08 Aralık 2016

Biraz da gerçekçi olmak lazım…

Haber İçi Üst

Geçtiğimiz son iki yıla baktığımızda, bölgede karışmayan tek yer Kıbrıs’ın kuzeyi sanki.

Mısır, Tunus, Fas, Libya, Suriye, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve en sonunda Türkiye…
Kuzey Afrika’da Arap Baharı diyerek başlayan, ancak hiç de bahara benzemeyen, arkasından kışların geldiği hareketlenmeler hala sürüyor. Orta Doğu petrolün savaş alanı, her birkaç senede bir başka bir ülke hem iç, hem dışta savaşa giriyor…
Yunanistan ve Güney Kıbrıs, AB üyesi olmalarına karşın, finans sistemleri ve kamu yönetimlerindeki çarpıklıklar nedeniyle, global ekonomik krizi çöküşlerle, iflaslarla yaşadılar. Kaosu yaşayanlar, Mısır da dahil olmak üzere, yeni borçlar aradılar, yeniden bir yerlere teslim oldular. Kimi Dünya Bankası’na, kimi IMF’ye, kimi AB’ye…
Türkiye değişik bir örnek. Türkiye’de sorun daha çok sosyal… Türkiye büyümesini bir şekilde sürdürse de, ekonomisi dibe vurmuş olmasa da, dünyadaki çalkantılar, Türk halkının tepkilerini daha radikal, daha cesurca ortaya koymasını sağladı.
Bu saydığım ülkeler arasında Türkiye dışında hiçbiri tarafından tanınmasak da, KKTC’yi bölgenin bir aktörü olarak saymasalar da, şu ana kadar en sakin ülke bizim ülkemiz. Bizim kargaşamız, kavgamız, kim ne derse desin bir demokrasi kavgası. İçte yaşanan çürümüşlüğe, sistemin bozuk oluşuna,  partizanlığa, adaletsizliğe, tek adamlığa karşı bir kavga. Nitekim işte yirmi gün sonra, seçim yapmaya hazırlanıyoruz. Partiler, adaylar birbirlerini kıyasıya eleştirseler de, sonuçta ülkeyi kaosa sokacak bir durum yok. 
Bazılarınız bu sözlerimi eleştirip, başka, daha derin sorunlarımız olduğundan söz edebilir. Vardır. İnkar edilemez. Ancak çözülmeyecek sorunlar değil. Halk olarak siyasete bakış açımızı, hükümetlere yönelttiğimiz talepleri gözden geçirir; adil, dürüst ve gerçekleri gören, hayal içinde yaşamayan insanlardan oluşan yönetim kadrolarını seçebilirsek, çok daha güzel bir gelecek kurmak elimizde.
Dünyadaki gelişmeleri hepimiz an be an izliyoruz. Ben diyorum ki, demokrasimizin kıymetini bilelim. Elimizdeki oy pusulası sihirli bir değnektir aslında. Biraz da böyle bakalım bu seçimlere.
Atıp tutana, propagandayla göz boyayana yıllar yılı aldandığımız yeter. İktidarsa, iktidar, koalisyonsa koalisyon, ama en iyi, en doğru kadrolardan oluşmalı. Seçimlerden iki gün sonra aldatıldık diye pişman olup ağlamamak elimizde. Bunu yaparken,  unutmayalım ki, demokrasi geleneğimizi de, partilerin iç yapılarını da daha güçlü kılacağız. Hukukun üstünlüğünü sağlamak da doğru adamlarla mümkün olacak. Güçlü kadrolardan oluşan partileri, bir kişi çıkıp burnundan halkayla çekip, kendine çalıştıramayacak.
Hiç olmazsa bu seçim tercihlerimizi bencilce değil, ülkenin çıkarı için, toplumsal hedeflerle yapalım. Biraz gerçekçi olalım…

 

Okuyucu mektubu

Sayın Büyükelçi ne iyi oldu da Mersin kapısı ile ilgili bir açıklama yaptı. Hem de doğru yerde ve haklı konumda; Türkiye ile ilgili bir karalamaya cevap şeklinde. Böylece bu konu üzerinden siyaset yapanların görüşlerinin netleşmesine zemin hazırladı. Dünkü DP-UG’nin konuyla ilgili basın bildirisinden anlıyoruz ki, daha önce iddia edildiği gibi sorun Mersin Gümrük Kapısı çalışanlarından veya uygulanan yöntemlerden kaynaklanmıyormuş, sorun Türkiye ile KKTC arasında yürürlükte olan anlaşmalardan kaynaklanıyormuş.

Böylece Sayın Denktaş mindere çekilmiş oldu. Zira daha önce söyledikleri pek anlaşılmıyordu. Sanki Mersin Gümrüğü’nde çalışan memurlar suçlanıyordu.
Ben de görev bilerek konuyu inceledim ve aşağıdaki sonuçlara ulaştım.
KKTC ile Türkiye arasında hemen her yıl ticaret komiteleri üst düzeyde bir araya gelir ve iki ülke arasında ticaretin önünün açılması için yapılabilecek her şeyi gözden geçirirler, bu konunun uzmanları ile TC-KKTC Serbest Ticaret Anlaşması imzalanmasının ne anlama geleceğini değerlendirdim. Aldığım yanıt maalesef Serdar Denktaş’ı doğrulamıyor.
Birincisi, TC-KKTC arasında imzalanacak bir Serbest Ticaret Anlaşması’nın sağlayacağı muafiyetlerin TC-AB Gümrük Birliği limitlerinin altına inemeyeceği yönünde. İkincisi, Mevcut durumda TC-KKTC arasında uygulanan ticaret muafiyetleri Türkiye tarafından bunun ötesinde KKTC için sağlanmış, üstelik KKTC’de bazı ürün ve sektörlerin korunması için tek taraflı olarak KKTC’ye avantaj da sağlanmış durumda. Özetle, mevcut anlaşmalar yerine karşılılık ilkelerine bağlı bir TC-KKTC Serbest Ticaret Anlaşması imzalanırsa KKTC bugün yararlandığı olanaklardan geriye düşecek. Yani dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olacağız. Türkiye’den de ben şahsen başka türlüsünü beklemezdim. Zira küçücük KKTC üretiminin Türkiye için tehdit oluşturması düşünülemez.
Bu arada Türkiye’nin rahatsızlık duyduğu iki konu olduğunu da öğrendim; birincisi üçüncü ülkelerden alınan malların KKTC üretimi şeklinde gösterilerek Türkiye’ye sokulması istenmesi, ikincisi ise Türkiye’deki sağlık veya teknik kurallara uymayan malların Türkiye’ye sokulmaya çalışılması. Yaşanan sorunların büyük oranda bu iki zorlamadan kaynaklandığı ifade edildi. Bunların dışında Mersin Gümrük kapısında bir sorun olmadığı tarafımıza iletildi.
Ancak, Sayın Denktaş’ın açıklaması çok ileriye gidiyor ve politikaları ile ilgili bazı arka plan ipuçları da veriyor. Açıklamadan anlıyoruz ki;
– Yerel kamu ve özel bankaların mevcut yapılarının korunması için yüksek faizlere destek verilmeli,
– Ülke küçük olduğu için elektrik kurumu ve limanların düşük kaliteli-yüksek maliyetli hizmetlerine katlanılmalı,
– Kıbrıs Türkü, Türkiye dahil çağdaş dünyanın birikimlerine gözlerini-kulaklarını kapamalı ve babadan gördüğü gibi ülkeyi yönetmeli ve
– Denktaş ailesi Türkiye adına da politika yapma hakkını sürdürmeli.
Sonuç; KKTC ekonomisi kendi ayakları üzerinde duramamalı, Türkiye’den daha fazla para gelmeli ve gelen para da Serdar Denktaş’ın eline verilmeli… Ali Uzman

YERİN KULAĞI VAR

İŞTE ANKET: Geçen gün yazdığım ve sadece iki partinin oy oranının verildiği mesaja inanılmaz geri dönüşler oldu. Saray tarafından yaptırıldığı iddia edilen bu ankette yer alan %65’in dışındaki %35’lik oranı siyasi duruşlarına göre pay edenler kadar, mantıklı yorum yapanlar da var. Daha da aydınlatıcı olması için,  bu anketi baz alıp, kararsızların oylarını da dağıtırsak, şu sonuç çıkıyor; CTP ve UBP %36’yla %37 arasında çekişiyor. DP-UG %18, TDP %5.5 ve BKP ise %3.5. Bence de 28 Temmuz akşamı böyle bir tablo ile karşılaşabiliriz.

LİSTE SAVAŞLARI: Partiler son sürat seçimlere hazırlana dursun, parti içi liste savaşları da aynı hızla sürüyor. UBP’de birileri tarafından Lefkoşa’da dağıtılan 3 farklı listede Genel Başkan İrsen Küçük’ün adının yer almadığı iddia ediliyor. 3 farklı listede de, İrsen Küçük adının yer almaması, listenin UBP dışında hazırlanıp dağıtıldığı izlenimi veriyor.

BU BİZİZ: Seçim dönemlerinde, propaganda faaliyetlerinin hala bire bir insanlarla el sıkışarak yapılması, çağ dışı bir uygulama gibi görünüyor. İnsanlar evlerinde otursun, televizyonlardan, gazetelerden takip etsinler deniyor da; ben hala sokaklarda gezen, kahvehanelere giden aday gruplarına sempatiyle bakıyorum. Bu bizim kültürümüz. Ne yaparsak yapalım değişmeyecek…

BİR DENETİM GELECEK, DAHA NE: Devletteki tüm fonların, bakanlıkların direkt kullanımı yerine, Maliye’de toplanacağı ve daha sonra tahsis edileceği haberi, spor federasyonlarını telaşlandırmış görünüyor. Olay sadece spor  konusu değil. Bence de fonların kullanımına bir ölçüde de olsa denetim getirmesi açısından önemli.  KKTC’nin ilanından beri, fonların bağlı olduğu bakanların bunları seçim yatırımı olarak kullandıkları bir gerçek. Bakana yakınlık, bölgecilik  ve benzer kriterler, adaletli dağıtımın her zaman önüne geçmedi mi? Bundan en çok da şikayet eden de, federasyonlar, kulüpler değil miydi? Şimdi bizzat onların bu denetime sevinmeleri gerekir…

MERSİN ARALARINI AÇTI: TC Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça’nın ile DP-UG lideri Serdar Denktaş’ın arasını, bir türlü açılmayan “Mersin Kapısı” açtı. Mersin kapısı ile ilgili Akça’nın açıklamalarına cevap veren Serdar Denktaş, “Hasta KKTC ekonomisidir. Hastane Türkiye pazarıdır. Hastayı ve hastalığın tarihini iyi bilen doktor ise bizleriz. Kimse bizden daha iyi sorunları ve çözüm yollarını bilemez” dedi. İyi de doktor kötüyse ne olacak..?

AL BİRİNİ, VUR ÖTEKİNE: Seçim havasının iyice ısınmaya başladığı bu dönemde, parti ve adayların birbirlerine yönelik suçlama ve iddiaların da dozu artmaya başladı. Bir taraf, “senin döneminde bunlar bunlar oldu” derken, diğer taraf, “ispat et, esas senin döneminde bunlar bunlar oldu” diyerek hemen savunmaya geçiyor. Hiç tanımasak biz de inanacağız. Hani bir laf var, “tencere dibin kara, senin ki benden kara” diye ya, işte bizim siyasiler için bugünlerde söylenebilecek en güzel söz bu olmalı… 

KİM SIZDIRIYOR: Bakanlar Kurulunda alınan bazı kararlarla ilgili açıklamalardaki eksiklikler ve yanlışlar dikkat çekiyor. CTP’nin yayın organı Yenidüzen bile bundan şikayetçi. Özellikle son günlerde bazı gazetelerde yer alan haberler ve ardından Başbakanlıktan yapılan açıklamaları iyice okursanız, kaş yapayım derken göz çıkarıldığını hemen anlarsınız. Bu konu sanki bir seçim stratejisi gibi görünse de, inanın karından çok, zararı dokunuyor… 

DÜN DÜNDÜR: Önce CTP, ardından TDP, şimdi de DP-UG Türkiye ile imzalanan ekonomik işbirliği programına “temelde” karşı olmadıklarını açıkladılar. Daha 3-5 ay öncesine kadar söz konusu partilerin bu konudaki söylemleri arşivlerde dururken, şimdi kalkıp da protokolün sadece belli maddelerinin “bize uymadığını” söylemeleri ne kadar etik bir söylem olabilir ki. Halbuki çıkıp dürüstçe,”karşıyım” veya “destekliyorum” deseler çok daha inandırıcı olacaklardı. Ama işte iktidar kapısı böyle bir şey…

 

ZİRVEDEKİLER Bellabais Halkı: Eski İçişleri Bakanı’nın kafasına göre taktırdıklarından biriydi Bellabais yolundaki kamera. Onca insan trafik konusunda kafa yorar, sonra da neredeyse 45 derece eğimli yokuşa, 50 km hız kamerası takılır. Yoldan 400 metre içerideki bir okul da gerekçe gösterilir. Köylülerden kameraya yakalanmayan yok. Şimdi kaldırılması için imza topluyorlar. Bellabais halkının haklı tepkisi bakalım mantıksız bürokrasiyi yenebilecek mi.

DİPTEKİLER İşe Yaramayan Trafik Tedbirleri: Bu sayfada yazmaya başladığım günden beridir trafik sorunu “diptekiler” bölümünde en çok yer alan konu oldu. Yani ne yazsak, ne söylesek hepsi boşuna. Sadece bu yılın ilk 6 ayında 20 kusur insanımızı trafiğe kurban veriyorsak, sorunun başka yerlerde aranması gerektiğine inanıyorum. Öyle anlaşılıyor ki çözüm, trafiği tek bir birime bağlamakla da bulunamayacak. Bunun gibi popülist icraatlar yerine, daha akılcı çözüm aramak gerek. Her zaman söylediğim gibi, madem ki insanlar trafik kurallarına uymamakta ısrar ediyor, o zaman denetimi yoğunlaştırmaktan, cezaları arttırmaktan başka yol yok…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil