08 Aralık 2016

Borsa İstanbul, KKTC’ye yararı, Türkiye ve dünyada gelişen ekonomi politikaları…

Haber İçi Üst

Bu hafta içinde finans sektöründe bir yenilik, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın (İMKB) yerine, Borsa İstanbul olarak,( BIST)’in anonim şirket yapısına, ve isim değişikliğine gidilmesi olmuştur. İstanbul finans Merkezi Projesi çerçevesinde gerçekleştirilen BIST’in, yabancı sermaye çevrelerinin Türkiye’ye çekilmesi ve uluslararası piyasalardan fon temin etmek isteyenlerin, bu kapsamda faaliyete geçebileceği öngörülmektedir. Bu çerçevede şimdiden 45 ülkede yabancı şirketlerin İstanbul’da halka açılmaya davet edileceğinin amaçlandığı da yetkililerce ifade edilmektedir.
İMKB’de şirketlerin toplam değeri 300 milyar$ kadardı. Bu rakam Türkiye’de GSMH’nın yarısından azdır. Gelişmiş borsalarda, toplam değer ilgili ülkenin GSMH’sını çeşitli oranda katlamaktadır. Yeni borsa ile yeni hedefler doğrultusunda en az GSMH’nın seviyesine yükseltilmesi hatta daha sonra da daha yüksek seviyelere çıkarmanın hedef olarak alındığı yorumlanmaktadır. Öncelikle Türkiye’nin büyük şirketlerine de hareketlendirme açısından büyük görevler düşmekte olduğu ve bu amaca ulaşmak için yabancı piyasalar ve borsalarla entegre olmaya çalışılacağı yetkililerce ifade edilmektedir.
BIST Başkanı’nın, bu değişikliği yaparak, İstanbul’u uluslararası finans merkezi haline getirmek ve uluslararası sermaye ile Türk sermayesini buluşturmak yönünde amaç ve hedeflerinin bulunduğu hususunda açıklamaları olmuştur.
BIST yetkilileri, açılışın ertesi gününde BIST’İn, KKTC şirketlerine de açık olduğunu açıklamışlardır. Şirketlerimize önemli bir finansman imkânı ve bu büyük sermaye piyasasında gerek Türkiye gerekse uluslararası kuruluş ve şirketlerle buluşma imkanı vermektedir. Tabii ki şirketlerimizin de bilançolarının, güvenirlilik ve şeffaflık açısından ve mali bünyesinin güçlülüğünü yansıtan hesaplarının, uluslararası standartlarda kabul edilebilir düzeyde düzenlenmesi ve olması gerekmektedir. Sağlamlık ve kârlılık önemli bir faktördür. Piyasalarda güven en önemli unsurdur. Bunu daima hatırda tutmalıyız.
KKTC’de geçen gün Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın girişimiyle Merit Hotel’de gerçekleştirilen “Küresel Gelişmeler ışığında Türkiye-KKTC Ekonomi ve sermaye piyasaları” konulu panele, SPK Başkanı ve BIST Başkanı’nın katılması ve yerli şirketlerimizi başkanın bir de buradan davet etmesi, kanaatimce önemli bir kapı ve imkândır. Bu kapıyı iş çevrelerimizin en iyi şekilde değerlendireceği ve Hükümetin bu konuda destek olması durumunda, gelecek için imkanların geliştirilebileceği bir açılımdır.
İstanbul borsasının tasarlanan çalışmalarla kapsamını genişleterek dünyadaki önemli borsalardan biri olma şansı yüksektir.
Özellikle son yıllarda dünyadaki gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerdeki krizlere karşılık, Türkiye ekonomisinde meydana gelen istikrarlı gelişme ve büyüme, son yıllarda yabancı sermayeyi cezbetmeye başlamıştır. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları önde gelenlerinden S&P bu hafta ve daha önce Fitch, Türkiye’nin kredi notunu,- doğudaki sınır ve diğer sosyal rahatsızlıklar işaret edilmesine rağmen- bir derece (BB+) yükseltmesi ve yatırım yapılabilir ülke olarak Türkiye’nin işaret edilmesi, uluslararası sermayedarlar ve yatırımcılar için önemli bir göstergedir. En son birkaç gün önce Moodys’in değerlendirmesi, siyasi şartlara bağlanmasına, -yani Türkiye’de Kürtlerle ilgili masaya konan konularda anlaşma olması haline bağlı olarak- Türkiye’nin notunun yükseleceği konusundaki açıklaması, tartışma yaratmış ve siyasi olarak değerlendirilmiş olmasına rağmen, piyasalarda dün BIST’in de işleme başlamasıyla iki etkinin birleşmesi sonucunda, % 2’lik bir gelişme olduğu izlenmiştir.
Dünyada dolaşan büyük miktardaki sermaye sahipleri, yatırım yapacakları uygun ülke aradıkları cihetle, bu kredi kuruluşlarının verdikleri puanlar bu kesim için önem arz eder.
Genel olarak dünyadaki çok düşük büyüme karşısında, Türkiye’de büyüme oranında bu yıl düşme olmuşsa da, diğer ülkelerle mukayese edildiğinde yüksek ve dengeli bir büyümenin devam ettiği görülmektedir. Cari açık da oldukça düşmüş, 2011’de GSMH’ya oranı % 10 iken, 2012’de % 6 olmuş, 2013’de % 5 hedef alınmıştır. Başbakan yardımcısı Sn. Babacan bu konuya yönelik olarak iç talebin kontrol altında tutulmaya çalışılacağını, enflasyonu da kontrol altında tutacaklarını, karşılıksız para basılmayacağını, karşılıksız para basmanın modern hırsızlık olduğunu ve vatandaşın çalınmasına izin vermeyeceklerini ifade etmiştir. Bu bakımdan yabancı sermaye artırımına ve yatırıma öncelik veren politikalara öncelik verileceğini açıklamıştır. Kısaca ekonomide istikrar ve dengeli bir kalkınmayı hedef aldıklarını işaret etmiştir.
Türkiye’de bu gelişmelere karşılık son yıllarda tasarruf oranının düşük olduğu görülmektedir. Finansman sıkıntısı bu yöndendir. Dolayısıyla tasarruf oranının yükseltilmesi yönünde bireysel emeklilik dahil bazı fonlar devletçe desteklenmektedir. İç ve dış tasarruflar bu bakımdan önem kazanmaktadır. Borsa İstanbul’a verilen yeni çehre ve yeni projelerle sermaye ve yatırımların artması halinde, ekonomik gelişmeye önemli bir katkısı ve kaldıraç vasıtası olabilecektir.
Finansal istikrar dengeli büyümenin unsurudur. TCMB Başkanı da bu hafta Türkiye’de 2013’te para politikalarının yine ön planda olacağını açıklamıştır. Faizlerin düşük seviyede tutulacağı, likidite politikaları ve parasal teşviklerin olacağı bunun yanında güvenin önemine işaret etmiştir.
TCMB tarafından üretim ve ihracatın arttırılması yönünde ihracatçılara halen dövize endeksli reeskont kredisi çok düşük faizle Türk Lirası olarak verilmekte ve ihracattan sonra kredi dönüşümü döviz olarak alınmaktadır. Eximbank’ın uyguladığı kredilerde de faiz düşük, libor + %0.75 Bu teşvikler döviz girdilerini arttırmaktadır.
Merkez bankasının kuruluş nedenlerinden biri olarak kredi sisteminin düzgün işlemesini sağlamaya çalışılacağı, döviz girdilerinin ve döviz rezervlerinin arttırılmasına yönelik önlemleri ön plana alacakları anlaşılmaktadır.
Esasen dünyadaki gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere baktığımız zaman da bozulan kamu dengeleri ve borçlarla krizlere rağmen faizlerin genelde artmadığını görüyoruz.
Bu hafta ABD ve Japonya’dan açıklanan haberlere göre ise, krizden çıkış ve büyüme hedefleri için parasal genişleme uygulamaları için mutabakata vardıklarını görüyoruz. ABD ve Japonya Merkez Bankalarının aynı anda çeşitli yöntemlerle parasal genişleme yaratmak üzere anlaştıkları görülmektedir. Para basma, tahvil, repo gibi…
ABD Merkez Bankası Başkanı, bankacılık sistemindeki direncin arttığı bunda denetleme mekanizmasının bankaların sermaye planlamasında verimliliği arttırdığını dile getirmiştir. Toparlanma eğiliminde büyüme hedefine yöneldikleri, bu amaçla da para politikasına öncelik verecekleri görülmektedir.
Bu yönde IMF de artık eski katı mali disiplin önlemleriyle ilgili politikalarını yumuşattığı ve yeni Başkan Christine Legarde’ın bu politikaları desteklediğini görüyoruz. Bu konuda parasal genişleme politikası uygulayacağı ile ilgili ABD ve Japonya’yı destekleyici beyanatları olmuştur. Legarde, Merkez Bankaları büyümeyi desteklemektedir. “Japonya’nın büyüme politikalarını gerçekleştirmek için Merkez Bankasına ihtiyacı var. Ancak bunun yanında para politikası dışındaki alanlara da kayması gerekir” dedi. Yani kısaca ‘para basın ancak dikkatli basın’ anlamında bir tavsiyesi olmuştur. Bu beyanatlarıyla IMF’nin kalıplaşmış eski sıkı mali ve para politikalarını yumuşattığı ve para hareketlerine önem vermeye, ancak dengeli olmaya özen gösterilmesi gibi yumuşak mali ve parasal politikalara yöneldiğinin ifadeleridir.
2013 yılında dünyadaki krizin yumuşayacağı sinyalleri görülmektedir. Türkiye’nin dengeli ekonomik adımlarla gelişmekte ve büyüme olduğunun sonucu olarak, KKTC için doğan fırsatların, KKTC Hükümetlerince de iyi değerlendirilmesini dileriz.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil