09 Aralık 2016

“Derdim bir şey olmak değil, bir şey vermek”

Haber İçi Üst

28 Temmuz seçimlerinde farklı partiler adına yarışacak toplam 47 kadın adaydan birisi olan CTP Lefkoşa adayı Doğuş Derya’yı konuk ettik önceki gün Radyo Havadis’te… Siyasetin yeni, genç ve aydınlık yüzlerinden birisi sadece Doğuş Derya… Hızlı bir FEMA aktivisti, bir koltuğuna birçok karpuz koymayı başarmış, geleceğimiz dediğimiz gençlerimizden sadece birisi…

Öğrencilik yıllarından beridir politikayla haşır neşir olan Derya, Kıbrıs Türkü’nün “talep eden ve şikayet eden” bir yapısı olduğunu ve az sorgulayan bir toplum olduğumuzu söyleyerek, bu vatandaş tiplerinden kurtulmamız gerektiğini savunuyor. 1974 yılından beridir vesayet altında yaşadığımızı, önceleri “yeterince Türk”, şimdilerde ise “yeterince Müslüman” olup olmadığımızın tartışıldığını savunuyor. CTP Lefkoşa milletvekili adayı Doğuş Derya, “Ülkenin, haysiyetli ve kendi duruşunu ortaya koyan siyasetçilere ihtiyacı var. Ejder ve Küçük gibi siyasilerin bizleri yönetmesini istemiyorum” diyor.
Toparlanıyoruz hareketi ile bazı sendika ve sivil toplum örgütlerinin, “sandığa gitmeme” çağrılarını da doğru bulmayan Doğuş Derya, sandığa giderek, irademizi görünür kılabilecek kanalları açmak zorunda olduğumuzu belirtiyor…
1970’lerden beridir federal kültürü toplumun gündeminde tutan, emeğe saygılı bir parti olarak gördüğü CTP’nin, iktidar dönemindeki bazı icraatları nedeniyle eleştirilmesini ise, “30 yıllık bir beklentinin ardından iktidara gelen CTP’nin, kısa sürede bunların tümünü çözmesini beklemek fazla iyimserlik olurdu” değerlendirmesinde bulunuyor ve partisinin bu seçimlerden birinci çıkacağına inanıyor.
“Derdim Bir Şey Olmak Değil, Bir Şey Vermek” diyen Derya, vekilliği bir meslek olarak değil, toplumun kamusal faydası için bir araç olduğunu ve verilen oyların borç oylar olduğunu söylüyor,  Meclis’e girecek vekillerin temel görevinin, toplumun önünü açacak projelerin hayata geçirilmesi olduğunu söylüyor…        
Doğuş Derya gibi daha birçok genç var listelerde. Ben de diyorum ki, madem ki mevcutlardan şikayetçiyiz, biraz da bu gençleri dinleyelim.

                                      *****
Kamu-Sen’den açıklama

Sayın Moreket,
“26 Haziran 2013 tarihli Havadis Gazetesi köşenizde; ‘………..Kamu-Sen seçmenlere karma oy kullanması yönünde çağrı yaptı. Yalnız iş bununla bitmiyor. Karma kullanalım kullanmasına da kime oy vereceğimizi de söylemeniz gerekmez mi? Ya da hangi kritere göre oy kullanalım..?’ diye yorumda bulundunuz.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; çarpık kirlenmiş siyasi sistemin bize zorla dayattığı ve neredeyse her seçim dönemi önümüze aday olarak çıkanların  ülkeyi ne hale getirdiği ortadadır…
Durup da şimdi size yaptıkları rezaletlerin tümünü sıralarsam, ne sizin bunları gazetenizde yayınlayacak yeriniz, ne de benim kağıdım yetmez…
Vekil transferleri, rüşvetler, şaibeli ihaleler, yağma, hukuk dışılıklar, partizanlıklar, yolsuzluk dosyalarının saklanması, mafya ve çetelerin ülkeye hakim olması, özelleştirme adı altında kurumların peşkeş çekilmesi, emeğin sömürülmesi, çevrenin yağmalanıp talan edilmesi, golifa gibi vatandaşlık dağıtımı, KTHY ve Ercan’ın peşkeşi ve daha neler… Peki bunları yapanlar, her dönem bizden yeniden bir şans daha isteyen ve tüm yaptıklarına rağmen sistem zoruyla yeniden seçilenler değiller mi?
Partilerin seçim bildirgelerine ve parti programlarına bakarak oy verelimmiş..! Hangi parti bugüne kadar programına ya da bildirgelerine uymuştur? Yıllardır içine düştüğümüz bu hak etmediğimiz durumdan ve bu siyasi kirlilikten sistemi ve sistemden yararlanan açıkgözleri sorumlu tutup, sızlanmadık mı?
Peki bu muhterem vekillerimizin, neden Siyasi Partiler Yasası’nı, Seçim ve Halk Oylaması Yasası’nı, Meclis İç Tüzüğü’nü değiştirmediklerini, neden dokunulmazlıkların Meclis çatısı ile sınırlandırılıp, Nereden Buldun Yasası’nın çıkartılmadığını, yolsuzluk dosyalarının neden yargıya havale edilmediğini sorgulayıp, halkımıza ışık tutmuyoruz?
Sanırım bunları yapanlarla, yataklık edenleri yeniden halkımıza hatırlatırsak ve yıllardır mühür vurulduktan sonra da parti içi oylarla listecikleri dolaştırıp, dolgu malzemesi olarak kullanacakları yeni adayları dışarıda bırakıp, aynı oyunlarla yıllarca vekil kalabilme oyununu halkımıza anlatırsak, halkımız karma kullanarak, bu oyunları bozup, değişime karşı direnen ve mevcut siyasi yapıdan beslenenleri, kendilerini yıllardır aldatanları cezalandırarak,  Meclis’e yeni ve denenmemiş yüzlerin girmesi sağlanabilir.
Kriterler ise;  eğitimli, şaibeye bulaşmamış, mesleğinde başarılı olmuş ve karakteri sağlam proje üretebilen, parti parti dolaşmayan “önce ben, ya da partim” yerine “önce halkım ve ülkem”  diyenler olmalıdır.
Bu ülke küçüktür ve herkes bir birini ve ailelerini az çok tanırlar. Adayların bu kriterleri taşıyıp taşımadığı da kolayca bilinebilir. Yeter ki duygusal davranılmasın.
Saygılarımla.”
Mehmet Özkardaş (Kamu-Sen Genel Başkanı)

YERİN KULAĞI VAR

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ: Dün buradan hukukçuların mütalaalarını yayınladık, sonunda mahkeme de hukukun üstünlüğünü ortaya koydu, Aslanbaba’nın yurt dışı çıkış yasağı kalktı. Rüşvet miydi, değil miydi, suçlu muydu, değil miydi bunlar artık tartışılacak durumda değil. Toplum vicdanında sadece Ejder değil, onunla birlikte daha pek çok kişi ve kurum mahkum oldu. Ancak hukuk süreci devam etmeli ve yine hukuk çerçevesinde de yargılanacaksa yargılanmalı. Gelecekte başka birileri bunun gibi gizli alışverişlere tevessül edemesinler diye. Hepimiz bunu bekliyoruz…

HESAP BÜYÜK: Serdar Denktaş ağzındaki baklayı çıkarttı. Dün bir TV kanalında, 8’lerin seçimlerden sonra geri dönmeyeceğine inandığını ifade ettikten sonra, “Bu süreç bizi sağda birleşmeye götürecek” dedi. Benim bundan anladığım, İrsen Küçük sonrasının hesaplarının yapıldığı yönünde.

SAMİMİYSENİZ DÜZELTİRSİNİZ: İkinci Cumhurbaşkanı Talat, sistem tümden değiştirilemese bile, bazı iyileştirmeler yapılabileceğini savunuyor. Ben de aynı fikirdeyim. En azından Meclis’te bekleyen yasalar bir an önce geçebilir. Buna ilaveten, bu rezil düzenin son bulmasında samimiyse, bazı Anayasa değişiklikleri bal gibi yapılabilir. Ülkede Cumhurbaşkanları ile Başbakanlar arasındaki kavgalara bir son vermek eğer herkesin ortak görüşüyse, Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığını garanti altına alacak, icraya müdahalesini önleyecek yaptırımlar getirilebilir. Diğer yandan,  icranın partizanlık uygulamalarına son vermek, rüşveti önlemek, devlet kaynaklarının çarçur edilmesinin önüne geçmek için yine Anayasa ve yasalarda düzenlemeler yapılabilir. Tabii dediğim gibi, bugün şikayet edenler gerçekten samimiyseler…

HERKES SUÇLUDUR: Meclis Başkanı Bozer, bundan 4 ay önce, geçtiğimiz şubat ayında son günlerin skandal adamını devamsızlıktan dolayı Meclis’ten ihraç etmeyi önerdiğinde, herkes parmağının arkasına saklanmayı tercih etmişti. Yani o gün İç Tüzük kuralları gereği gibi uygulansaydı, bugün ne o adam bir transfer daha gerçekleştirebilecek, ne de bu rezaletler yaşanacaktı. Bozer’in önerisine “evet” demeyen herkes suçludur. İç tüzük suçu işlemişler, cezasını da çekmişlerdir…

ORADA ÖYLE, BURADA BÖYLE: Hükümet Kalecik’e petrol dolum tesisi yapılması için arazi tahsisini reddetti ya, aklıma o günlerden bir anektod geldi. Dönemin İçişleri Bakanı Nazım Çavuşoğlu, Kalecik’e dolum tesisi yapılmasına onay veren ilk isimin Bakan Kaşif olduğunu açıklamıştı. Şimdi Kaşif’in içinde olduğu hükümet, yanlış olan bu kararı ortadan kaldırdı. Siyasette tarihin en doğru lafını Süleyman Demirel etmişti, “Dün dündür, bugün bugündür”…

“BAĞIŞLAR” YASAL DEĞİL AMA: Hatırlayacaksınız Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Asım İdris, okullara kayıt sırasında velilerden alınan “bağış”ların gönüllülük esasına dayandığını ve kimseden zorla para talep edilemeyeceğini söylemişti. Görüyoruz ki, bu açıklamayı takan yok. Okul idareleri ise bahane olarak, okulun zaruri ihtiyaçları, fakir öğrencilere yardım gibi gerekçeler öne sürerek “bağış” toplamayı sürdürüyorlar. Ne diyor Bakan İdris; “Yasal olmasa da para bu sebepten toplanmaktadır.” Yani “bağışların” sürdüğünü kabul ediyor. Yalnız sayın bakan, bu “bağışların” gönüllülük esasına göre yapılıp yapılmadığını nasıl anlayacak, çok merak ediyorum…

“ZURNANIN SON DELİĞİ BAKANLIĞI”: Yıllardır iktidara gelen tüm hükümetlerden sorunlarına çözüm bulamayan Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği umudunu geçici hükümete bağladı. Birlik Başkanı Mustafa Naimoğulları, hayvancıların “zurnanın son deliği” konumunda olduğunu iddia ederek, Tarım Bakanlığı’nın adını “Zurnanın Son Deliği Üreticilerin Bakanlığı” olarak değiştirilmesini önerdi…  Acaba diyorum, biraz da hatayı kendilerinde arasalar nasıl olur?

ZİRVEDEKİLER

KKTC Polisi: Polis Genel Müdürlüğü kuruluşunun 49. yılını kutluyor. Ülkede huzur ve güvenin sağlanması gibi önemli bir görev üstlenen polisimizin, özellikle son dönemde birçok olayın çözülmesinde, kısıtlı imkanlara rağmen başarılı bir grafik çizdiğini görüyoruz. Tüm teşkilatı kutluyoruz…

DİPTEKİLER

Ünal Üstel: Bakanlık gitti ama Üstel dipte kalmaya devam ediyor. Başbakan Sibel Siber’in senaryosunu yazdığı filmin çekimleri için para çıkartacağını söylemiş, ancak ödeme dahi yapılmamış. Taa, geçen nisanda. Şimdi kalkmış bunu siyasi malzeme yapıyor. Bu devlet adamlığı mı? Kesinlikle değil. Üstelik de ayıp, sadece ayıp. UBP de bu ayıba ortak olduğu için dipte.

“Rüşvet aldığı” iddiası ile Meclis’i birbirine katan İskele Milletvekili Ejder Aslanbaba, “halk diliyle” yaşananları anlatmaya çalıştığını ve Meclis’teki tavırlarının tamamen, “hiciv” yani “mizah olsun diye” yapıldığını söyledi

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil