09 Aralık 2016

Bizim bakanın farkı!

Haber İçi Üst

Önemli olan olup biteni doğru görebilmek, doğru değerlendirebilmektir.
Bir de her şeyin aslında göründüğü gibi olmayabileceğini unutmamak önemlidir.
Kıbrıs’ta yaşadığımız birçok olay bize bunu göstermiştir.
Hükümet krizleri, siyasi kavgalar, hesaplaşmalar buna örnektir.
Neyin neden nasıl söylendiğinin arkasına bakmak lazımdır.
Öyle sürüklenip bir yerlere gitmek kolaydır.
Önemli olan sürüklenmemek, meselelere doğru teşhis koyabilmektir.
Lefkoşa Belediyesi için yapılacak seçim için de bu yazılanlar geçerlidir.
Kimler neden aday oluyor, kimler neden ittifak arayışında ve birileri dışarıdan neden adaylık için nabız yokluyor.
Bunlara doğru bakmak, gelişmeleri doğru okumak gerekiyor.
Neyse bunları bir yana bırakalım bugün.
Geçtiğimiz günlerde Ankara’da dinlediğim bir olay beni şaşırtmadı. Ama anlatan şaşkındı doğrusu…
Olayın geçtiği zaman şimdiki zaman değil. Yani söz, şimdilerde kabinede oturan bakanlardan dışarı.
Olay Ankara’da geçiyor.
TC-KKTC heyetleri ile ilgili…
İki ülkenin bakan ve heyetleri uzunca bir masanın etrafında oturmuşlar.
Gündem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki sorunlar.
Önce ev sahibi bakan söz almış. Türkiyeli bakan uzun sayılabilecek bir giriş konuşması yapmış.
Ve bu uzun sayılabilecek giriş konuşmasında Kuzey Kıbrıs’ın içinde bulunduğu durumun tüm detaylarını ortaya koymuş.
Sorunları sıralamış.
Sıkıntıların altını çizmiş.
Çıkış yollarının neler olabileceği üzerinde durmuş.
“Akademik bir çalışma yapmış bir uzman olsa ancak bu kadar olur” diyor orada olanlar.
“Bu kadar detayı ancak uzun yıllar akademik çalışma yapan birisi ortaya koyabilir” diye de ekliyorlar.
Sonuçta herkes büyük bir hayranlıkla dinlemiş Türkiyeli bakanın konuşmasını.
Bakan, konuşmayı sonlandırırken karşısında oturan bizim bakana “Buyurun, sizi dinliyoruz, bizden istekleriniz ne?” diye sormuş.
İşte ne olduysa o sorudan sonra olmuş.
Masada özellikle bizim heyettekiler nefeslerini tutmuş, bakanlarının ağzını açıp konuşmasını beklemeye başlamışlar.
Bizim bakan önce şöyle bir yutkunmuş.
Masadakilerden biri “O anda Türkiyeli bakanın konuşmasına yanıt verebilmek için meselelere çok fazla hakim olmak gerekiyordu” dedi.
Bizim bakan meselelere hakim değildi.
Bakanlığı bir sonraki seçimlerden daha güçlü çıkabilmek için bir araç olarak kullanmakta mahir biriydi.
Bir iki yutkunduktan sonra “Efendim, ben bir dönem daha bakanlık görevinde kalmak istiyorum” dedi.
Masa bir anda buz kesti.
Karşıda oturan ve az önce son derece kapsamlı bir giriş konuşması yapan bakanın nutku tutuldu…
Ne diyeceğini bilemedi…

“Hayırlısı ne ise olsun” deyiverdi.
Başka da bir şey diyemedi.
Artık o toplantı devam edemezdi.
Etmedi de…
Türkiyeli bakan önündeki dosyayı kapattı.
Toplantının bittiğini söyledi.
Eller sıkışıldı ve odadan çıkıldı.
Bizim heyette yer alanlar şaşkınlıklarını uzunca bir süre üzerlerinden atamadılar.
Bu olay Türkiye’de kulaktan kulağa aktarıldı.
Yaşanan bu diyalogla ilgili espriler yapıldı.
Kimisi bunu fıkra sandı.
Ama ne yazık ki fıkra değildi bu.
Yaşanmış bir olaydı.
Ve orada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni temsil etmek için bulunanlar ondan sonraki toplantılarda da o günü hiç unutmadılar.
O olayı anımsadıklarında yüzleri kızardı hepsinin de…
Ama o olay yaşandı. Yaşanmaya da devam edecek. Hiçbir birikimi olmayan insanlar küçük küçük seçim bölgelerinde feodal ilişkileri kullanarak meclise gelmeye devam ettikleri sürece bunlar yaşanacak.
Bilenle bilmeyenin farkının olmadığı, dolu götürenle, boş götürenin bir birinden ayrı tutulmadığı bu topraklarda daha bunun gibi çok potlar kırılacak.
Kimileri bunların yaşanmasının dibe vurmamaktan kaynaklandığını söylüyor.
Belki de bunu söyleyenler haklıdır.
Bu ülkede gelecek seçimleri düşünmenin ötesinde iş yapmayanlar sayıca çok olduğu sürece yüzümüz daha çok kızarmaya devam edecek.
Adam “Bir daha nasıl bakan olabilirim” diyor.

Başka da bir şey söylemiyor.
Ne diyebiliriz ki biz… Böyle başa, böyle tıraş…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil