11 Aralık 2016

Dövizdeki artış üzerine maaş krizi!

Haber İçi Üst

Ekonomi-politiği bağımlılığımızdan dolayı, “Türkiye hapşırsa, biz grip oluruz.” Türkiye’de içsel ve dışsal iki dinamik ayni konjonktürde devreye girince önce mali piyasalarda bunun olumsuz etkilerini görmeye başladık, sonrasında reel sektöre yansımalarını hissetmeye başladık.
Haziran ayı başında başlayan Gezi olayları ile artan toplumsal tansiyon, sonunda para ve sermaye piyasalarına yansıdı ve kur-faiz yükseldi, borsa düştü. Her şeye rağmen, piyasaların bu içsel dinamiği kısmen tolore etmesini beklerken, aynı konjonktürde global ekonomi ve parasal akımları etkileyen dışsal dinamik de devreye girdi. Haliyle içsel dinamik üzerine gelen dışsal dinamik kur-faiz -enflasyon üzerinde kısa vadede hasar bırakacak bir zıplama yaptı.
2008 krizinden itibaren, güveni tesis etmek, büyümeyi-istihdamı artırmak için tarihin en büyük genişletici para politikasını uygulayan FED; büyümenin, istihdamın, konut piyasasındaki iyileşmelerin beklenenden önce gerçekleşmesi üzerine, ekonomide yeni bir balon, enflasyon vs yaratmamak için genişletici para politikasını kısmen azaltmaya başlayacağını ima etti.
Bu beklenti, global ekonomi ve sermaye hareketlerini anında etkilemeye ve piyasalarda fiyatlanmaya başladı.
Türkiye, görece sağlam ve büyüme hikayesi olan bir ekonomi olarak, bu genişletici para politikasından konjonktürel olarak oldukça olumlu faydalandı. Ciddi miktarlarda direkt yabancı yatırımı ve portföy yatırımları aldı, enflasyonu ve faizi düşürdü vs…
Ama şimdi içsel ve dışsal dinamiğin eşzamanlı etkisi ile döviz ve faizde yeni bir üst banda çıktı, çünkü Türkiye cari açığı yüksek ülkelerden biri. Ama görece düşük kamu borç stoku, sağlam bankacılık sektörü, düşük bütçe açığı sayesinde bu dalgayı az hasarla atlatacaktır. Tabii, siyaseten aksi bir gelişme olmazsa.
…Sonuçta, dövizde ve faizde artış yaşadık, muhtemelen bunun enflasyona da etkisi olacak. Ne yazık biz daha fazla etkileneceğiz, ki etkilenmeye başladık bile. Çünkü, yüksek ithalat bağımlılığımız, dövizle fiyatlama eğilimimiz, yüksek borçluluğumuz ve dövizle borçlanma pozisyonumuz var. Enflasyon sepetimizdeki döviz etkisi de % 70’in üzerinde.
Dövizdeki sıçrama, bizde hemen etkisini tüketicinin talebini ertelemesine, döviz borcu taksitlerinin ertelenmesine, ödenmesinde zorlanmalara neden oldu. Haliyle, hem talep, hem satın alma gücü düştü, hem reel sektörün kendi arasında, hem de reel sektör bankacılık sektörü arasındaki ödemeler sistemi, akımları olumsuz etkilenmeye başladı.
Kısmen bozulan Türkiye algısı, kur-faizdeki artış, bizim ekonomimizde de görüntüyü bulandırdı. Bu yüzden kısmen ekonomik kararlar ertelenmeye başladı, tüketiciler ve iş insanları haliyle dalgalanmada beklemeye geçti.
Ne yazık, kur ve faizdeki bu artış bize düşük talep, azalan büyüme ve işsizlik olarak yansıyacak gibi. Türkiye, bu dalgalanmayı görece daha az hasarla atlatabilir ama biz ithalat bağımlılığımız, döviz borçluluğumuz, dövizle fiyatlama v.s.’den dolayı daha sıkıntılı yaşayacağız. Hele bu dalgalanma faizlere yansımaya başlarsa, o vakit işimiz daha zor.
Tüm bunların üzerine bir de hafta sonu gelen maaş ödeyememe krizi, tuz biber ekti. Bir anda talep bıçak gibi kesildi. İçeride yaşadığımız siyasi kriz, Türkiye’deki dalgalanma ve parasal akımlarda başlayan global değişim ve tüm bunların üzerine gelen maaş krizi, bizi kısa vadede çok olumsuz etkileyebilir. O yüzden, bilhassa maaş konusunu acilen halletmeli ve bu görüntüden kurtulmalıyız.
Seçimlerden sonra iş başı yapacak hükümetin yılın ikinci yarısında ekonomide çok güçlü adımlar atması, reformlar yapması, istikrar ve güven sunması lazım; yoksa % 4 civarı büyüme beklediğimiz bu yılda hüsrana uğrarız.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil