10 Aralık 2016

Cumhuriyet, cumhuriyetçilik ve Atatürkçülük

Haber İçi Üst

Cumhuriyetçilik fikri ortaya ilk çıktığında kral ya da krallığa karşı olmayı ifade ediyordu. Dolayısıyla Osmanlı hanedanlığının zayıfladığı dönemde, cumhuriyetçilik Osmanlı hanedanlığına karşı olmayı ifade ediyordu. Bu karşıtlık zamanla Osmanlı hanedanlığının, kurulan cumhuriyetten tamamen dışlanmasına yol açtı.
Son günlerde cumhuriyet ve cumhuriyetçiliğin siyası tartışmaların odağına tekrar yerleşmesin de, AKP’nin Osmanlı Devleti’nin bazı kurucu unsurlarına tekrar sahip çıkması etkili olmuştur. Ancak AKP’nin Osmanlıcılığı, Osmanlı hanedanlığına sahip çıkmak değil; Osmanlı devletinin diğer kurucu unsurlarına sahip çıkmak olarak değerlendirilmektedir. Çünkü hiçbir AKP’li cumhuriyeti kaldırıp, yeniden krallığa dönüşü savunmamaktadır. Dolayısıyla da, cumhuriyet fikrinin ortaya ilk çıkışında temsil ettiği düşünce ile bugün kazandığı anlam arasında dağlar kadar fark vardır.
Osmanlı devletinde cumhuriyetçilik fikri ortaya ilk çıktığında krallığa karşı olmayı, bir başka ifade ile kraldan taraf değil halktan taraf olmayı ifade ediyordu. CHP’nin Halk Partisi olarak anılmasının da esas sebebi budur. Ancak bu halkçılık ilk çıkışında aksiyonel değil reaksiyonel bir halkçılık idi ve bu yüzden de halka yeteri kadar yayılamadı.
Osmanlı hanedanlığının tamamıyla tasfiye edilmesinden sonra, cumhuriyetçiğin ilk çıkışındaki anlamıyla bir bağlantısı kalmamıştır. Bugün cumhuriyetçilik, bazen Osmanlının hanedanlık dışındaki kurucu unsurlarına karşı çıkmak, bazen katılımcı demokrasiye karşı çıkmak, bir başka ifade ile de ulus devlet modeline sahip çıkmak olarak yorumlanmaktadır. Ulusçuluk olarak yorumlanan cumhuriyetçilik doğal olarak katılımcı demokrasiye karşı olmak olarak da yorumlanmaktadır. Çünkü cumhuriyetçilik, bir başka ifade ile çoğulculuk demektir. Çoğulculuğu milli kökene dayalı olarak yorumlayanlar “Türkiye Türklerindir” söylemini geliştirerek Türkiye Cumhuriyeti’nin çoğulcu unsurunu devletin esası olarak kabul ettiler ve Kürtler dahil, diğer milli unsurları devletin esas kurucu unsurlarından kabul etmediler. Ancak bugün çoğunluğun fikri ve hissi yapısı değişmesine rağmen, geçmişin fikirleri cumhuriyet adına savunulabilmektedir.
Kürtçülük politikasını savunanlar da, ayrılıkçı Kürt milliyetçiğini savunanlar ile katılımcı Kürt milliyetçiğini savunanlar olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Katılımcı Kürt milliyetçileri, çoğunlukçu değil katılımcı demokrasiyi savunurlar ve ayrılıkçı politikalara karşı destek vermezler. Kürt halkının büyük bir bölümü, davranışları ile bu anlayışı desteklediğini ortaya koymaktadır. Ayrılıkçı Kürt milliyetçiğini savunanlar ise, cumhuriyetçi Türkler gibi, Kürt unsurunun çoğunluk bir unsur olarak yer alacağı ayrı bir devlet politikasını savunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında ayrılıkçı Kürtlerin de cumhuriyetçi olduğu söylenebilir.
Cumhuriyetçiliğin özdeşleştirildiği bir başka anlayış da Atatürkçülüktür. Bu anlayışa göre, cumhuriyet çoğunluğun hissiyatını değil kurucu liderin hissiyatını temsil eder. Bundan dolayı da cumhuriyet Atatürk’ün ilke ve ideallerini ifade eder. Bu anlayış cumhuriyetin kuruluş felsefesi ile uyuşmamaktadır ve Gazi Mustafa Kemal’in vefatından çok daha sonra geliştirilmiştir. Çünkü cumhuriyet fikri ortaya atılırken tek adam anlayışından uzaklaşmak için ortaya atılmıştı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi söylem ve eylemelerine baktığımızda da, tek adama dayalı bir cumhuriyet anlayışını değil, cumhurun yani halkın iradesini yansıtan bir cumhuriyet anlayışını benimsediğini görürüz. Ancak bazı Kemalistler zamanla, Gazi Mustafa Kemal’in manevi şahsiyetini onun ideallerine ters bir şekilde yorumlayarak, tek adam fikrine dayalı bir cumhuriyet anlayışına dönüştürdüler. Bu anlayış ise cumhuriyetin halka dayalı zeminini zayıflatıp, Atatürkçülüğün halktan kopuk olarak yorumlanmasına yol açtı. Böylece de Atatürkçülük adına, anti demokratik söylem ve eylemlere meşruiyet kazandırılmaya çalışıldı. Bu söylem ve eylemlerin meşruiyeti ise irtica tehdidine dayandırıldı.
İrtica kavramı ise cumhuriyetin çıkışında gericilik, bir başka ifade ile kralcılık anlamında kullanılıyordu. Çünkü din, Türkiye Cumhuriyeti’nin de kuruluşunda, cumhuriyetin temel kurucu unsurlarından kabul edildiği için, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu ve önemli dini kaynaklar Yeni Türk alfabesi ile yazıldı. Dolayısıyla da cumhuriyeti ya da Atatürkçülüğü din karşıtlığı olarak yorumlamak tarihi gerçeklerle bağdaşmaz. Çünkü Cumhuriyet ve Atatürkçülüğü din karşıtlığı ile özdeşleştirmek, cumhuriyeti ve Atatürkçülüğü aksiyonel değil reaksiyon olarak yorumlamak demektir.
Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderi, onun temel dinamiği sayılan tüm bu unsurların buluşabileceği ortak bir noktanın bulunmasına bağlıdır. Bu ortak nokta tüm tarafların temel insan hak ve hürriyetlerini cumhuriyetin esası olarak kabul etmeleri olmalıdır. Eğer bu ortak nokta oluşturulamaz ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderi sadece galip ve mağlupların değiştiği bir süreç olarak devam edecektir. Böyle bir süreç ise Türkiye Cumhuriyeti’nin daha geniş coğrafyalara etki edebilmesini engelleyerek, kendi içindeki çatışmalar ile enerjisini tüketmekle meşgul olmasını sağlayacaktır.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil