06 Aralık 2016

“Daha da büyümek istiyoruz”

“Daha da büyümek istiyoruz”
Haber İçi Üst

Bu hafta İskele’de bir balık çiftliğine konuk olduk. Kuzey Kıbrıs’ta bulunan iki balık çiftliğinden birisi Deepsea Fisheries Ltd. Direktörlüğü’nü de Sonuç Salih Seydali yapıyor. Sonuç Hanım ve ekibi bizi çok iyi karşıladı. Bugüne kadar balıkçılıkla ilgili bilmediğimiz konularda bizleri aydınlattılar. Üretimlerini anlattılar ve bundan sonraki hedeflerini ortaya koydular. Tabii ki bu büyük yatırımın sorunları da var. Çipura ve levreğin üretildiği çiftlikte, önümüzdeki dönemde başka çeşitlerin de üretilmesi, Sonuç Hanım’ın hedefleri arasında. Çiftlik üretiminde GDO’suz yem kullanıldığını ve yavruların 12 ay içerisinde tüketilecek büyüklüğe geldiğine işaret eden Sonuç Hanım, balıklarının haftada iki kez hasat edilerek aynı gün piyasaya taze olarak sunulduğunu söyledi. Ülkede iç piyasaya yetecek kadar üretim yapılırken, Türkiye’den gelen buzlu balıklara anlam vermenin mümkün olmadığını kaydeden Sonuç Salih Seydali, Türkiye’den gelen balıkların en iyi ihtimal 3-4 günlük olduklarına da vurgu yaptı. Devletten bu konuda koruma beklediklerini kaydeden Salih Seydali, deniz ve çiftlik çipurası konusuna da açıklık getirdi. Sonuç Seydali, ülkedeki bürokrasiden yana da dert yandı.
Kendisi Baf kökenli, Polili. Uzun süre Avustralya’da yaşadı. 18 yaşından bu yana iş hayatının içinde. Şu anda 53 yaşında. Bugüne kadar işten uzak kaldığı tek dönemin doğum yaptığındaki 30 günlük süre olduğunu söylüyor. 2008 yılının Eylül ayında adaya geri döndü. 18 yaşından adaya döndüğü güne kadar Avustralya’da büyük şirketlerde çalıştı, yöneticilik yaptı. KKTC’de iş yapmanın ne kadar zor olduğunu görmekten şaşkın. Bunların nasıl giderilebileceği konusunda kafa yoruyor. Çalışanları ile iyi ilişkiler içerisinde, hasat günleri günlük çorbalarla onları destekleyen Sonuç Hanım, “Amacımız şikayet etmek değil, sorunlara çözüm bulmaktır” diyor.
HAVADİS: Bu işi yapmaya nasıl karar verdiniz?
SALİH:
Herkes başka memleketlere bir umutla gidiyor. “Bir birikim edineyim, tecrübelerimi memleketime aktarayım, faydalı bir vatandaş olayım” diye bir sevda vardı. Yeğenim Avustralya’dan döndüğünde gelip burada bir balık çiftliği kurdu. Çünkü taze balık konusunda ülkede bir sıkıntı olduğunu gördü. Bizim ülkemizde bilinçsiz bir şekilde balık avlanıyor ve günün birinde bu balığın sonu gelecek diye düşündü. Taze balığı, ülke insanımıza bu şekilde sunmak için 5 milyon doları buraya yatırdı. İşe başladıktan sonra tabii sıkıntılar başladı. Adaya ithal balık geliyor, fon uygulaması yok. Kıbrıs’ta yem üretimi yok, köpük kasa üretimi yok, yavru yok. Her şey Türkiye’den gelir. Böyle olunca da bunların, gümrüklemesi, masrafı var. Taşıması var. Türkiye Hükümeti, balıkçılarına, ürettiği kilo başına bir teşvik veriyor. Kıbrıs’a göre onların işçilik ücretleri yarı yarıya. İhtiyaçlarını yurt dışından getirme dertleri yok. Toplu para da yatırmıyorlar bizim gibi. Çünkü mal almak için biz, bankaya para yatırmak zorundayız. Çünkü tırlarla geliyor mallar adaya. O nedenle maliyetleri bizden daha düşük. Devlet bizi koruma altına almıyor. Herhangi bir fon uygulamıyor ve tonlarla balık her haftaya adaya giriyor. Her pazartesi, her perşembe kamyonlar dolusu balık geliyor Türkiye’den. Biz de sıkıntılarımızı dile getirdik ilgili bakanlığa. Ancak henüz bir netice alınamadı. Biz teşvik değil, koruma istiyoruz. Ülkemizin bütçesi ortada zaten.
HAVADİS: Ne yapılmasını istiyorsunuz?
SALİH:
Fon uygulanabilir gelen balığa veya kota konulur, ihtiyaç varsa dışardan çipura ve levrek getirilebilir. Başka mallarda koruma var çünkü. Bizde de olsun.
HAVADİS: Ne kadar üretim yapabiliyorsunuz?
SALİH:
500 ton üretme kapasitemiz ve iznimiz var. Ancak biz bunun 350-400 tonunu üretebiliyoruz. Çünkü pazarlamada sorun var. Aslında biz daha da büyümek isteriz. İhracat da yapmak isteriz imkan olsa.
HAVADİS: İç piyasada talep var mı?
SALİH:
İç piyasada talep var tabii ki. Tonlarca balık tüketiliyor ama büyük bir kısmı Türkiye’den geliyor. Aynı sıkıntıyı Dardanel de yaşıyor. Geçen gün toplantı yaptık. Aynı sıkıntılar, aynı dertler. Ama ben umutluyum. Umutla çıktım o kapıdan dün. Bakanlıkta sorunlarımızı çözeceğimize inanıyorum.
HAVADİS: Haftalık ne kadar balık geliyor Türkiye’den?
SALİH:
Haftalık olarak tam bilemiyorum ama hafta içinde 4-5 kamyon geldiğini biliyorum. Her birinde,1-2 ton olsa siz hesaplayın artık. Bence bizim ürettiğimizden fazlası geliyor yurt dışından.
HAVADİS: Deniz ile çiftlik çipurası arasındaki fark nedir?
SALİH:
Pek bir fark yoktur. Çünkü gördüğünüz gibi denizin ortasında, açıkta, temiz bir ortamda, doğal bir ortamda üretim yapıyoruz biz. Tek farkı, yemleme ile büyümeleridir. GDO’suz yem veriliyor. Böyle 2-3 günde büyütülüp de piyasaya sürülmüyor. Çipura 12 ayda, levrek 14-16 ayda büyür. Sularımız temiz, su sıcaklıklarımız yüksek. Hiçbir hastalık baş göstermedi. Bence deniz ve havuz hiç fark etmez, sadece yemidir.
HAVADİS: Büyük olduğu zaman deniz çipurası diye satılıyor ama?
SALİH:
Aşırı büyüyen balığı balıkçılar, deniz balığı diye 25-30 TL satar. Ama öyle değildir. Denizden çıkan balığın reyonda hep aynı boy olması mantıklı mıdır. Ağınızı attığınız zaman denizde hepsi aynı boyda mı çıkar. Reyonlara bir bakın, deniz balığı ve havuz balığı hepsi aynı boyda mı olmalıdır. Zaten bizim balıklarımızda denizdedir. Sadece yemleme ile büyürler 12 ayda. Bu da kısa bir zaman değildir. Halkın balık alırken daha dikkatli olmasını tavsiye ederim. 
HAVADİS: Çiftliğiniz tam olarak nerdedir?
SALİH:
İskele’deyiz. 60 metre derinliktedir kafesin bulunduğu yer. Bunun yaklaşık 40-45 metre altında akıntı vardır. Çevre kirliliği de yaratmıyor. Kontrollü bir ortamda üretim yapıyoruz. 16 kafesimiz var. Her biri 16 metre çapındadır. Her birinde 25 ton üretim yapılıyor. 75 bin yavru her bir kafese giriyor. 350 gram ortalama ile de biz piyasaya sunuyoruz.
HAVADİS: Bu durumda biz balıkçılara gittiğimiz zaman buzsuz levrek ve çipura bulabiliyor muyuz?
SALİH:
Bizim yerli üretimde, sabah sekiz buçukta günlük balık çıkar. Sekiz buçukta çıkan balık, on iki-bir gibi paketlenmiş ve yola çıkmaya hazır duruma gelir. İki, iki buçuk gibi Girne’de reyonda olur. Oradan Gönyeli’ye geçer. Ondan da adaya dağılır. Türkiye’den gelen ithal balık. Çiftlikler Ege’de yoğunlaşmıştır. Oradan çıkması, gümrüğe varması, gümrüklenmesi ve reyona ulaşması, en iyi ihtimal 4-5 günlüktür. Tabii bunu vatandaş bilmiyor.
HAVADİS: Fiyat farkı var mı peki?
SALİH:
Fiyat farkımız yok. Çünkü eğer biz daha pahalı olsak, bizim malımız satılmaz. O nedenle biz, Türkiye’den gelen balığın fiyatı, eksi maliyet koyuyoruz. Aynı fiyata satıyoruz ama biz kar marjımızdan düşüyoruz rekabet edebilmek için. Sürüm olsa hiç problem değil. Ama bizim marketimiz de kısıtlıdır. İkinci bir çiftlik var, bir de dışarıdan gelen balık. Hem kar marjın yüksek değil, hem de sürümden kazanmıyorsun.
HAVADİS: Yatırımınızda yenilikler yapmayı düşünüyor musunuz?
SALİH:
Her şey yolunda giderse seneye yeni türler getirmeye çalışacağız, deneyler yapacağız. Şu anda pazar araştırması yapıyoruz hangi balıklar daha çok satılıyor diye. Seneye de yavruları alacağız. Denemeler yapacağız. İnşallah çipura ve levreğin dışına çıkacağız. Balığın biliyorsunuz insan sağlığına yararı çoktur. Çocukların gelişiminde katkısı var.
HAVADİS: Ülkemizdeki balık avlanmasında sizce tedbir alınması gerekir mi?
SALİH:
Bilinçsiz bir avlanma var ve hiçbir denetim yok. Avlamada da yasak yok. Balıkların bir üreme süreci vardır. Bu süreçte avlanma yasağı olmalıdır ki o balıklar büyüsün. Ama bizde ne yazık ki bu yok ve Akdeniz’deki balıklar tükenmek üzeredir. Bu da bir gerçektir. Türkiye’de, nisan-eylül arası av yasağı vardır.
HAVADİS: Çiftliği siz hangi yıl kurdunuz?
SALİH:
2005 yılında kuruldu. 10 çalışanımız var. Part-time paketlemecilerimiz de gelir hasadın büyüklüğüne göre. Elektriğimiz, suyumuz yok. Yolumuz yok. Onlar da ayrı bir sorun. Biz lojmanın elektriğini güneş enerjisinden sağlıyoruz.26 karelik jeneratörlerimiz var. Bizim iki satış noktamızda soğuk hava depolarımız var. Biz buradan siparişe göre balıkları çıkarıyoruz ve burada balık tutmuyoruz bu nedenlerden dolayı. Günlük çıkan balıklar aynı gün içerisinde dağıtılır.
HAVADİS: Bir kadın girişimci olmak sizin için nasıl?
SALİH:
Bir şirketin en önemli öğesi elemanlarıdır. İşi yürüten onlardır. Ben kendimi yönetici olarak görmüyorum. Onların arkasında yürüyen destekçi olarak görüyorum. İşi yapan elemanlar olduğu için ben onların isteklerini ve ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüyüm. Ayrıca, onların morallerini ve iş azmini yüksek tutmakla ilgiliyim. Çünkü onlara destek olmak isterim. Kadın olarak işletmede bir sıkıntım yok. Etrafımdakilerle çok iyi anlaşıyoruz. Ancak pazarlamada hala daha Kıbrıs’ta kadın yöneticileri kabul etmeyen kitleler var. Yani “kadındır, saçı uzun, aklı kısa” diye düşünenler vardır. Ama ben bunları aşıyorum. Çünkü artık onlar ön yargılardır. Çünkü balıkçılık sektörü erkek egemen bir sektör. Belki de tek kadınım bu işi yapan bilemiyorum. Ama ben çalışmalarımla ilk zamanlardaki ön yargıları kırdım.
HAVADİS: Avustralya’da daha çok çalıştınız. İki ülkenin bürokrasisini kıyasladığınızda ne söylersiniz?
SALİH:
Karşılaştıramazsınız. En basiti gümrüklemeyi söyleyeyim. Avustralya’da gümrük bölümü vardır her sektörün. Yerinden kalkmadan işlerinizi halledersiniz. Ofisten çıkmadan, maillerle, skanlarla işinizi yaparsınız. Biz yaz aylarında iki haftada bir, kış aylarında da 3 haftada bir yem getiriyoruz Türkiye’den. Bir yemi getirmek için, onun siparişini vereceksin, bankaya gidip parayı yatıracaksın. Oradan belgeler gelecek, Mağusa’dan çıkıp Lefkoşa’ya gideceksin ve 4 daireyi gezip mühür alacan. Bunların hepsini bir günde halletmek zorundasınız. Çünkü malınızı gümrükten çıkaracaksınız. Eforunuzun yarısını burada bürokrasiye harcıyorsunuz. En büyük şikayetlerimizden birisi de, bizim ülkede kanunlar değiştiği zaman ilgili kesimleri bilgilendirme olmaması. Biz ithalat ve ihracat izinlerimizi her sene yeniliyoruz Ocak ayında. Bu yıl gittiğimizde bizden “vergi borcu yoktur” kağıdı istendi. İstenmesinde sorun yok. Ancak bunu bize önceden bildirseler olmaz mı? Mağusa’dan çıkacağım Lefkoşa’ya iki üç kez gideceğimi bilmediğim için bunu. Hem zaman hem de benzin kaybı yaşıyorsunuz. Başka konularda da bunu yaşıyoruz. Bir yasa çıktığı zaman ilgili kesimleri bilgilendirmeleri gerekir. Bir yeni kural çıktığı zaman işletmelere geçiş süreci de verilmeli hazırlık yapması için. Kimseyi zarara uğratmamalı.
Fatih Ekinci
Tesiste çalışanlar Karpaz’ın Mehmetçik köyünden ve Urfa’dan. Oranın 9 yıllık çalışanı olan Fatih Ekinci, kadın yönetici ile çalışmanın nasıl olduğunu açıkladı bizlere. Ekinci, kadın yönetici ile çalışmanın daha iyi olduğunu, kadınların daha anlayışlı ve vicdanlı olduklarını vurguladı. Kadın yönetici ile çalışmanın daha avantajlı, erkek yönetici ile çalışmanın daha zor olduğunu anlatan Ekinci, erkeklerle bazen fikirlerin çatıştığını, ancak kadınların tartışmaya daha açık olduklarını vurguladı. Fatih Ekinci, 9 yılda 3 erkek, 2 de kadın yönetici ile çalıştığını, kadınların çalışanların fikirlerine daha fazla önem verdiklerini söyledi.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam