınların daha az çocuk doğurup doğurmadığı.

Şehirlere göçün artıp artmadığı.

Daha küçük apartman dairelerine olan talebin artıp artmadığı. 

Aile içinden olmayan evliliklerde artış olup olmadığı.

Bunların tümündeki artış bireyselliğin ve otoriteye başkaldırmanın artıp artmadığının göstergeleri olarak görülüyor.

Buraya küçük bir parantez açalım yukarıda sıralananların tümü Türkiye’de de artışta olan indikatörler ve Türkiye’yi Gezi Parkı’na getiren faktörlerin içindedir.

Kritik olan siyaset üstü, tek başına anlamsız olan ham verileri belirlemek, gruplayabilmek ve yorumlayabilmektir.

Bunun adadaki en güzel örneği de, Annan Planı öncesinde toplumu son derece doğru analiz ederek yapılan çalışmalardır.

Bugün Gezi Parkı olaylarından dolayı “düğmeye basıldı” diyenler Annan Planı öncesinde düğmenin ta kendisi olmuşlardı.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam