10 Aralık 2016

Bölgemizde yaşanmakta olan önemli siyasi ve ekonomik gelişmeler

Haber İçi Üst

Geçen hafta bölgemizde, orta doğuda olağanüstü gelişmeler yeni oluşumların, siyasi ve ekonomik ilişkilerin yeniden yapılandırılması ve yeni düzenlemelerin olacağı sinyallerini vermektedir.
Türkiye-İsrail gelişmeleri, AB’nin kriz dolayısıyla Güney Kıbrıs’a ekonomik yardım ve koyduğu yaptırımlarla, bölgede AB’nin daha da ağırlık kazanmak istemesi, ABD-AB serbest ticaret anlaşması görüşmelerinin başlaması sonucunda Türkiye’nin bu görüşmelerin dışında tutulmasından duyduğu rahatsızlık dolayısıyla Avrupa Birliği’ne, gümrük birliği konusunun artık masaya yatırılması gerektiği uyarıları, çok önemli gelişmelerdir.
Bir de doğu Akdeniz’deki trilyon dolarlar değerinde bulunduğu iddia edilen doğalgaz ve petrol yatakları üzerinde Güney Kıbrıs’ın münhasır bölgesinde bulunduğu iddiası ile başlattığı arama çalışmalarına ilaveten, bulunacak kaynakların daha şimdiden kendi namına ve menfaatine kullandırılması ve hatta en son borçlarına karşılık pazarlama çabaları, bölgede suları ısındırmıştır.  
Geçtiğimiz haftada ani ve önemli gelişmelerden biri İsrail’in Türkiye’den özür dilemesi ile normalleşme sürecine giren Türkiye-İsrail ilişkileridir. ABD Başkanı’nın bu konuda önemli rolü olduğu malûmdur. Nitekim Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan’ın açıklamasında, “telefoniyen ABD Başkanı Sayın Obama ile görüştükten sonra metni karşılıklı görüştük ve sonunda Obama ile görüşmeyi teyit ettik, şahitliğinde bu görüşmeyi gerçekleştirdik”lerini, ifade etmiştir. Yine bu konudaki açıklamalar ışığında İsrail, Gazze ablukasını da kaldıracak ve yardımların bu bölgeye gitmesi sorun yaratmayacak, buna karşılık Gazze’den roket saldırılarının olmaması konusunda Türkiye’nin de Filistin yönetimi üzerinde etkili olması hususunda rol üstlendiği müşahede edilmektedir. Ayrıca İsrail ile Filistin arasındaki silahlı saldırıların kaldırılması, ilişkilerinde yumuşama olması ve ticari ilişkilerin geliştirilmesinde Türkiye’nin aracılık yapacağı anlaşılmaktadır. Hatta şimdiden Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Hisarcıklıoğlu, Filistin ve İsrail iş adamları arasında hakem rolünü oynaması ve ilgili iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesinde çaba harcaması, taraflarca da kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu da hem Türkiye’nin bölgede etkili bir güç olarak söz sahibi olması hem de Türkiye’nin bu bölgelerde ticari ve ekonomik faaliyetlerini daha rahat yürütmesi bakımından bir süredir kısıtlı olan alanın genişlemesine imkan sağlamaktadır. Aynı faydalar İsrail ve Filistin için de geçerlidir. Filistin’in yeniden yapılanmasında Türk iş adamlarının rolü de artacaktır.
Bu ilişkiler çerçevesinde doğu Akdeniz’deki doğalgaz ve petrol kaynakları üzerinde yeni politikaların geliştirileceği izlenimleri çoğalmaktadır. Orta doğudaki petrol kaynakları dolayısıyla ABD’nin genelde bu bölge ile olan yakın ilgisi ve müdahalesi eskiden beri bilinmektedir.
Diğer taraftan Güney Kıbrıs’ın kendi münhasır bölgesi iddiası ile başlattığı petrol ve doğal gaz arama çalışmalarında Kıbrıs Türklerinin haklarını kaale almadan ve Türkiye’nin bu konu üzerindeki her yönlü hassasiyeti göz ardı edilerek şimdiye kadar ABD, Avrupa, Rusya ve muhtelif ülke şirketleri ile yapılan ve yapılmaya çalışılan anlaşmalardan Türkiye’nin ne kadar rahatsız olduğu, Türkiye Hükümeti tarafından her defasında tekrarlanmaktadır. Hatta bu güne kadar konu ile ilgilenen bazı şirketlere de bu arama çalışmalarına katılmaları halinde Türkiye’deki ihalelerde sarfınazar edilecekleri veya Türkiye’de yapacakları işlerini askıya alacaklarına dair uyarılarda bulunulmaktadır. Geçen gün TC Enerji bakanı Taner Yıldız, Türkiye’nin, Kıbrıs çevresindeki petrol ve doğal gaz faaliyetleri konusunda KKTC’nin haklarını korumada kararlı olduklarını açıkladı. Geçen gün Bakan Yıldız, Güney Kıbrıs açıklarında petrol ve doğalgaz arama çalışmalarında bulunan İtalyan enerji şirketi ENI ile çalışmama kararını da açıkladı. Ve Samsun-Ceyhan boru hattı projesinde ortak olan ENI dolayısıyla bu proje’yi askıya alabileceğini de beyan etti. Türkiye tarafından Rusya şirketlerine bu konuda yapılan uyarılar etkili olmuş, ilgili iki şirketin Gasprom ve Rosneft’in bu çalışmalara katılmayacaklarını bildirdikleri duyurulmuştur.
Gelinen aşamada Türkiye’nin Orta Doğu bölgesinde ekonomik açılımlar bakımından gelişen durumu ve jeopolitik konumu ile ekonomik ve siyasi ilişkileri düzeltmede ve düzenlemede önemli rolü bulunduğu ortadadır. Uluslararası ilişkiler menfaat esasına dayalı olduğu cihetle, Türkiye faktörünün bölgede göz önüne alınması gereği ön plana çıkmış durumdadır. Bundan sonra Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzelmesi ile iki ülkenin enerji işbirliğine de gidecekleri, açıklamalardan anlaşılmaktadır. ABD, bu gelişmeden memnuniyetini açıklarken iş yapma ortamında da gelişme olacağını, ABD’nin Ankara Büyükelçisi tarafından da açıklanmıştır.
Yeni politika, bölgede birçok konuyu gündeme getirecektir. Güney Kıbrıs’taki aşırı krizin normalleşme sürecine sokulmasından sonra Kıbrıs konusunda da müzakere sürecinin süratlendirilmesine gidileceği muhakkaktır. Bu konuda şimdiden hazırlıklı olmak şarttır.
En son AB’nin ABD ile serbest ticaret anlaşmasından Türkiye Hükümetinin rahatsızlığı ise yüksek sesle dile getirilmeğe başlanmıştır. Geçen gün Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, rahatsızlığını açıkça ortaya koyarak, haksız rekabet yaratacak olan böyle bir anlaşmanın görüşmelerine Türkiye’nin çağrılmamasının AB açısından iki yüzlülük olduğunu ve Gümrük Birliği Anlaşması’nın masaya yatırılması gerektiği üzerinde durmuştur.
1995’te yapılan anlaşma ile başlayan AB ile Türkiye arasında devam eden gümrük birliğinden sonra AB, bazı üçüncü ülkelerle yaptığı ikili anlaşmalarla Türkiye’yi devre dışında bırakarak, AB ile anlaşma yapan ilgili ülkeler ticaretleri, Gümrük Birliği anlaşması dolayısıyla AB’yle karşılıklı muafiyetlere ve tercihli tarifelere göre yapılmakta ve bu ülkelerle ikili anlaşması olmayan Türkiye’ye tek taraflı olarak malları sıfır veya düşük gümrükle girmektedir. Buna karşılık bu ülkelere ihraç edilen Türk mallarından ise ilgili ülkeler gümrük vergisi almaktadır. Ve işlem tek taraflı yürütülerek Türkiye aleyhine haksız bir rekabet yaratılmaktadır. AB ile bu ikili anlaşmalar birkaç Kuzey ve orta Afrika ülkesi ve Meksika ile yapılmıştı.
AB ile Türkiye arasında yapılan AB-Türkiye Gümrük Birliği Anlaşması’ndaki bir maddeye dayanarak, aslında direk ilgisi olmayan bir kuralla, AB’nin Türk kanadına danışmadan başka ülkelerle yaptığı ikili anlaşmalar ve uygulamaların tek taraflı olarak AB ve diğer ülkelerle devam etmesi ve gittikçe bu alanı genişletmeye çalışması, haksız rekabeti gittikçe çoğaltmaktadır. Şimdi de AB, aynı anlaşmaları ABD ve Japonya gibi dünyada dev ekonomilerle de yapmak için görüşmelere başlamıştır.
Türkiye’nin bu ülkelerle olan ticareti önemli hacimde olduğu cihetle Türkiye dış ticaretine büyük zarar verecektir. Dolayısıyla Türkiye Serbest Ticaret Anlaşması’na taraf olmak için bu konuda ABD’den destek talep etmektedir. Bu uyarılara karşı AB tarafından ise bugüne kadar henüz bir cevap gelmemiştir. Buna mukabil Türkiye Başbakanı’nın, ABD Başkanı nezdinde yazılı olarak başlattığı talebin olumlu karşılanması ve bu konuda Türkiye ile de ABD’nin görüşmeler yapacağı konusunda güvence verilmesi bir miktar rahatlama getirmekte ise de endişeler devam etmektedir. Türkiye bu konuda ısrarlı olup Türkiye ekonomisine ve ticaretine yönelik haksız uygulamalar karşısında dezavantajlı durumdan çıkmak için gümrük birliğinin serbest ticaret anlaşmasına dönüştürülmesi konusunda ısrarlarını yürütmede haklı ve kararlı görülmektedir. Özellikle bu iki büyük ekonomisi olan ülkelerle AB’nin anlaşma yapması ve Türkiye’nin daha önce olduğu gibi devre dışı kalması halinde ticaretinin çok haksız bir bazda gerçekleşmesi kabul edilebilecek bir şey değildir. Her halükârda Gümrük Birliği anlaşmasında bir revizyon yapılması şart olduğu gibi Türkiye’nin de bu anlaşmalara taraf olması kaçınılmazdır.
S&P kredi derecelendirme kurumunun Türkiye’ye puan arttırarak BB’den BB+’ya çıkarması da Türkiye’ye sermaye ve yatırım için her yönden olumlu bir gelişme ve güven göstergesi olacaktır.
Geçen hafta değerlendirdiğim Güney Kıbrıs krizi için öngörülen AB kurtarma paketindeki sert tavırların ve şartların mevduatların alt gruplarında yumuşatıldığını görüyoruz. Geçen haftaki yazımda, AB ve Merkel ne kadar sert mesajlar verirlerse versinler, sonuçta AB’nin Kıbrıs üzerindeki stratejik avantajlarını kaybetmek istemediklerinden yumuşayacaklarını, stratejik pozisyonu Güney Kıbrıs’ın iyi kullanmakta olduğunu ve Euro Bölgesi’nden çıkma ihtimalinin de olmadığını söylemiştim. Sonuçta çıkan kararda, hem Euro Bölgesi’nde kalmasına karar verilmiş ve 100 bin € altındaki mevduatlara da uygulanacağı öngörülen vergiler kaldırılarak, Rum Yönetimi’ni büyük bir halk baskısından kurtarmıştır. Ayrıca önceki paket koşullarına göre, bankacılık dışındaki diğer alanlardaki tasarruf önlemlerinde de Güney Kıbrıs Yönetimi’ne yetki ve elastikiyet tanınmıştır.
Rus’ların çoğunlukta olduğu 100 bin € mevduat üzerindeki vergiler konusunda çeşitli oranlarda vergiler konusunda spekülasyonlar yapılmakta ise de kesin bir oran veya çözüm şekli henüz belirlenmemiştir. Haksız ve adaletsiz olan ve bankacılık sistemine vurulan ağır bir darbe olan mevduatların anasının vergilendirilmesi veya kesilmesi icraatını, GKRY’nin kolay kolay yapabileceğini sanmıyorum. GKRY, bunu zamana bırakıp soğutmaya ve Rus mevduatlarını ve Rusya’yı fazla kızdırmayacak yöntemlere başvuracağını tahmin ediyorum. Bu yöntemlerden biri bankaların yapılandırılmasında tespit edilecek kesintilere karşı sermayeye ortak etme, hisse verme, sahiplilik yaratma şeklinde olacağını düşünüyorum. Rusya’nın da büyük mevduatların vergilendirilmesi ve paraların bloke edilmesi veya transferine engel konmasına sert tavır koymuştur. Esasen Rus sermayesinin çekilmesi mevcut yapı ile GKRY için daha fazla çöküntüdür. GKRY’nin 28 milyar € kadar olan GSMH’sından ziyade olan Rus sermayesinin ve yatırımlarının G.K ekonomisi üzerindeki etkisi ile iç içe girmiş finansal pozisyonunu düşünürsek, bunun sökülüp atılması kolay olmadığı gibi, ilerisi için başka yabancı sermaye ürkütülmesi bakımından da telafisi mümkün olmayan ekonomik çöküntülere neden olması demektir. Bunu göze alabilirler mi? Çok zor.
Şimdi AB Merkez Bankasından uçaklarla para gelmeye başladı. Perşembe günü gelen beş milyar€ nakit para bankalara kanalize edilerek, belirli miktar ve kıstaslar da konarak bankaların çalışması ve Güney Kıbrıs halkının acil ihtiyaçlarının karşılanması öncelik alır. Bu miktarın ekonomi içinde bir miktar hareketlenme yaratacak ve nefes aldıracaktır. Bankacılığın ıslah çalışmaları ve tasarruf önlemlerinin detayları şimdilik belirlenmemiş olmakla beraber, AB’den gelecek ikinci 5 milyar € nakdi yardımla beraber, bankacılık ıslahı için birleştirme operasyonları yanında, geçen hafta tahmin ettiğim tüm fonlarda bir miktar vergi artışları, bütçede tasarruf önlemleri, özelleştirme ve bazı varlıkların elden çıkarılması önlemlerinin şimdilik öncelik alacağını düşünüyorum.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil