08 Aralık 2016

Dayatmacı çoğunlukçu politika yerine katılımcı demokrasi

Haber İçi Üst

Gezi Parkı olayları, Türkiye’yi karpuz gibi ikiye böldü.
Bir yarısı, nümayişlere bakıyor ve orada iyi çocukları görüyor. Sürekli onlara vurgu yapıyor. Çevreciler, masum çocuklar, özgürlükçü eylemciler, türbanlılar ile başı açıkların kol kola girerek direnen yeni kuşak, esprili gençler, polis vahşeti, otoriter yönetim, vs.
Öteki yarısı, aynı tabloya bakıyor ama kötü çocukları görüyor. Vurgular da özellikle onlara yapılıyor. İç ve dış mihraklar, illegal örgütler, anarşistler, teröristler, marjinal gruplar, başı örtülüleri yerde sürükleyenler, camide içki içenler, darbe sevdalıları, polisimize molotof atanlar, faiz lobileri, vs.
Bir yerlerde bir akıl tutulması olmalı. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Onlar da var, bunlar da var” demiyor, diyemiyor. Ortada bir sorun var. Bu sorunu analiz edip yaraya merhem sürmek gerekiyor. Bu olay bu kadar basit olmalıydı.
Yani uzaydan birini getirseniz ve bu olayın nasıl dallanıp budaklandığını anlatmaya çalışsanız, o yaratığın bu olayı kavrayabileceğini hiç sanmıyorum. Başbakanın ifadesini kullanacak olursak, velev ki anladı, diyeceği şudur: “Bu bir inat, bir murat sorunudur.”
İki tane işe yaramaz bina için başlatılan inatlaşma, işleri çığırından çıkarmıştır. Atacağımız taşın kurbağaları ürkütmeye değip değmediğine bir göz atalım. Binalardan biri “Topçu Kışlası.”
“Halil Paşa Topçu Kışlası” olarak da bilinen bina, 1780 yılında inşa edildi. Ertesi yıl Kabakçı Mustafa isyanı sırasında tahrip edildi. II. Mahmut döneminde tamir edildi. Bina birkaç kez yangın geçirdikten sonra padişah Abdülmecit döneminde Damat Gürcü Halil Rıfat Paşa’nın gayretleriyle yeniden inşa edildi.
Fotoğrafını bildiğimiz ve şatafatlı bir portali olan bina budur. Güvenilir bir kaynak olarak kabul ettiğim İlber Ortaylı’ya göre, bu bina hakkında fazla bir bilgimiz yoktur. Bu bina hakkında elimizde sadece bir fotoğraf vardır.
Binanın ortasındaki eğitim alanı uzun süre “Taksim Sahası” adı altında futbol sahası olarak kullanılmıştır. Bina 1940 yılında yıkılmış ve o alan “Gezi Parkı” olarak kullanılmıştır. 2011 yılında, aklına nerden gelmişse, Başbakan Topçu Kışlası’nı yeniden inşa etmeye karar vermiş ve bu ısrarını bugüne kadar sürdüregelmiştir.
Topçu Kışlası’nı ihya etmek amacıyla 28 Mayıs günü çalışmalar başlatılmıştır. Orada bu binayı yaptırmamak ve parktaki ağaçları söktürmemek için birkaç yüz kişi eylem yapıp direnmeye başladı. Bir sabah polis gelip direnişçileri gazlayarak parktan uzaklaştırdı ve çadırlarını yaktı. Başbakan da olayın üstüne körükle gidince kıyamet koptu.
İkinci bina Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’dir. 1946 yılında temeli atılan bina, dünyanın dördüncü büyük Kültür Sarayı olarak 1969 yılında tamamlanıp hizmete girmiştir. Ertesi yıl çıkan bir yangında bina yandı. 1978 yılında tekrar hizmete sokuldu ve 2000 yılına kadar bu işlevini sürdürdü. O yıldan beri de kapalıdır.
Ben İstanbul’a her gidişimde bu binanın tamiratta olduğunu gördüm. Sadece bir defasında becerip içine girdim ve orada Verdi’nin Requem’ini dinledim. Orada olağanüstü bir şey göremedim. Bana kalırsa bina bir beton yığınından başka bir şey değildir.
Uzmanlara inanılacak olursa bina depreme dayanaklı değildir. Bilgi ve görgülerine güvendiğim arkadaşlarımın dediğine göre, binanın akustiği de iyi değildir. Bina rahatlıkla yıkılabilir ve yerine İstanbul’a layık bir opera ve konser salonu inşa edilebilir.
Sorun şu ki Kemalistler ve Ulusalcılar, Başbakan’a güvenmiyorlar. AKM’yi yıkıp yerine AVM yapabilir diye kuşku duyuyorlar. Ve inatlaşma bu noktada Gordion düğümüne dönüşüyor. Nereden, nasıl ellersen elle, çözülmüyor.
Halbuki Başbakan bu sorunu rahatlıkla kökten çözebilir. Hafta sonu yapılacak mitinglerden birinde şöyle söylese işler rahatlıkla yoluna girer: “Bir hata yapıldı. Gezi Parkı’ndaki göstericilerin niyetleri doğru okunamamış ve onlara karşı orantısız güç kullanılmıştır. Özür dileriz. Soruşturma sonucu belirlenecek olan sorumlular cezalandırılacaktır. İzmir’deki eli sopalı siviller de öyle. Samimi gençleri üzmemek için Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası inşaatından vazgeçilmiştir. Müsterih olun. AKM yerine de iftihar edeceğiniz yeni bir AKM inşa edilecektir. Tüm Türkiye’ye söz veriyorum.”
Sorun çözülür mü? Bence çözülür. Peki, Başbakan bu sözleri söyler mi? Hayır söyleyemez. Kendisi demiyor mu “Kusura bakmayın, bu Tayyip Erdoğan değişmez” diye? Başbakan kendisini iyi biliyor.
Daha akşam (bu yazıyı yazana göre akşam, Perşembe gecesidir; yanlış anlaşılmasın) “Benim polisim görevini yapacaktır… Çevreciliği bizden iyi siz bilemezseniz.” Sorun, tam da işte bu söylemde yatıyor.
“Benim polisim, benim valim, benim belediye başkanım.” Hep “benim” edebiyatı. Bir defa da “bizim” dese Allah günah yazacak sanki. Bir de “Her şeyin en iyisini, en doğrusunu ben bilirim.” Ne Türkiye’dekiler bilebilir ne de dünyadakiler. Ona rest çek, buna rest çek. Hayali düşmanlar üret.
Giderek, dünyada tek dostumuz Kuzey Kore kalacak galiba.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil