09 Aralık 2016

Burcu: Eroğlu’na da danışmanlık yaptım

Burcu: Eroğlu’na da danışmanlık yaptım
Haber İçi Üst

SAVAŞ ATAKAN BANA “EROĞLU’NUN SOLUN OYLARINI ALMASI İÇİN NE YAPALIM” DİYE SORDU… Eroğlu ile Sayın Rauf Denktaş arasında ciddi bir rekabet vardı. İkinci tura kalınacak gibi görünüyordu. Ben o zaman etrafa ikinci turun olması halinde Sayın Derviş Eroğlu’na oy verilmesi gerektiğini çünkü bazen sırf değiştirmenin bile değişimin önünü açabileceğini söylüyordum ve daha değişik argümanlarla fikrimi destekliyordum. Bir gün Savaş Atakan bana geldi, “ikinci turda solun oyunu alabilmemiz için ne yapmamız lazım?” diye sordu
 AKINCI YENİDEN BENİM AKTİF SİYASETE DÖNMEME NEDEN OLDU… Ben aktif siyaseti bıraktım ve bir daha dönme niyetlisi değildim. Kendimi spora, kültür sanat ve akademik çalışmalara vermek istiyordum. Fakat Sayın Akıncı’nın lider kişiliği, ikna kabiliyeti ve konjonktürün bir gereği olarak BDH’da görev aldım

Barış Burcu ile yaptığımız uzun soluklu röportajın bugün son bölümünü okuyacaksınız. Röportajın bu bölümünde Barış Burcu’nun CTP’den koptuktan sonra yaptıkları ile ilgili detayları bulacaksınız. Barış Burcu 2000 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Eroğlu’na seçim kampanyasında nasıl fikir verdiğini de açıkladı. Burcu BDH sürecini de anlattı.
Mete Tümerkan: Bu durum karşısında ne yaptınız?
Barış Burcu:
Hemen Mehmat Ali Talat’ı ve Ferdi Sabit Soyer’i konudan haberdar ettim ve bunun sebebini sordum. Bana söyledikleri şu oldu, Benim gibi partiden ayrılmış olan Özker Özgür ve Fadıl Çağda’nın da hisse sahibi oldukları ve matbaaya el koymak için benim hisselerimin devir işlemleri esnasında rüçhan hakkından yararlanarak benim hisselerimi almak istediklerini söylediler. Ben de onlara “durum bu olsa dahi benim önüme yaşamımda zorluk çıkıyor. Bir şekilde Başsavcı’ya bu garip durumu izah etmemiz gerekir” dedim. Mehmet Ali Talat Başsavcı’ya bir mektup yazdı. Eski CTP Milletvekillerinden Vasfi Candan Bey ile beni Başsavcıya gönderdi ve benim adım listeden çıkarıldı. Ben bu soruyu Özker Hoca’ya da sordum. “Biz partiden istifa ettik ama CTP’nin kurumsal yapısı devam ediyor. Böyle şeyler kişilere ait değil kurumlara ait olmalıdır. Ben devretmeye hazırım, siz niye değilsiniz” dedim. Özker Hoca, “Fadıl Çağda, bu matbaayı işçilerin, emekçilerin alın teri hep birlikte yarattık. Şimdi emekçilere ihanet eden siyasal bir yapıya bunu nasıl bırakalım, hisseleri toparlayıp emekçilerin yararına yayın yapabilecek bir yapı oluşturmamız gerekir düşüncesindedir” dedi. Ben Özker Hoca’nın o günkü düşüncesine o gün de katılmadım, bugün de katılmıyorum. Eğer bu sorun hala devam ediyor ise aile mirasçıların bu sorunu bence çözmesi gerekir. Zaten bir söyleşimizde ben bunu Birikim Özgür’den talep etmiştim.
Mete Tümerkan: CTP’den ayrıldıktan sonra siyasetten kopmadınız… BDH olayı var. BDH öncesinde neler yaptınız?
Barış Burcu:
Ben partisiz bir solcu iken Cumhurbaşkanlığı seçimleri vardı. Sayın Derviş Eroğlu ile Sayın Rauf Denktaş arasında ciddi bir rekabet vardı. İkinci tura kalınacak gibi görünüyordu. Ben o zaman etrafa ikinci turun olması halinde Sayın Derviş Eroğlu’na oy verilmesi gerektiğini çünkü bazen sırf değiştirmenin bile değişimin önünü açabileceğini söylüyordum ve daha değişik argümanlarla fikrimi destekliyordum. Bir gün Savaş Atakan bana geldi, “ikinci turda solun oyunu alabilmemiz için ne yapmamız lazım?” diye bana sordu. Ona bazı fikirler söyledim. “Bu fikirleri Derviş Bey’in propaganda ekibine de söyler misin” dedi. “Söylerim” dedim. Randevulaştık, gidip anlattım…
Mete Tümerkan: BDH süreci nasıl başladı?
Barış Burcu:
Bu olaydan daha sonra BDH süreci başladı. Ben aktif siyaseti bıraktım ve bir daha dönme niyetlisi değildim. Kendimi spora, kültür sanat ve akademik çalışmalara ayırmak istiyordum. Fakat Sayın Akıncı’nın lider kişiliği, ikna kabiliyeti ve konjonktürün bir gereği olarak BDH’da görev aldım. Fakat bu görevi alırken bunun geçici olacağını Sayın Akıncı da olmak üzere bütün partidaşlarımla paylaştım. BDH’nın Kurucu Lefkoşa İlçe Başkanı Benim.  İlçe başkanlığı yaptığım süre içerisinde de MYK üyesi idim. BDH sürecinde benim Sayın Akıncı ile ilginç ve güzel anılarımız var. Annan Planı gündeme geldiği zaman AKEL’in ‘Evet ile Hayır’ arasında gidip geldiği günlerde Sayın Akıncı Başkanlığında AKEL’e bir ziyaret gerçekleştirdik. Ve tereddütlerinin ne olduğunu sorduk. Hristofyas Annan Planı’nda öngörülen 19 yıllık memorandumun aslında Türkiye’nin AB sürecine hazırlığı için planlandığını, Türkiye’nin AB üyeliğine hiçbir itirazlarının olamayacağını fakat ortada yanıtlanması gereken başka bir soru olduğunu söyledi ve şöyle devam etti: “Eğer Türkiye AB ilişkileri Kıbrıs sorunundan başka bir sebeple sekteye uğrar ise o zaman Annan Planı’nın uygulanmasının garantisini kim sağlayacak. Çok açıktır ki öyle bir koşulda Türkiye Annan Planı uygulamasını sabote edecektir. Uluslararası garantileri bunun için istiyorum” dedi. Bunun yanı sıra benim için çok özel bir yeri olan başka bir şey daha söyledi. O güne kadar Rum Yönetimleri Türkiye’den gelip yerleşen ve bir çözümden sonra burada kalmasına izin verilecek olan Türkiye kökenlilerin sayısının 30 bin aşamayacağını söylüyorlardı. Hristofyas, ilk defa o gün bize bunun 50 bine çıkartılabileceğini fakat asla elli bin bir olamayacağını Türk tarafının sunduğu kriterleri tartışmak yerine bir rakamda uyuşup kriterleri Türk tarafına bırakmayı tercih ettiğini söyledi ve 20 binlik bir avans sundu. Ben de kendisine bunun yeni bir şey olduğunu bunu hemen Türk televizyonları ile paylaşmak istediğimi söyledim. Eski yoldaşlığımıza ve ahbaplığımıza dayanarak “Bizi yarı yolda bırakman ya” diye ona takıldım. “Hayır söyleyebilirsin” dedi ve söyledim. Elli bin rakamını ilk ben duyurdum.
Mete Tümerkan: BDH’nın Annan Planı sürecinde hükümette yer almamasını nasıl değerlendirdiniz?
Barış Burcu:
Annan Planı sonrasında yapılan seçimlerde CTP bizi dışlayarak DP ile bir koalisyon hükümeti kurdu. Bu konu özellikle Annan Planı’na “evet” diyen kesimler içerisinde biraz huzursuzluk yarattı. Zaman içerisinde bu huzursuzluk CTP’ye de sirayet etti. Belki bunun önünü kesmek için güya üçlü koalisyon kurmak üzere bizi pazarlıklara davet ettiler. Ben, Bülent Kanol, Mehmet Çakıcı ve Tahsin Mertekçi bizim partimizi temsilen parlamentoda koalisyon pazarlıkların başladık. DP, CTP ve biz üç ayrı protokol taslağı sunduk. Ben dedim ki, “Bizimki ile CTP’ninki çok yakın. DP’nin de itirazı olmazsa CTP’nin metni üzerinden tartışmaya başlayalım.” Ve o şekilde pazarlıklara başladık. Bir gün aniden haberlerde Akıncı’nın Dışişleri Bakanlığı’nı istediği ve bu yüzden pazarlıkların sona erdiği yönünde CTP’den gelen bir açıklama duyduk. Şok oldum. Çünkü böyle bir şey yoktu. Biz bakanlık pazarlıklarına dahi geçmemiştik. Bu durumu DP’nin heyeti ile de tespit ettim. Onları da şahit koşarak kamuoyu ile paylaştım.
Mete Tümerkan: BDH sürecinde neler yaşadınız?
Barış Burcu:
BDH sürecinde başımdan geçen komik olaylar da var. Sayın Akıncı başkanlığında bir heyetle DİSİ’yi ziyaret etmiştik. Baba Klerides o zaman büyük bir rahatsızlık geçirmişti. Keti Klerides’ten durumunu sorduk. Dilerseniz ziyaret edebilirsiniz dedi. Sayın Akıncı ile ikimiz Klerides’i ziyarete gittik. Klerides bizi çok sempatik karşıladı. Purosu ağzında idi. Yanında da simasından uzak doğulu olduğu belli olan bakıcısı olduğunu tahmin ettiğimiz bir bayan duruyordu. Akıncı ona “Sayın Başkan size bu hanım mı bakıyor” dedi. “O benim neyime baksın be Akıncı, asıl ben ona bakarım” dedi. Ziyaret bitince bizi kapıya kadar yolcu etti. Kapının üzerinde bir kılıç vardı. Ben de Klerides’e takıldım. “Sayın Klerides, bu Büyük İskender’in kılıcı mı” dedim. Dönüp şöyle dedi, “O büyük İskender’in kılıcı olsaydı, Kıbrıs meselesi diye bir mesele kalmazdı. O zavallı Klerides’in kılıcı” dedi. Sayın Başkanımız Mustafa Akıncı Atina Olimpiyatlarına gitmişti. Ve bir şekilde bizim gibi Sosyal Demokrat yapıda olan PASOK ile Kurultaylarımızı karşılık bir şekilde izlemek üzere ilişki kurmuştu. Yakın bir süre sonra da parti olarak PASOK’un kurultayına katılmak üzere Atina’ya davet aldık. Partimiz beni ve Mehmet Harmancı’yı görevlendirdi. Hemen bütün dünya liderleri oradaydı. Türkiye’den de Kemal Derviş, Faruk Çelik, Rahmetli İsmail Cem ve Cem Duna gibi isimler katılmıştı. Harmancı bana dedik ki, “Be abi bu kargaşa ve bu kadar büyük adam içerisinde biz kiminle nasıl temas kuracağız.” “Sen o işi bana bırak, makineyi al ve beni izle” dedim. Tam bu esnada lobide Kemal Derviş’i fark ettim. Ve onu çok iyi tanıyan eski bir dostu gibi “Vay Kemal Beyciğim nasılsınız” diyerek üzerine yürüdüm. Kemal Derviş zokayı yutmuştu. Çok eski bir tanıdıkla karşılaştı duygusuna kapıldı. Hemen “iyiyim azizim” diyerek kucaklaştı. Ve ben bütün samimiyetim ve sevecenliğim ile aslında bunun ona yanaşmak için bir manevra olduğunu anlattım. Bizi çok sevdi. “Çocuklar yanımdan ayrılmayın” dedi. Biz birlikte takılalım. “Burası çok protokoller, siz kafa adamlarsınız” dedi. Hakikaten Kemal Derviş ile birlikteliğimizden çok keyif aldığımızı söyleyebilirim. Ayrıca Kemal Derviş sayesinde Simitis gibi, Papanderu gibi üst düzey yöneticilerle ayak üst de olsa görüşme fırsatı bulduk. İşin en komik yanı şu, Kemal Derviş bize bütün büyük şahsiyetlerin yolunu açtıktan sonra Mehmet Harmancı eğilip kulağıma şöyle dedi. “be abi arkamızda bir Japon TV ekibi var adamlar bizi mühim bir şey zannetti galiba farkında mısın devamlı bizi çekerler.”
Mete Tümerkan: BDH’dan ayrıldıktan sonra ne oldu?
Barış Burcu: 
Ben BDH’dan ayrılırken dostane ayrıldım. Zaten üyelikten değil sorumluluk görevlerini bıraktım. Sanatsal, sportif ve akademik çalışmalarıma daha çok zaman ayırdım. Anahtar filminde oynadım. Lefke’yi KOP’a üye yapma uğraşlarım oldu ve bu uğraşlar içerisinde hem Kuzeyde hem de Güneyde zorluklarla uğraştık. Rum tarafındaki çeşitli televizyon kanallarında ve Astra Radyosu’nda konuya ilişkin mülakatlarım oldu. Bir tanesi çok ilginç olduğu için onu paylaşmak istiyorum. Astra Radyosu’nda canlı yayında, ismini hatırlayamayacağım bir Rum Gazeteci Lefke’nin KOP’a üyeliği bir hayal bu nasıl olacak diye bir soru sordu. Ben de kendisine aynen şu yanıtı verdim. Her şey zaten hayalle başlamıyor mu? Martin Luther King’in de bir hayali vardı. Kaldı ki Kıbrıs futbolu hakkında hayalimizin bu kadar küçük olması, Lefke’nin üyeliği ile sınırlı tutulması beni çok ürküttü. “Daha büyük hayal ne olabilir ki” diye bana sordu. “Ben şunu hayal ediyorum, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlardan oluşan Kıbrıs Milli takımı ve bu ulusal takıma Türk ve Yunan bayrakları ile değil, Kıbrıs bayrakları ile destek çıkan Türk ve Rum seyirciler. Benim senden büyük olan hayalim budur” dedim.

Mete Tümerkan: Siz Afrika Gazetesi’nde de yazılar yazdınız değil mi?
Barış Burcu:
Avrupa ve Afrika Gazetesi’nde uzun yıllar köşe yazarlığı yaptım benim de yazı yazdığım günlerde Şener Levent ve arkadaşlarına malum komplo olayı düzenlenmişti. Ali Osman ve Şener tutuklandı. Harun Denizkan ise Kuzey’den Güney’e kaçma düşüncesi ile sınırda bir yerde kendisini gizliyordu. Biz de Gönyeli’de Skylab’ın yerinde gazeteyi çıkarabilmenin koşullarını yaratmaya çalışıyorduk. Harun’un Güneye kaçmak üzere pusuda olduğunu Kubilay Özkıraç’tan öğrendim. “Derhal bana telefonla Harun’u bulun” dedim. Ve Harun’a niye kaçmak istediğini sordum. Bana dedi ki “Sen de bilin ki ortada hiçbir suç yok. Hiçbir suç olmamasına rağmen bunları bize yapanlar her şeyi yapabilirler.” Harun dedim “bak eğer öldürülmekten korkuyorsan, seni en kolay öldürebilecekleri bir yere gidiyorsun. İnan onlar için seni Güneyde kıstırıp öldürmek çok daha kolay olabilir. Kim vurduya gidersin, işlemediğin bir suçun zanlısı olarak gidersin. Gelip burada arkadaşlarınla birlikte aklanma mücadeleni vermen gerekir” deyip onu ikna edip geri döndürdüm.
Mete Tümerkan: Siz belediye meclis üyeliği de yaptınız değil mi?
Barış Burcu:
Dört yıl belediye meclis üyeliği yaptım. Cemal Bulutoğluları’na karşı ilk muhalefeti başlatanlardım. Zamanında söyleyeceklerimi söyledim. Şimdi zaten Cemal Bulutoğluları’nın hatalarını konuşmaktan çok bu sorun nasıl aşılacak önem kazanan budur. Eski konulara çok girmek istemem. Yalnız Cemal Bulutoğluları ile paylaştığım bugün aslında içinde bulunduğumuz komik durumu anlatan bir şey paylaşmak istiyorum. Bir gün belediye meclis toplantısından önce kendi başkanlık odasında 7-8 meclis üyesi ile şakalaşıyordu. Ve “ben aslında değil Belediye Başkanı, Başbakan hatta Cumhurbaşkanı olabilecek bir adamım” dedi. Ben gülümsedim. Ve dostane ve şakacı bir tavırla, “Senden bir şey olmaz be Başkan” dedim. “Niçin bana yakıştıramadın mı? diye sordu. “Yok onu demek istemedim” dedim. “Bunu şimdi söylüyor olman bile bunu başaramayacağının kanıtıdır. Seni şimdi kime benzettim bilir misin? O kovboy filimde kovboyun önüne atlayıp kılıcını havada savuran samuraya. Kılıcını bir iki dakika havada salladı. Kovboy onu seyretti sonra tabancasını çıkarıp onu dan diye vurdu. Sen dedim samuray gibi kılıcı havada sallan ama bu siyaset arenasında bilir misin kaç tane kovboy sırada bekler…”

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil