06 Aralık 2016

Dilim, seni dilim dilim dileyim; başıma geleni senden bileyim

Haber İçi Üst

Akil adamlardan biri geçenlerde durumu çok güzel özetledi: “Düne kadar akildik, ansızın alkolik olduk”. Her içki içen insan için “alkolik” veya “ayyaş” gibi sıfatlar kullanır ve ucunun nereye varacağını düşünmezsen işin sonu bu olur. Kendi destekçilerini de kaybedersin.

Yıllarca Erdoğan’ın demokratik açılımlarını, vesayet sistemine karşı yürüttüğü mücadeleyi, ulusalcıların hiddetli karşı çıkışlarına rağmen yürüttüğü “barış ve çözüm süreci”ni destekledim. Kemalist dostlarımla “Türkiye’ye şeriat gelir mi gelmez mi?” tartışmaları yaptım. AKP’nin gizli gündeminin Türkiye’ye şeriat getirmek olduğu iddialarına karşı çıktım. Hala da aynı fikirdeyim. Hiçbir gücün Türkiye’ye şeriat sistemini getirebileceğine inanmıyorum.
Ne var ki Gezi olaylarında Erdoğan’ın kantarın topuzunu kaçırdığı görülüyor. Ya çok yoruldu ya da yanlış yönlendiriliyor. Her iki ihtimal da tehlikeli çünkü Türkiye’yi kutuplaşmaya sürüklüyor. Ekonomik başarılarına yazık olacak.
                                                                              ***
Peki, Erdoğan’ı yönlendirenler kimlerdir? Öyle görünüyor ki bunların en ileri geleni Yalçın Akdoğan’dır.
Yalçın Akdoğan, bir doçenttir yani bir bilim adamıdır veya öyle olması gerekiyor. Ankara milletvekilidir ve Başbakan’ın baş danışmanıdır. Başbakan’ın söylevlerini yazan ekibin içindedir ve Başbakan’ın en güvendiği insandır. Ayrıca AKP içinde “Doktrin Hocası” olarak anılmaktadır. Yani Parti’nin akıl hocasıdır.
Yalçın Akdoğan’ın geçenlerde bir yazısını okudum. Kime/kimlere meydan okuduğunu pek anlayamadım ama yazının başlığı “Hodri Meydan” idi (Star, 18.06.13). Yazıda Akdoğan şu savları ileri sürüyor:
“Bir eylemin veya hareketin demokratik sayılıp sayılmamasının tek bir kriteri yoktur. Eylemin hangi yöntemle gerçekleştiği de önemlidir, söylem ve taleplerin muhtevası da önemlidir. Çekişme veya rekabet halinde olan kitlelerin sayısı, seçimdeki karşılıkları da bir kenara konulamayacak bir faktördür. Gezi parkındaki eylemin bidayetindeki yöntem ve muhteva demokratik bir nüve olarak görülebilir. Ancak olayların (hangi gerekçeyle olursa olsun) ulaştığı boyut, yöntem ve muhteva ‘demokratik görünümü’ ciddi şekilde sarsmıştır. Şiddet ve Vandalizm, yol kesme, Molotof atma demokratik bir yöntem değildir. “Benim istediğim olacak” dayatması demokratik bir usul değildir. Çevre duyarlılığı aşarak siyasi tertibe dönüşen bir provokasyon demokratik bir mücadele değildir.” 
İlk bakışta gayet demokratik gibi görülebilir. Ancak derinlemesine okununca nalıncı keseri gibi her şeyi kendisine yonttuğu gözlenebilir. Başlangıçta yöntem ve içerik bakımından eylem demokratik olarak görülebilir diyor. Peki, “görülmeyebilir” de olabilir mi?
Eğer demokratik bir eylemse, böyle bir eyleme karşı coplu, gazlı, basınçlı sulu “Şafak operasyonu” düzenlemek demokratik olabilir mi? Operasyon demokratik değil de olayda orantısız güç kullanılmışsa devlet baba gereğini yaptı mı? Soruşturma sonucu herhangi bir sorumlu cezalandırıldı mı? Yoksa babamız kulakları üstüne mi yatmıştır?
“‘Benim istediğim olacak’ dayatması demokratik bir usul değildir” diyor Akdoğan. Katılmamak elde değil. Demek ki Başbakan’ın tutumu katiyen demokratik değildir. “Ben karar aldım, buraya Kışla inşa edilecektir. Sizin ne düşündüğünüz, ne yaptığınız beni ilgilendirmez. Mahkeme kararını beklemek zorunda da değilim” gibi söylemlerin demokrasilerde yeri var mı?
“Demokratik eylem” olma ihtimali olan bir işe kalkışan gençlere “çapulcu” demek Başbakan’a yakışır mı? Başkalarına meydan okurken Baş Danışman’ın bu sorulara yanıt vermesi gerekmez mi?
                                                                          ***
Gezi olaylarının daha uzun süre bizi peşinde gezdireceği anlaşılıyor. Çünkü Gezi, çelişkilerle doludur. Sağa, sola diklenmek, tafra atmak, haklı olduğunuzu göstermez.
2008 yılında AKP kapatılmak istendiği zaman bunu doğru bulmayan ve buna karşı sesini yükselten AB ve AP göklere çıkarılıyordu, şimdi Gezi olaylarını protesto ettiler diye yerin dibine batırılıyorlar. Olmaz ki, böyle de davranılmaz ki…
Daha birkaç ay önce Sosyal Demokrat yani ortanın solunda olan Hannes Swoboda, Erdoğan’ı Esad’a benzetti diye Kılıçdaroğlu’nu kapı dışarı ederken iyiydi. Şimdi Gezi olaylarını protesto ettiği ve polisin orantısız güç kullandığını yani herkesin gözü önünde cereyan eden gerçekleri dile getirdiği için tu kaka oldu. Üstelik Swoboda çok doğru söyledi: “Başbakan parti lideri gibi değil, devlet adamı gibi davranmalı”.
Evet, olaylar çığırından çıkınca eylemciler, şiddet kullandılar, vandalizm yaptılar, TOMA’lara Molotof attılar. Ama bütün dünyanın gördüğü bir gerçeği de itiraf edin: Polis orantısız güç ve şiddet kullanmıştır. İnsanlar çileden çıkarılmıştır.
Ne münasebet, öyle şey olur mu? Çıkıyor Başbakan, herkesle alay edercesine ve yaralara tuz ekleyerek şöyle diyor: “Polis teşkilâtı bir demokrasi sınavı vermiştir ve nasıl demokratik davranılması gerektiğini göstermiştir. Polis teşkilâtını güçlendireceğiz”.
Başbakan’ın anladığı demokrasi buysa yandı gülüm keten helva. Durum gerçekten buysa ne “anayasa” yapmalarına gerek vardır, ne de “babayasa”. Başbakan’a ve Baş Danışmanı’na kalsın.
Biz helâl ederiz.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam