08 Aralık 2016

Çamurkent sosyal yaraya dönüşmesin…

Haber İçi Üst

Gazeteniz Havadis’in dünkü manşetindeki Haspolat-Çamurkent olayı, bir insanlık dramı olarak işlendi. Doğru, bizlerin alışmadığımız, korkunç bir ortam. Ancak olayın o insanları ilgilendiren yönü kadar, toplumun genelini ilgilendiren bir yönü de var.  Aslında bu sorun, otorite boşluğunun, çarpıklığın, kötü yönetimlerin de sorunu. Daha doğrusu sonucu…

Olayın insanların sefalet içinde yaşaması boyutu yanında, buna müsaade edilmesi boyutu da önemli. Hem de en önemlisi…

Aslında Türkiye’den bildiğimiz gecekondu olayının başlangıcı gibi. Türkiye’de İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği krizle, köylerden kentlere göç başlamış, bu da kentlerin varoşlarında gecekondu denilen, derme çatma yapılaşmayı getirmişti. Uzun yıllar sağlıksız koşullarda yaşayan bu göçmenler, yıllar içerisinde popülist iktidarların, devlet arazilerine yapılan bu gecekonduları ortadan kaldırmak yerine, seçim dönemlerinde tapu dağıtmasıyla, büyük bir sosyal adaletsizliğe neden olmuştu. Şimdilerde bu gecekondular, yaklaşık 60 yıl sonra, AKP’nin planlamasıyla, TOKİ benzeri kurumlar tarafından apartmanlara dönüştürüldü…

Şimdi ülkemiz de yaşanan bunun bire bir aynısı olmayabilir. Barakalar devlet arazilerini işgal etmiş olmayabilir. Bilemiyoruz. İşçiler, patronları tarafından bu yıkıntıların içine yerleştiriliyor, ya da kendileri ucuz olduğu için bunu tercih ediyor olabilir. Fark etmez. Ortada insanlık dışı bir durum var. Bu durumun mağduru da, sağlıksız koşullarda yaşamaya mahkum edilen, günahsız çocuklar. Sanayi Odası Başkanı Ali Çıralı, “İşçisini sağlıksız koşullarda yaşatan işveren olduğuna inanmıyorum” dese de, bu insanlar birilerinin işçisi demek ki.  Onları buralara yönlendiren birtakım işverenler var. Bu kadar basit…

Lütfen gerçeklere parmaklarımızın arkasına saklanmadan bakalım.  Bu insanlar gibi daha binlerce çalışma izinli işçi var. Onlar nasıl yasal ve insani koşullarda evler kiralayıp kalıyorlarsa, diğerlerinin de aynısını yapmasını sağlamak şarttır.  Bedava kalacak yer temin edecekler diye, çocuklarını sağlıksız ortamlarda yaşatmaları devletin de sorunu olmalıdır. Yaşadıkları barakaların tapuları varsa, doğru dürüst barınaklar yapılması için çareler üretilir. Ama eğer işgalseler, şimdiden dur denmeli. Aynı şekilde belediyelerin de sorumluluğu var. Yaklaşık 3-4 yıldır Lefkoşa’da belediye olmadığı için, sorun daha da büyümüş görünüyor. Yeni yönetim, bu çarpık yapılaşmaya, bu insanlık dramına son vermeli.
Şunu bilelim ki, bu ülkeye çalışma izinli işçi akışı durmayacak, hatta belki ekonominin düzelmesiyle daha da artacaktır. Haspolat’ta başlayan kötü örnek, eğer şimdiden önlem alınmazsa, diğer bölgelere de yayılma tehlikesi taşımaktadır. İşin bu boyutu, sadece barakalarda yaşayanlar için değil, mesela şu anda Surlariçi’nde, bir evde birkaç aile şeklinde yaşayanlar için de geçerli. Bunun beş beterinin, ada geneline yayıldığını düşünün.  O ortamlarda yetişen çocukların geleceğini düşünün. Gecekondular ve göç olayının Türkiye’de doğruduğu sosyal sorunlar neredeyse bir bilim haline gelmiş durumda.  Üniveristelerin çalışmaları, bakanlıkların çalışmaları, ortaya ciddi bir bilgi birikimi yarattı. Bunlara bir göz atmakta yarar var. Diğer yandan, şu anda çok tartışmasak da, göç ve gecekondu yaşamının, kentlerin suç oranlarındaki artışla ilgisi var. Bunlar bilimsel gerçekler…

Kısaca, şimdilik “Çamurkent” diye baktığımız konu, asla görmezden gelinecek ya da geçici önlemler alınacak bir konu değil.  Halkın tümünün, sağlıklı ortamlarda yaşamasını sağlamak kadar, sosyal bir entegrasyon içinde yaşamasını sağlamak da devletin görevi. 1974 sonrası iskan politikalarını yerden yere vursak da, Türkiye’den o dönemde gelen göçmenlerin Kıbrıs Türkleriyle entegrasyonunu sağlayan politikaları da alkışlamak lazım.

Geleceği görerek, önlemini almak zorundayız. Duygusallıkla, popülizmle olacak işler değil bunlar…

YERİN KULAĞI VAR

HAK EDEN KAÇ BİN KİŞİ:  Dünkü Meclis birleşiminde gündem yine golifa gibi dağıtılan vatandaşlıklardı. Sonay Adem’in, hükümetin önüne gelene vatandaşlık dağıttığını söylemesi üzerine söz alan İçişleri Bakanı Çavuşoğlu vatandaşlıkların, 10 çalışma izni olanlara verildiğini ve bunun da yasalara uygun ve şeffaf olarak yapıldığını iddia etti. Madem her şey şeffaf, sayın bakan açıklasın bakalım, bu durumda olan ve vatandaşlık bekleyenlerin sayısı kaç? Hele de şimdi aniden mühür sayısı 9’a düşürülünce… Benim tahminim 10 bin civarı olmalı, yanlışsam beni düzeltsinler…

NE HİKMETSE:  Dünyanın tanımadığı, sorunlarla boğuşan küçücük bir adanın yarısına sahip bir ülkenin vatandaşlığının bu kadar kıymetli olmasını vallahi ben anlayamadım. Türkiye dışında, kimsenin kaale almadığı, hatta kabul etmediği bu kimliği almak için insanların yırtınmasına anlam veremedim. Yıllardır burada yasal veya kaçak olarak yaşayanların bu isteklerini bir yerde haklı görebilirim. Ama sanatçısından siyasetçisine, sırf KKTC kimliği almak için uğraş verenlere şaşıyorum. Acaba diyorum, bu KKTC kimliğinin bizim bilmediğimiz bir hikmeti mi var acaba..?

MODA ŞEFFAFLIK: Hükümete yönelik her eleştiride sağ olsun bakanlarımız hep şeffaflıktan söz ediyorlar son günlerde. Dün önce vatandaşlık konusunda İçişleri Bakanı, ardından da Çalışma Bakanı icraatlarıyle ilgili ne kadar şeffaf olduklarından söz ettiler. Yarın Maliye, sonra Tarım bir bir bakanlar çıkıp ne kadar şeffaf olduklarını söylerlerse hiç şaşmayın. Herhalde UBP siyasetinde yeni trend şeffaflık olsa gerek…

BES AYIP EDİYOR:  Lefkoşa halkının desteğini arkasına alarak, kentin çöpe boğulmasına göz yuman BES, yine ayak diremeye başlamış. Kendilerini tüm otoritelerin üstünde gören ve “dediğim dedik, çaldığım düdük” edasıyla, kimseyi takmama gibi bir yanlışa düşen sendika yetkililerinden artık halkın da bir beklentisi var. Başkan, meclis üyeleri ve çalışanın el ele vererek sorunlara çözüm üretmelerini bekliyoruz. Yan basan da deşifre olacaktır. Artık bıçak kemiğe dayandı….

AYGIN BAHANE ÜRETMESİN: Girne Limanı’ndaki kanalizasyon pompa istasyonuna verilen elektriğin kesilmesi nedeniyle arıtma yapılamaması, esnafı çileden çıkardı. Limana gidenler deniz kokusu yerine, lağım kokusuyla karşılaşıyor. Böyle bir durumda soruna çare üretmek yerine, sürekli hükümeti suçlamayı tercih eden Sümer Aygın’a esnaf oldukça kızgın. Dün konuştuğum birçok esnaf, Bizim başkan işine geldi mi limanın sahibi, zora girdiğinde ise benim yetkimde değil deyip, işin içinden sıyrılmaya kalkıyor” suçlamasında bulundular. Sümer beye tavsiyemiz, öyle ya da böyle bir an önce bu sorunu çözsün, yoksa başı çok ağrıyacak…  
 
UMUDUMUZ KRİZ:
  İyi ki Güney’de kriz çıktı da bizim siyasiler de konuşaca konu buldular. Kimi sanki bizde çok varmış gibi, borç vermekten, kimi TL’ye geçmelerinden, kimileri de “kriz çıktı artık çözüm olur” edebiyatından bahseder oldu. Ancak unuttukları birşey var, Rumlar 1974’ün travmasını o kadar çabuk atlattılar ki, bilmeyen savaşı bizim kaybettiğimiz sanır. Şimdi Güney’de kriz var diye, Rumların tüm inançlarını terkedip bizimle bir ortaklık veya anlaşma isteyeceklerini söyleyenlere şaşıyorum. Acaba söylediklerine kendileri de inanıyor mu?

YAKINDA KOKUSU ÇIKAR: Önce TC’nin Gençlik ve Spor Bakanı, ardından Milli Eğitim Bakanı geldi. KKTC’de gençlik ve eğitim konularında yapılacakları da bir bir anlattılar. Bize neyin uygun, neyin uygun olmadığını söylediler ve gittiler. Bizimkiler ne mi yaptılar? Tıpkı bizim gibi, ilk kez duydukları yapılacak yatırımları dinleyip not aldılar. Yakında bu ziyaretin de neden gerçekleştiğinin kokusu çıkar, merak etmeyin… 

ZİRVEDEKİLER

Daniel Cohn-Bendit: Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Eş Başkanı Daniel Cohn-Bendit, Güney Kıbrıs'ta sağlıklı bir ekonominin ancak bölgenin en büyük ve dinamik ekonomisine sahip Türkiye ile yakın ilişkiler kurulmasıyla sağlanabileceğini vurguladı. Bendit, "Türk yatırımcılar (Güney) Kıbrıs'a ancak bir çözüm durumunda yatırım yapar… Birlikte iş yapma modeli (adada) yeniden birleşme ile oluşmalı. Avrupa Birliği içerisinde bir birleşme…" diye konuştu. Geçmişte Rum yanlısı açıklamalarıyla canımızı sıkan 68 kuşağı liderinin geldiği bu son nokta, sevindirici…

DİPTEKİLER

Şerife Ünverdi: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ünverdi, kaçak işçi çalıştıranlara 5 asgari ücret ceza yazıldığını, kişi olarak bu miktarın, hakkaniyete uygun olmadığını düşündüğünü, daha makul hale getirilmesi gerektiğini belirtti. Kulaklarıma inanamadım. Bir de bunu söylemekle “kaçak çalıştırın demediğini” ifade etti. Bu kaçağı özendirmek değil de nedir? İyisi mi ceza, kaçak değil, yasal işçi çalıştıranlara verilsin. Nasıl olmasa bu ülkede hep yasalara uyanlar cezalandırılmıyor mu?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yağmurla gelen kaza ucuz atlatıdı

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil