09 Aralık 2016

Bu hafta krizi bırakıp bizim hallere döndüm

Haber İçi Üst

Bu yazıyı yazmaya başladığım bu an, sandıklar açılmış, LTB seçimleri için oylama başlamıştı.  Geçen hafta yazımda söz verdiğim, vahşi kapitalist sistemde periodik krizler, sebepleri ve çareleri hakkındaki yazıyı yazmak içimden gelmedi.  Çok okunmayan türden olsa dahi öyle bir ciddi, önemli bir konuda bu hafta yazar isem akıbetinin davulcu yellenmesine uğraması riskine gönlüm rıza göstermedi.
Son bir aydır olanlara ağlayayım mı, güleyim mi, bilemiyorum. LTB’yi çoktandır ateş sardı, kaç zamandır cayır, cayır yanar. Yangın her geçen gün, her geçen saat kontrolden çıktı, çıkıyor. Şark aklı ya, biz bir aydan fazla bir süre, davullar, zurnalar, nutuklar, şölenler, panayırlar, masraflar, popülist söylemler, oy avcılığı, laflar, lafazanlıklarla; Hep bunlar 14 ayda yangını, bırakın söndürmeyi, kim kontrol altına almaya çalışacak kararına daha ulaşmaya çalışıyoruz. Demokratız ya, bırakın yanmaya devam etsin, 14 aylığına başkanlığa gelen geriye bakalım ne bulacak? Bu tür fecaatlara müdahalenin aciliyetini yangıncılarımız hepimizden daha iyi bilirler.
Belediye işi yetmezmiş, bakın yine bakanlarımızdan ne inciler duydum.  Bu nasıl bir iştir? Alınan bu nasıl bir eğitimdir ki gel de öğretmenlerimize sinir olma. Ansızın ekonomi bakanımız, anlaşmak için çaba gösterdiğimiz veya gösterir gibi yaptığımız, komşumuzun evinin yanması ile zevk alırcasına, onlarla alay edercesine, siz geçmişte kendi paranızı idare edemediğiniz bir yana Avro’ya geçmekte de hata yaptınız mealinden laflar ederek, onlara gelin TL’ye geçin, kurtulun diyor. Ciddi mi, sadistik bir zevkin tezahürü mü, anlayamadım, bilemem. O yetmezmiş gibi, ansızın sağlık bakanımız bizim Rumların sağlık hizmetlerine ihtiyacımız yok diyor. Güya ihtiyacı halk kütleleri değil, o karar verir. İhtiyaç yoksa sayın bakan niye halkımız oraya akın, akın gidip sağlık hizmeti alıyorlar? Rum bu hizmeti kesecek diye üzülüyorlar? Deli miler, nedirler? İhtiyaç yalnız doktor kalitesinden doğmaz, hizmetlere ulaşılabilinir sürat ve makul bir ücret ile olması da belirler. İstediği ilaçları bulabilmesi, alabilmesi; muamele de belirler. Rumlar gelsinler imiş de onlara da sağlık hizmeti verelimmiş. Sayın bakan, ben her ay hastanede bulamadığım ilaçlara 300 TL para harcarım. İnan bizim devlet hastanesine gitmeye korkar, bazen kendimi zorlayarak giderim. Bırakın Rumları da bize doğru dürüst hizmet verin, yeter. Bizimle dalga mı geçersiniz, alay mı edersiniz, bilemiyorum.
Bizimkiler yetmezmiş gibi, inciler dizisine bir ilave daha Sayın Egemen Bağış’tan geldi. Zaten gelmese şaşardım. Son söylediği “Avrupa bizim süratimize yetişemez” oldu. Konu karar alma ise, bu doğru. AB 20 üzerinde devletin,  kararlarında “consensus”u ararsa pek tabii karar ve icraatlarının süratinde Türkiye yönetimini yetişemez ve ona ekonomik tedbirlerin alınmasında pahalıya mal olur ve oluyor. Ama geçmişte Saddam’ın ve mahkemelerinin süratini de biz yetişemezdik, yetişemeyiz. İyi de yaparız. Eğer kastı ekonomik büyüme ise yine doğru. Ancak şunları bir düşünün. Şimdilerde Çin, 1950’lerde Japonya %10’ların üzerinde ekonomik büyüme başarısı gösterdiği durumlarda, işgüzar ekonomistler, bilmem 10 yıl sonra, bilmem 20 yıl sonra bu ülkeler ABD’yi geçecek gibi bilinçsiz laflar ederlerdi. Yani basit matematiksel hesaplar yaparlardı. İşte ekonomide genelde işler öyle gitmez. Ülkeler uzunca bir süre kötü yönetilip potansiyelleri bastırıldığı durumları akabinde daha başarılı, daha rasyonel yönetimler o ülkenin potansiyelini realize etme aşamasında hızla ilerler. Ancak bu potansiyel açığı kapandıkça ve ekonomik büyüme halkının kaçınılmaz talebi doğrultusunda yaşam kalitesine yansıtıldığı, refah devletine yönetildiği durumlarda, yani ülke ekonomik “maturity”ye (olgunluğa) yanaştığında ekonominin hızı, geçmişte Japonya’da görüldüğü gibi, yavaşlar, yani hızı düşer. Mühim olan zamanla ileri ülkeler ile arayı kapatabilmektir. Düşünün bir kere, benim servetim yılda yüzde bin büyüse dahi, Bill Gates’in de yalnız serveti yılda yüzde bir büyüse, aramızdaki fark azalmaz, onun lehine büyür. Diyelim ki Türkiye İngiltere ile arayı zamanla kapatmak için ne kadar büyümeli. İngiltere’nin milli geliri Türkiye’nin iki buçuk misli. İngiltere yılda %2 büyür ise Türkiye %5’in üzerinde büyümeli. Refah açığını kapatabilmek için de nüfus dikkate alındığında, Türkiye’de nüfus artışı daha hızlı olduğundan, o fark oranında ekonomi %5’in üzerinde büyümeli. Türkiye son yıllarda ekonomik yönetişim bakımından takdire şayan. Ama bu takdir ekonomi yönetimin çok uzun yıllar geriliğinin artık beklenen normalleşmeye gitmesi ve şimdilere dek bastırılmış potansiyel üretim boşluğundan da faydalanılabilmesi neticesi. Takdir edilmeli, ancak öyle mucizevi bir başarı addedilip, bence olay abartılıp etrafa tepeden, alaycı bakılmamalı. Türkiye’nin Avrupa’nın halkına sağladığı maddi refah ve yaşam kalitesine makul bir sürede erişebilmesi için çok daha hızlı ve gittikçe zorlaşan kulvarda başarısını daha da artırıp sürdürebilmesine bağlıdır. Türkiye’nin bunun bilincinde olduğunun işareti, son günlerde iç barış yönünde attığı olumlu adımlarda saklıdır. Halkı enayi yerine koyan ucuz politik beyanatlar, demagoji, kütle dalkavukluğu sinirime dokunduğu cihetle bu hafta yazmaya planladığım dünya krizi hakkında yazımı gelecek haftaya bırakmak zorunda kaldım. İnşallah bu arada kafamı attıran başka inciler dökmezler ve genelde az okunsa dahi, ciddi konulara döneriz. Ne yapalım, bizim halkın çoğunlukla seviyesi maalesef bu.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil