04 Aralık 2016

Değişik bir hava, değişik bir denklem!..

Haber İçi Üst

Bugün seçimlerle ilgili son yazımı yazıyorum. Haftalardır neler neler yazmadık ki?.. Ama her yaptığım yorumda altını kalın çizgiyle çizip, “bunlar kendi yorumlarımdır” demeye özen gösterdim. Birçok okuyucum bu yorumlarıma katılırken, görüşlerime katılmayanların da arayıp, kendi düşüncelerini aktarmaları beni gerçekten mutlu etti…

İşte yine seçim sürecinin sonuna geldik. Partiler söyleyeceklerini söyledi, şimdi söz sırası seçmende. Yaklaşık bir aylık propaganda süresinde kimin söyledikleri ne kadar etkili olmuş, sandığa nasıl yansımış onu öğrenmek için sadece 24 saatimiz kaldı…

Buna rağmen değişik bir hava, değişik bir denklem var sokaklarda… Bu süreçte eskiye oranla pek fazla ciddi anket sonuçları göremedik. Nedenlerden belki de başlıcası, karma oy oranlarında beklenen artış olabilir diye düşünüyorum… Her ne kadar son haftaya girilirken karmalar büyük oranda mühre dönmüş gibiyse de, bu kez yasaklar nedeniyle anket yayınlanamadı.

Startın verildiği günden bugüne kadar partilerin performansına baktığımızda, hangi partilerin ipi göğüslemeye daha yakın olduğu, sandıklardan nasıl bir sonuç çıkabileceği konusunda hepimizin kafasında birtakım fikirler oluştu…

Adaylarını ilk açıklayan, yarışa bir adım önde başlayan ve bu avantajını iyi kullanan CTP’nin, son güne kadar bu istikrarını sürdürdüğünü ve ipi göğüslemeye en yakın iki partiden biri olduğunu söyleyebiliriz… Önünde bekleyen bir kurultay olmasına karşın, parti disiplini, birlikteliği sağlamaya yetti. Buna bir de, kendi partilerinin başbakanlığındaki hükümet avantajını eklemek gerek.

Uzun ve kavgalı bir kurultayın ardından partide yaşanan kopmalarla seçimlere sorunlu ve sıkıntılı başlayan, demoralize olmuş UBP, bu travmayı erken atlatmış gibi görünüyor. Son günlere toparlanmış ve moralli olarak girerken, rakibi CTP ile arasındaki farkı kapatıp, durumu eşitlemiş görünüyor. UBP’nin, son düzlüğe girilirken bu yarışın galibi olmak adına, en az rakibi CTP kadar şanslı olduğunu söyleyebiliriz…

UBP’den ayrılan 7’lerin katılımı ile oluşan DP-UG konseptinin, 28 Temmuz’da alacağı sonuçlar hiç kuşkusuz en çok merak edilenler arasında… Katılımların, partiye artı olarak yansıyacağını herkes kabul ediyor. Böylece DP olarak 2009’da aldığı oy’un üzerinde bir yüzdeye ulaşacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak bu artışın, DP-UG’yi iktidara taşıyıp taşıyamayacağı konusunda ise pek iyimser değilim. Ancak, DP-UG’nin alacağı oy oranı ne olursa olsun, seçim sonrası olası hükümet senaryolarının tümünde, belirleyici parti olacağını söyleyebiliriz…

TDP’ye gelince, seçim öncesi yakaladığı avantajı ne yazık ki, yanlış strateji ve yanlış seçimlerle heba etti. Son günlerde kamuoyunda da tartışılan “mektup” konusundaki tutarsız duruşu, ilçelerdeki mitinglerini iptal etmesi, TDP tabanının moralini bozmuştur. Seçim öncesi yakalanan hava bugün yok. TDP’nin, bırakın iktidar hayalleri kurmayı, son günlerde barajı geçme savaşı veriyor…

BKP-TDV ise, gerek söylem, gerekse eylemleri ile adından en çok söz ettiren parti olarak, bu seçimlere damgasını vuracak… Bu seçimde değilse bile, bir sonrakinde solun ikinci partisi olması olasılığı mevcut.

Bu değerlendirme benim tamamen kendi öngörü ve sezgilerimle oluştu. Hepimiz de biliyoruz ki, seçimler bizde, son 24 saatte kazanılır veya kaybedilir. Sokaklarda değişik bir hava, değişik bir denklem her an oluşabilir…
Sonuçlar ne olursa olsun, iktidara gelecek olanların, “intikam” hırsını bir yana bırakarak, halkın tümünü kucaklamasını, bütün KKTC’nin hükümeti olarak, devletin ve halkın çıkarı için görev yapmalarını bekliyoruz. 2013 seçimlerinin Kıbrıs Türkü için hayırlı olmasını dilerim…

Okur uyarıyor

2+2= 4 eder mi?..

Mağusa’dan bir okurumun seçimlere yönelik ilginç bir hesabını sizlerle paylaşmak istiyorum. Partilerin başkent Lefkoşa’daki tahmini oylarını baz alarak yaptığı hesap öyle ilginç sonuçlar ortaya çıkarıyor ki, sizlerle de paylaşmak istedim. Partilerin son seçimlerde aldığı oylar ve kendi açıklamalarını baz alarak yaptığı hesaplamada Lefkoşa için şöyle bir sonuç ortaya çıkarıyor…

“BKP-TVG’nin ülke genelinde %3 civarında oy alabileceğini varsayarsak, Lefkoşa’da en az %6-8 arası bir oy alması gerekiyor. Gelelim TDP’ye. Partinin Lefkoşa’daki oy oranının %12-13 arasında olduğunu yine kendi açıklamalarından biliyoruz. DP-UG’nin Lefkoşa’daki oy oranının ise %18-20 bandında olacağını söyleyebiliriz. Bu hesaba göre 3 partinin Lefkoşa’da alacağı oyların en düşük rakamlarını baz olarak aldığımızda, 6+12+18= 36 toplam sayısına ulaşırız. Karma oy kullanacak olanların sayısının da en az %15 olduğunu varsayarsak toplamda %51 gibi bir rakama ulaşırız. Eğer buraya kadar yazdıklarımda hemfikirsek, geriye kalan %49, UBP ve CTP’nin Lefkoşa’da mühürden alacakları oy oranı olacaktır. Bu hesaba göre karmalarda önde olan parti Lefkoşa’daki yarışı önde tamamlayacaktır…

(İsmi mahfuz)

 

YERİN KULAĞI VAR

KEŞKE AYRILIRKEN YAPSAYDINIZ SİBEL HANIM:
Seçim hükümetinin Başbakanı Sibel Siber’in dün, bir buçuk aylık hükümet dönemi ile ilgili düzenlediği basın toplantısı hiç de etik olmadı. Keşke bu toplantıyı, neler yaptığını, hükümeti devrederken, hiç olmazsa seçimlerden sonra yapsaydı. Ne yazık ki dünkü basın toplantısı, mensubu olduğu partiye bir siyasi avantaj sağlamaya yönelik olarak değerlendirildi. Sibel Hanım gibi, ülkenin tüm kesimlerinden destek gören bir siyasetçi, keşke bu hataya ortak olmasaydı diye düşünüyorum…

BAŞBAKAN SİBEL:
Önceki akşam CTP-BG’nin Lefkoşa’da düzenlediği mitinge katılan kalabalığın, Sibel Siber’in kürsüye çağrılmasıyla birlikte attığı “Başbakan Siber” sloganları geceye damgasını vurdu. Bu tezahüratın, Sibel Hanım’ın konuşmasına da yansıdığı ve ilk kez vücut dilini de çok iyi kullandığını gördük. Bu sevgi seli Sibel Hanım’ı coştursa da, “bazılarının” pek de hoşuna gitmedi sanırım…

HAVA MI STRES Mİ:
Temmuz sıcağında sokak sokak dolaşan siyasiler, var güçleri ile ipi göğüslemeye çalışırken, sıcak ve yorgunluk en büyük düşmanları oluyor. DP-UG Genel Başkanı Serdar Denktaş canlı yayında rahatsızlanırken, UBP milletvekili adayı Deniz Dana ise sıcak nedeniyle fenalık geçirmiş. Her iki adaya da büyük geçmiş olsun, kolay değil bu sıcak, stres ve yorgunluğa dayanmak. Biraz daha dişlerini sıksınlar, şunun şurasında 24 saatleri kaldı…

KONTENJANLAR YİNE BOŞ:
Üniversitelere yerleştirme sonuçları ÖSYM’nin internet sitesinden açıklandı. Buna göre, KKTC’deki üniversitelerin lisans programlarında 8 bin 236, ön lisans programlarında bin 543 kontenjan boş kaldı. Toplam kontenjanın 18 bin 395 olduğu düşünülürse, yaklaşık 9 bin boş kontenjan büyük rakam. Neredeyse yarı yarıya. Ancak 2010’dan bu yana sırasıyla 17 bin, 11 bin, 13 bin kontenjanın boş kaldığına bakınca, 9 bin için sevinmemiz gerekecek. Şimdi iş, bu açığı, reklamları ve burslarıyla kapatmaya çalışacak olan üniversitelerimize düşüyor…

YENİ TURİST PROFİLİ:
Biz yurt dışından ülkeye gelenlerin bugüne kadar ya iş, ya da turizm amaçlı olduğunu sanırdık. Ama görüyoruz ki, turist profili bayağı değişmiş son günlerde. Hem ziyaret, hem ticaret yapanlar var. Borç tahsili için yurt dışından gelmişler. Bu yeni bir turist profili için, bir ilk adım yorumunda bulunursak yanlış mı olur acaba? Yoksa bu türler hep var mıydı?

VEREM HORTLADI MI:
Haberde, “Türkiye, KKTC’nin ‘ihtiyacı’ olan anti tüberküloz ilaçlarını hibe edecek” deniyor. Tüberküloz bildiğiniz gibi verem. Okuyunca acaba Türkiye’de yıllar önce kökü kazınan verem, bizde yaygınlaştı mı diyerek korkuya kapıldım. Kısaca baktım, en son bulgu 2009-2011 arası yapılan bir araştırma. Buna göre, KKTC’de bulaşıcı hastalık sıralamasında birinci sırayı verem alıyor. Bir başka bulguya göre, bulaşıcı hastalık taşıyanların dörtte üçü yabancı uyruklu. Sağlık Bakanlığı bunu halktan gizlemek yerine, bulaşmayı önleyici tedbirleri halka anlatacak kampanyalar yapmalı. Anlaşılan durum ciddi…

GÜNEY’DE ÇÖZÜM FİKRİ YOK:
Management Center’ın dün gazetede bir ilanı vardı. Kuzey ve Güney Kıbrıs’ta güven arttırıcı çalışmalar bağlamında, önceliklerle ilgili tespitlerini yayınladı. İlginç olan, Kıbrıs Türk toplumunun önceliği, AB gümrük birliğine dahil olmak, ambargoların kalkması, Maraş’ın devri, Türkiye’nin limanlarını Güney Kıbrıs’a açması gibi, somut siyasi beklentiler. Oysa Rumların tek bir önceliği ortaya çıkmış; “Uzlaşmanın faydaları konusunda aydınlatılmaya ihtiyacımız var” diyorlar. Bu da çok açık bir şekilde Kıbrıs Rum toplumunun, bir uzlaşmaya ihtiyacının olmadığını, akıllarında böyle bir fikrin var olmadığını gösteriyor…

ZİRVEDEKİLER

KKTC Seçmeni: Aylardır partiler kafa ütülediler, program yarışı yapacaklarına, birbirlerini suçlamayı tercih ettiler. Hatta iş o kadar ileri gitti ki, bel altı vurmayı seçenler oldu. Oysa Kıbrıs Türk seçmeni, sabırla ve büyük bir sessizlikle olup biteni izledi. Kararını özgür iradesiyle vermek için düşündü, taşındı. Her ne kadar dedikodu meraklısı olduğu söylense de, seçim dönemi çıkarılan dedikodulara beklendiği kadar tepki vermedi. Yarın, boykot çağrılarına itibar etmediğini de göstereceğine ve demokratik yaşamımızın devamı için bir kez daha görevini yapacağına inanıyorum…

DİPTEKİLER

Seçim Dönemi Kıvırmaları: Neler gördük bu kısacık bir ayın içinde. “Birinci parti çıkmazsak başkanlığı bırakırım” diyen Serdar Denktaş, dün TV’de “Taban bunu istemezse, günü geldiğinde değerlendirilecek” şeklinde görüş değiştirdi. “Taahhüt verilmişse çekiliriz” diyen Çakıcı, mektup kesinleşince, “Ben niye çekileyim, Başbakan istifa etsin” dedi. “Aslanbaba yoksa, ben de yokum” diyen Afet Özcafer, siyasi hayatını Aslanbaba’nın kaderine bağlayamayacağını gördü, bir daha bunu ağzına bile almadı. Demek ki neymiş, efelenmelere fazla kulak asılmamalıymış…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam