Köşe Yazarları

Birileri artık Anastasiadis’e ‘kaşının üstünde gözün var’ demeli…


İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bir tv kanalında,“Şu an Rum tarafına güçlü bir müdaheleye ihtiyaç var, uluslarası baskı olmazsa bu konferanstan sonuç çıkmaz…” diyordu.

Bizim de hep söylediğimizdi.

Bunca lider, dışişleri bakanı, diplomat İsviçre’nin dağında işini gücünü, itibarını riske ederek toplanmış, Rum-Yunan tarafı hepsini maskara ediyor.

Eğer başkaları da gerçekten adada çözümün zamanı geldiğine inanıyorlarsa, baskı yapmalılar.

Daha doğrusu “kardeşim senin de kaşının üstünde gözün var” demeliler en azından.

Bu arada, İsviçre’de zirveyi izleyen partilerin ortak bildirisi geldi.

Pek de beklenen bir durum değildi.

Zira oraya gidiş nedenleri de, beklentileri de taban tabana zıttı.

Hep birlikte BM Genel Sekreteri’ne “Guterres geri dön” çağrısı yaptılar.

Cumhurbaşkanı Akıncı da “gelmesi iyi olur” diyerek destek verdi….

İlk baştan yaşanan tıkanıklık, Genel Sekreterin paket formülüyle aşılmış, masalar kurulmuş, öneriler yazıya dökülebilmişti.

Anlaşılan, Genel Sekreter Crans Montana’dan ayrılır ayrılmaz, Rum tarafının ayak sürümesi yeniden başlamış.

Tam da belgeler arasında köprüler kurulacakken…

Daha açıkçası, gerçek al-ver pazarlığı başlayacakken.

Malum ilk verdiğiniz teklifte çıtayı en yukarıda tutar, sonra indirirsiniz.

İşte tam da o noktaya gelinmişti ki, oradan gelen haberlerden anlaşıldığı kadarıyla, Anastasiadis kendini bir anda hür hissetmiş ve kıvırmaya başlamış.

Garantiler ve güvenlik konuları dışında kalan konularda, Genel Sekreter’in kriterlerine uygun olmayan belgeler sunmuşlardı. Kendilerinden yeniden düzenleme istenmiş, hatta o düzenlemeyi yapıp vermişlerdi…

Anastasiadis dün çıktı, Türk tarafını Genel Sekreter’in çizdiği çerçeveye uymamakla suçladı.

Bir nevi yansıtma, suçu başkasının üstüne atma oyunu… Hep yaptığı gibi.

Nitekim dün Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu gazetecilerin Anastasiadis’in bu sözlerini hatırlatması üzerine, Rum tarafının işine gelmeyen konularda böyle davrandığını kendi belgelerinin Genel Sekreter’in çerçevesine tümüyle uygun olduğunu söyledi.

Bir şey daha söyledi Çavuşoğlu; “bir şey olacaksa da, olmayacaksa da burada olacak… Onun için Genel Sekreter de burada olmalı” dedi.

Aslında BM Genel Sekreteri’nin elinde sihirli bir değnek yok. BM’nin kendinden kaynaklanan fazla bir gücü de yok. Ama Guterres, şu anda ortada görünmeyen diğer bütün aktörleri temsil ediyor. Yani Mehmet Ali Talat’ın “baskı yapmalı”dediği uluslararası toplumu temsil ediyor.

Bu saatten sonra artık, Kıbrıs’ta bir uzlaşmayı isteyen ve istemeyen taraflar bir bir ortaya çıkmalı.

Nasıl ki Türk tarafı kendinden beklenenin çok üstünde bir performansla esnediyse, esnemeyen, katılığını, uzlaşmazlığını koruyan taraf da, bir şekilde tescil edilmeli.

Ve eğer uluslararası aktörler uzlaşmaya gerçekten inanıyorlarsa, seslerini duyurmalılar.

Çünkü görünenlerin dışında, perde arkasında da oyunu dikkatle izleyenler olduğunu biliyoruz…

 


 

 

YERİN KULAĞI VAR

GELİP DE NE YAPACAK:

Crans Montana’da tıkanma noktasına gelen zirvede gözler BM Genel Sekreterine çevrildi. Her iki taraf da düğümü çözmek için Guterres’e güveniyor. Zirveye katılan Türk siyasal partiler ortak bildiri yayımlayarak Guterres’e deyim yerinde ise,“gel şuna haddini bildir” diyorlar. Kıbrıs Türk partilerinin bu ortak açıklaması, göründüğünden daha önemli bence… BM de umarız bu rahatsızlığı doğru teşhis eder.

 

ASENA’YI GEÇTİ:

Rum lider Crans Montana zirvesinde yaptığı kıvırmalarla adeta dansöz Asena’ya taş çıkartıyor. Bir söylediği diğerini tutmadığı gibi, sürekli tartışmaları başka bir boyuta çekerek hem zamana oynuyor, hem de kendince Türk tarafını zora soktuğunu sanıyor. Türk taleplerinin hiçbirine olmulu yanıt vermemesi bir yana, sürekli yeni taleplerde bulunuyor. Sonra da basının karşısına geçip, masumları oynuyor. Ve bu tavırlarıyla sadece bizi değil, kendi vatandaşlarını da çileden çıkarıyor…

 

İRADE YOK Kİ:

Karaoğlanoğlu’nda Kaya gruba ait kaçak iki katı için verilen süre dolmasına rağmen bırakın yıkılmasını, aksine kaçak katlarda inşaat devam ediyor. Hükümetin emirnamede değişiklik yapacağı sözü üzerine yıkımı erteleyen firma, emirnamenin değişmemesi halinde kaçak katları bizzat kendilerini yıkacaklarına dair açıklama yapmışlardı. Ama memlekette denetim ve otorite olmayınca herkes kafasına göre takılıyor haklı olarak…

 

YA HASTAHANE BİNASI:

Bakanlar Kurulu, Lefkoşa’da Rauf Denktaş’a üniversite yapacağı gerekçesiyle 200 dönümlük arazi kiralama kararını iptal etmiş. Ancak “rektörlük binası” olarak verilen eski hastahanin durumuyla ilgili bir karar yok. Söz konusu arazi iptal edildiğine göre, rektörlük binasının da iptali gerekmez mi?

 

İNŞAATLAR ÖLECEĞİNE, İNSANLAR ÖLSÜN:

Ne demişti bir büyüğümüz, “inşaat sektörünü denetlemeye kalksak, sektör ölür”… O böyle dedikten sonra insan canının değeri mi kalır. Sonuçta inşaatlar değil, insanlar ölüyor. Vay beytambal kalsın sizin inşaatınız. Diktiğiniz betonların binlercesi bir insan canına değer mi? Ama öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, insanın değeri, bir bina kadar etmiyor. Biri gider, bini gelir nasıl olmasa…

 

SÖZDE NARENCİYE ÜLKESİYİZ

DPÖ’ye göre %131’lik artış ile en fazla zam gören ürün limon olmuş. Yıllarca narenciye ülkesi olarak tanınan ada bugünlerde narenciyeye hasret kaldı. Olanı da ateş pahasına yiyoruz. Narenciye ağaçları bakımsızlık veya tarlaların arsaya çevrilip inşaata açılmasyla yok oluyor. Mahvolan narenciye son demlerini yaşıyor. Artık, portakal ve limonumuzla övünmek bir yana, yakında ithal eder duruma gelirsek şaşırmayacağım…

 


 

ZİRVEDEKİLER

Mehmet Ali Talat: “Benim için etkin katılım siyasi eşitlik ve dönüşümlü başkanlık en iyi garanti ve güvenliktir, Türkiye buradan yenilerek gitmez ve Türkiye Rumların çözüm istemediğini görüyor. Şu an Rum tarafına güçlü bir müdaheleye ihtiyaç var, uluslarası baskı olmazsa bu konferanstan sonuç çıkmaz. Sonuç çıkmazsa da çabalar bitmez. Çabalar ancak KKTC tanınırsa biter…” .

 


DİPTEKİLER

Yine Faiz Sucuoğlu: Doktorlar bir bir istifa ederken, Sağlık Bakanı’nın “gider Türkiye’den doktor getiririm” dediği konuşuluyor. Bu arada Hastanenin önemli bir kliniğinin tüm doktorların istifası ile kapanmak üzere olduğu, istifaları durdurmak için diğer doktorların yoğun çaba gösterdikleri duyumları geliyor. Yani 40 yılda taş taş üstüne konularak gelinen yapıyı, bir kişi ancak böyle bozabilirdi.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı