11 Aralık 2016

DARBE YAPACAK OLAN GENERAL…

Haber İçi Üst

Son günlerde okuduğum en saçma ve komik cümle şu oldu:

“Türkiye CTP ile UBP’nin koalisyon kurmasını ister. Eğer böyle bir koalisyon kurulmazsa anlayın ki Türkiye Suriye’den fırsat bulup da KKTC ile ilgilenemedi…”
Profesöre rica etmişler “Hocam bu yazıyı okuyup da düzeltir misiniz” diye, profesör yazıya bakmış “Neresini düzelteyim baştan sona yanlışlarla doludur” demiş.
Bu cümle de tam profesörün dediği gibidir.
Hiçbir yerinden düzeltilemez ve dolayısı ile değerlendirmeye alınamaz.
Fakat, enteresandır ki son dönemde bazı papağanlar bunu tekrarlayıp durma yöntemiyle belirli kesimlerin kafasına bunu soktular.
“Türkiye CTP-UBP hükümeti istiyor.”
“Eğer kuramazlarsa da bilin ki Türkiye zor durumdadır.”
Bu komik ve saçma cümle üzerine uzun uzadıya değerlendirme yapacak değilim.
2 şey söyleyebilirim.
Birincisi Türkiye bu topraklarda her istediğini yaptırabilecek güçtedir. Buna bazıları işgal diyorlar bazıları da Anavatan’a bağlılık diyorlar ama sonuç fark etmez.
İkincisi Türkiye kendisiyle ilgili birtakım planlamalar yapıyor da Kıbrıs Türkü ve onun yetki verdiği politikacılar ne yapıyor?

      ***

Sevgili Baykan, Mustafa Akıncı ile mülakat yaptı. Pazartesi Havadis’te okuyacaksınız.
Mustafa Akıncı bir döneme damgasını vurmuş politikacılardandır.
Aktif politikadan ayrıldı ve uzun süredir de uzak durmaya çalışıyor.
Lefkoşa Belediyesi seçiminde “hatır” için taraf oldu.
Onun dışında ben de şahit oldum ki örneğin Türkiye’den gelen gazetecilerle görüşmede bile imtina ediyor.
İlk kitabını yayımladığında görüşmüştük.
Kitap, Lefkoşa Belediyesi ile ilgiliydi. Belediyedeki deneyimlerini yazmıştı.
O gün bize politikadaki anılarını da yazacağını söyledi.
Bunu mutlaka yapması noktasında teşvikkar davrandık.
Gazeteciler olarak bizim tanık olduklarımız başlı başına ders alınacak ibretlik olaylardır.
Bakalım kendisinin tanıklığı ile neler neler yaşadı.
Mustafa Akıncı’ya kendisiyle ilgili tanık olduğum bir anımı anlattım. Kitabında yer verir mi vermez mi bilemem.
Bugünkü ortamda yeniden paylaşmak farz oldu.
Bazı papağanların sürekli tekrarlayıp da yarattıkları zihin bulanıklığını aşmak için.
Kişisel görüşümü şimdi belirteyim.
UBP Kurultayı’nda taraf olan Ankara, erken seçimde ve hükümet kurma çalışmalarında uzak duruyor. Aksini ispatlayacak olan varsa buyursun gelsin…

      ***

Gelelim Mustafa Akıncı ile ilgili anımıza;
Ulusal Birlik Partisi-Toplumcu Kurtuluş Partisi koalisyonu dönemiydi.
1999-2000 yılları.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı rahmetli Ali Nihat Özeyranlı idi.
Hükümet ile GKK arasında müthiş bir gerginlik vardı.
Akıncı istenmeyen adamdı.
Cumhurbaşkanlığı’nda Kıbrıs sorunuyla ilgili bir görüşmeyi takip etmek için gitmiştim.
İyi saatte olsun sevgili Durmuş, “köylüm memleket yıkılıyor” demişti ve gazetecilik refleksimiz ortaya çıkmıştı.
O gün bizi ısrarla kovmuşlardı Cumhurbaşkanlığı’ndan.
“Gidiniz, görüşme yok” demişlerdi.
Ben ısrarla beklemiştim.
Rahmetli Denktaş’ın tepkisi hala gözlerimin önündedir;
“Be çocuk başını belaya sokacan” demişti.
Kıbrıs Gazetesi Yazı İşleri Müdürlüğü’ne yeni gelmiştim ve hakikaten başım belaya girebilirdi.
Komutanlar geldi, komutanlar gitti. Gün batımına doğru Denktaş’ın yanına girebildim.
Denktaş gergin ve tedirgindi.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Özeyranlı, Başbakan Yardımcısı Akıncı’ya ağır hakaretlerde bulunuyordu. Şimdiki Polis Genel Müdürlüğü binasının açılışı vardı.
Özeyranlı çok ağır bir konuşma yaptı. Akıncı cevap verdi: “General çizmeyi aştı…”
İşte öylesi günlerdi ve Akıncı’nın konuşmayla çizmeyi aştığı zannettiği general darbe yapmaya karar vermişti.
Sonrasını Denktaş’tan dinledim;
“Kolordu komutanı beni aradı ve lütfen hemen, şimdi Özeyranlı’yı ziyarete gidelim dedi. Gittik, karargahta herkes çelik başlıkları giymiş ve silahlı bir vaziyette dolaşıyordu. Durumu anladım. Komutanın odasına girdik. Ne oluyor dememize fırsat vermeden, cebinden bir kağıt çıkardı ve okumaya başladı. Okurken hüngür hüngür ağlıyordu. Bitirdi, ben ‘Komutanım tamamıyla size katılıyorum ama bu yaptığınız darbedir ve biliniz ki darbe yaparsanız Kıbrıs davasını kaybederiz’ dedim.”
Ali Nihat Özeyranlı darbe yapamadı, sonrasında emekliye ayrıldı ve bir ordu evinde intihar etti.
Şimdi Kara Kuvvetleri Komutanı olan zat dönemim Başbakanı Ferdi Sabit Soyer’e hakaret etti ve “Sen Türk müsün, ispatla” dedi.
Bu film de böyle sürüp gitti.
Kıbrıs Türkü her defasında sineye çekti.
Peki şimdi ne olacak?
İrademize sahip çıkıp kendi geleceğimizi inşa mı edeceğiz yoksa birbirimizle didişip yok mu olacağız?
İşte yanıtlamamız gereken soru budur…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil