03 Aralık 2016

Burcu: AKEL ile CTP arasında organik bir bağ yoktu

Burcu:  AKEL ile CTP arasında organik bir bağ yoktu
Haber İçi Üst

“AHMET MİTHAT BERBEROĞLU’NU ANILARINI ANLATMAYA İKNA EDEMEDİM”…
Ahmet Mithat Berberoğlu ile anılarını anlatması için sözleştik. Partiye geldi. “Barış senle bir iki dakika konuşabilir miyiz” dedi. Yan odaya geçtik, “Ben anlatamayacağım” dedi. “Niçin” dedim, “Sayın başkan korkunuz ne olabilir ki?”. “Merak etmeyin” dedim “İsterseniz sizin ölümünüzden sonra bunlar yayınlanır. O güne kadar bunu saklı tutmak gerekiyorsa saklarız. Bunu bizden esirgemeyin” dedim. “Sen sanıyor musun, ben kendim için korkuyorum… Asıl ben ölümümden sonra sevdiklerim için korkuyorum, çünkü hayatın nasıl gelişeceğini bilemiyoruz” dedi.

 DP İLE KOALİSYON KURULMASINA KARŞI ÇIKTIM…
Ben CTP MYK’da iken, birinci DP-CTP koalisyon hükümetine tek ret oyu veren üyeydim. Çünkü yapılan protokolde CTP gibi barış misyonunu kendine biçmiş bir partinin “federasyon” sözcüğünü dahi protokolün içeriğine sokamadığını gördüm. Başlangıçta sağlam durulmayan, bilinmeyen bir sürece doğru yolculuğun, partiye ve topluma bir şey kazandırmayacağı inancındaydım…

 ÖZKER HOCA BANA “BUNU PARTİNİN SÜNNETİ SAY” DEDİ…
DP ile koalisyona ben karşı çıkınca Hoca bana “Bak oğlum Barış, biz çok inanan insanlar değiliz ama adet yerini bulsun diye sünnet oluruz. Bizi adam yerine koysunlar diye. Farkında mısın CTP için ne gibi dedikodular yayarlar etrafta? ‘Hükümet sorumluluğunu almak istemez, dışarıdan gazel okur, adam yerine konulacak parti değil’ teranesi okunuyor, bunu CTP’nin bir sünneti say, hem bak arkadaşlar da zaten hep bu görüşte, inat etmenin bir faydası yok, bırak bu da bizim sünnetimiz olsun” dedi 

Barış Burcu ile röportajımızın dördüncü bölümünde DP ile CTP koalisyonu kurulması sürecinde yaşananları okuyacaksınız. Bu süreç ile birlikte Barış Burcu ile CTP Yönetimi arasında sorunlar yaşanmaya başladı. Bu sorunlar kısa bir süre sonra Burcu’nun partiden kopmak zorunda kalması sonucunu doğuracaktı. Öyle de oldu…
Mete Tümerkan: Yeşile geçiş sürecini o zaman siz mi gerçekleştirmiş oldunuz?
Barış Burcu:
Fikir benimdi ama bunu yaparlarken beni dışladılar. Bütün bunlar olurken, “mal sahibi, mülk sahibi hani bunun ilk sahibi” diye hiç kimse gelip demedi ki “be arkadaş bu ürün senindir, sen de katılır mısın” diye. Çok gücüme gitmişti ve sorguladım arkadaşları. Dedim “nasıl böyle bir şey yaparsınız?. Siz benim vermeye çalıştığımı anlamadan biraz daha farklı algılanabilecek bir biçime soktunuz olayı ve bu beni rahatsız ediyor”. Bana, “bu arkadaşların zamanı kısa sen ekmek kavgası peşinde belli saatlerde gelip gidiyorsun partiye ama tam mesai yapamıyorsun, dolayısı ile bu çalışmaların içerisine seni katamazdık” dediler. Bu benim o kadar gücüme gitti ki  daha ileride MYK’dan istifa ettiğim zaman Parti Meclisi’ne sunduğum 22 sayfalık gerekçeli yazımda bu sorunu sundum.
“CTP’nin tarihi gizli kalmamalı”
Ben Eğitim Sekreteri olduğum zaman nasıl farklı bir işle başlamam gerekir, ne yapmam lazım ki ses getirsin ve doğru bir şey olsun diye düşündüm. Aklıma müthiş bir fikir geldi. Ahmet Mithat Berberoğlu’nun, TC Büyükelçiliği ve teşkilat tarafından tehdit edildiği pek çok kez konuşuldu. Bütün bu konuşulanların tarihte gizli kalması hoş değildir. İlk olarak dedim ki CTP kendi tarihine sahip çıkmak zorundadır ve bunu da ilk Genel Başkanımızla başlatmamız gerekir. Gittim ve Özker Özgür’den izin aldım. Ahmet Mithat Berberoğlu ile görüştüm önce kabul etti, yalnız dedi “Bunun çok gizli olması lazım”. “Bunu videoya çekecek olan arkadaş da sizin söylediklerinizi görmeyecek duymayacak” dedim.
“Asıl ben ölümümden sonra sevdiklerim için korkuyorum”
Videocu arkadaş Mehmet geldi, teşkilatı CTP’nin odasına kurdu, Ahmet M. Berberoğlu da geldi. “Barış senle bir iki dakika konuşabilir miyiz” dedi. Yan odaya geçtik, “ben anlatamayacağım” dedi. “Niçin” dedim, “Sayın Başkan korkunuz ne olabilir ki?”. “Merak etmeyin” dedim “isterseniz sizin ölümünüzden sonra bunlar yayınlanır. O güne kadar bunu saklı tutmak gerekiyorsa saklarız. Ama bu yalnızca sizin değil bizim de tarihimizdir. Bunu bizden esirgemeyin” dedim. “Sen sanıyor musun, ben kendim için korkuyorum ve ölümümden sonra bir korkum olmayacak diye. Asıl ben ölümümden sonra sevdiklerim için korkuyorum, çünkü hayatın nasıl gelişeceğini bilemiyoruz” dedi. O zaman kafamızda pesimist düşünceler vardı. Hayatın daha çok baskılar getireceğini, kan döküleceğini ve intikam alınacağını düşünüyorduk. Ve bu pesimist düşünceler ile Ahmet M. Berberoğlu kendi anılarını kendi partisine bu düzenleme içerisinde anlatmaya cesaret edemedi. Bence bu büyük bir tarihi kayıptır.
“Zor dahi olsa bu arkadaşlar partinin verdiği bu işarete uydu”
Mete Tümerkan: Barış Burcu neden hiç aday olmadı?
Barış Burcu:
O günlerde DGD Başkanlığı’ndan gelen bir insan olarak, kadrolarla haşır neşir bir halimiz vardı. Yıldızı parlayan genç bir CTP yöneticisiydik. 1993 Aralık seçimleri gelip çattığında, aileden, çevreden, DGD’ci arkadaşlardan baskı gelmeye başladı. “Aday ol, aday ol” diye. Ben CTP tarihinde hiç milletvekili adayı olmadım.
Olmak istemediğim için değil. Olmak istedim ama olmadı. 1990’da DMP olayı vardı. Orada seçilmiş arkadaşlarımız vardı. Fakat Meclis’ten çekilmek gerekiyordu. Biz bu arkadaşlara “çekilin” dedik. Zor bir karardı bu. Ekmek parasıdır aynı zamanda. Zor dahi olsa bu arkadaşlar partinin verdiği bu işarete uydu ve çekildiler. DGD olarak bu talebe en çok koşan insanlardandık. Vicdani muhasebe yaptığım zaman önce bu çekilen arkadaşların yerlerinin garanti altına alınması gerekir diye bir duyguya kapıldım ve bunu talep ettim.
“CTP yönetimi ile kavgalarım büyüdü”
Mevcut tüzük ve şekille seçime gidilmesi öngörüldü. Vekillik adaylığı tespiti ve sıralanmasını belli edecek kongrede ben divan başkanıydım. Dayanamadım ve o başkanlık içerisinde bu duygu ve düşüncelerimi insanlarla paylaştım. Sonra bazı insanlar haklı olarak beni eleştirdiler. Ama ben bunu yapmak zorunda hissettim kendimi. Ondan sonra da bir sonraki seçime gidene kadar benim CTP yönetimi ile kavgalarım büyüdü.
Mete Tümerkan: Asıl problem neydi?
Barış Burcu:
Asıl problem, DP ile CTP’nin koalisyon sürecinde başladı. Problem artık kişisel olmaktan çıkmış kitleselleşmeye başlamıştı. Partinin bir bölümü o süreçlerle ilgili şikayetçi olmaya başladı. Ben CTP MYK’da iken, birinci DP-CTP koalisyon hükümetine tek ret oyu veren üyeydim. Çünkü yapılan protokolde CTP gibi barış misyonunu kendine biçmiş bir partinin “federasyon” sözcüğünü dahi protokolün içeriğine sokamadığını gördüm. Başlangıçta sağlam durulmayan, bilinmeyen bir sürece doğru yolculuğun partiye ve topluma bir şey kazandırmayacağı inancındaydım.
“Ben bunu sindiremedim “
Mete Tümerkan: Özker Hoca’nın bu konudaki tavrı neydi?
Barış Burcu:
Özker Hoca da ilk DP ile koalisyon kurulabileceğini söylemişti. Hakkı Bey’le paralel bir açıklaması vardı. Ama daha sonra benim bu şikayetlerim ve itirazlarım üzerine onun da kafası bulanmaya başladı. Çünkü pazarlıkları götüren bizzat kendisi değildi. Yanlış hatırlamıyorsam Hasan Erçakıca, Alpay Avşaroğlu’ydu. Ama yine de Özker Hoca buna “evet” dedi.  Ben bunu sindiremedim ve gece geç saatte Hoca’yı ziyaret ettim. Dedim ki bunun gerçek nedenini bilmek istiyorum. Sizin bu bu koalisyondan pek bir beklenti içinde olmadığınızı hissediyorum. Protokol de yetersiz o zaman neden evet dedin diye sordum.
“CTP’nin sünneti”
Mete Tümerkan: Özker Hoca’nın yanıtı ne oldu?
Barış Burcu
: Bana “bak oğlum Barış, biz çok inanan insanlar değiliz ama adet yerini bulsun diye sünnet oluruz. Bizi adam yerine koysunlar diye. Farkında mısın CTP için ne gibi dedikodular yayarlar etrafta? Hükümet sorumluluğunu almak istemez, dışarıdan gazel okur, adam yerine konulacak parti değil teranesi okunuyor, bunu CTP’nin bir sünneti say, hem bak arkadaşlar da zaten hep bu görüşte, inat etmenin bir faydası yok, bırak bu da bizim sünnetimiz olsun” dedi. Döndüm ve dedim ki “hocam bizi adam yerine koysunlar diye sünnete götürüyorsun ama dikkat ha kökünden usturaya kaptırmayalım.”  “Yok yok, öyle bir durumda ben geri çekmesini de bilirim” dedi. Ve hakikatten ilerleyen zamanlarda sözünü tuttuğunu gördük. Esasında 3-4 ay önce yapılan ve CTP’nin düzenlediği Özker Özgür’ü anma gecesinde ben bu anekdotumu yine anlatım. Sonra CTP Başkanı Özkan Yorgancıoğlu, yabancı konuklara bana ve diğer konuşmacı olan Ferdi Sabit Soyer’e bir yemek verdi. O yemekte Ferdi arkadaşımız, benim “Hoca birinci hükümete de girmekte de aslında pek gönüllü değildi” anlamında yaptığım bu konuşma üzerine DP-CTP koalisyon hükümetinin kurulabileceğinin ilk anonsunun radyodan aslında Özker Özgür tarafından yapıldığını söyledi. Yani bir bakıma Özker Özgür’ün birinci koalisyon hükümetine gönüllü olduğunu ima etti. Ben de bunun teknik olarak doğru, ama prensip olarak yanlış bir saptama olduğunu söyledim. Çünkü, Hoca böyle bir koalisyon hükümetinin kurulabileceğine yönelik bir açıklama yapmış olmasına rağmen, iki parti arasında yapılan koalisyon protokolünü partimiz açısından çok yetersiz bulduğu için tereddütte düşmüştü. Örneğin, CTP gibi barışçıl bir parti, “Federasyon” sözcüğünü dahi protokole yazdıramamıştı. Ben de o gece yemekte bunu anımsatarak, Hoca’nın gönülsüzlüğü üstünde ısrar ettim. Bu sefer, federasyonun o protokolde var olduğu iddiası olduğu ortaya koyuldu. Ben de CTP Genel Sekreteri Asım Akansoy’dan, arşivden bulup çıkarması için ricacı oldum. Ve olmadığı görüldü. Şimdi denilebilir ki, sözcük olarak yoktu ama iki bölgelilik, iki toplumluluk gibi ifadelerle o anlam yüklenmişti. Bütün bunlar ayni zamanda konfederasyonu da çağrıştırabilir, nitekim de Sayın Denktaş o süreçte konfederasyonu terennüm etmeye başlamıştı.
Mete Tümerkan: Ben size Tahir Seroydaş ile yaptığımız mülakatta onun söyledikleri ile ilgili bir soru sormak istiyorum.  Tahir Seroydaş, “biz AKEL ile ilişkileri tartışalım ve kendi koşullarımızda emekçi halkın kitle partisi olma sürecinde CTP’yi ayrıştıralım” gibi bir şey söylemişti “ama KÖGEF beni partiden temizledi, gün geldi KÖGEF Hoca’yı AKEL’cidir diye temizledi” mealinde bir şey söyledi. Böyle bir şey var mıydı?
Barış Burcu:
Öncelikle dürüst konuşmak lazım, Tahir Seroydaş’ın döneminde ben İzmir’deydim. KÖGEF’lilerin kendi aralarında bir sahiplenme duygusu vardı. Ama zaman içerisinde bu KÖGEF olayından çıktı “parti profesyonelleşmesi” anlamına girdi. Biz de KÖGEF’liydik, benim gibi düşünen daha birçok insan da KÖGEF’liydi. Ama bu arkadaşlarımızla zaman içerisinde ayrı noktalara düştük.
Mete Tümerkan: Bunun AKEL ile bir bağı var mıydı?
Barış Burcu:
Şimdi “tek ülke tek parti” ideolojik olarak herkesin içine sindirebildiği, kabul edebileceği bir durumdu. Ama pratikte, mevcut koşullarda bunun mümkün olamayacağı çok açıktı. Keşke o koşullar olmuş olsaydı da tek ülke, tek işçi partisi içerisinde Rum’u Türk’ü hep beraber görev almış olabilseydik. Hatta gelecekte keşke böyle bir ortam oluşuyor olsa da ömrümüz yeterse görev alabilelim. Dolayısı ile AKEL ile CTP arasında direk organik bir ilişki söz konusu değil. Ama biz en alt düzeyde EDON ile DGD arasında bile zaman zaman gerek memleket meseleleri ile ilgili, gerek dünya meseleleri ile ilgili bir takım ahenk ve uyumları sağlayabilmek için birbirimizi ikna sürecini yaşadık. Ben o dönemde parti üst organlarında değildim. Ama doğaldır ki parti üst organlarında olan insanlar da çeşitli uluslararası temsiliyetlerde bu gibi tartışmalar, ikna etme süreçleri yaşamış olsunlar. Ama bu hiçbir zaman direk organik bir bağ manası oluşturmaz.
Yarın: CTP’de yaşanan kurultay süreçleri ve kopmalar

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam