06 Aralık 2016

BIRAKIN ÇOCUKLUKLARINI YAŞASINLAR

Haber İçi Üst

“EN GÜZEL, EN FOTOJENİK, EN SEMPATİK ÇOCUK KİM?”

Gazetelerde ne çok rastlanır bu duyurulara? Kocaman kocaman manşetlerle verilir. En güzel çocuk mu seçilecek? Kimin haddine düşmüş bu, nasıl cüret ediyorlar bilmiyorum. İşin garibi de o duyurular yapıldıktan sonra yine o gazete sayfalarında yarıştırılan çocukların fotoğraflarına rastlar insan, canı yana yana. Birbirinden güzel çocuklar, yüzleri makyajlı, saçları yapılmış bir şekilde en güzel seçilmek için alet edilirler bu güzellik kandırmacalarına.
Ya festivaller, organizasyonlar?

İşte baharın gelmesiyle birlikte festivallerimiz de başladı. Yine podyumlarda çocuklar bir çocuk edası ile değil, transparan elbiseleri, yapılmış hatta boyanmış saçları, makyajlı suratları ile boy gösterecekler. Bunlar için komiteler kurulacak, paralar harcanacak, aileler çocukları bu çarkın içine itip, kendi egolarını tatmin etmek için bu rezilliğe alkış tutacak.
Medya denilen o kocaman çark, çocukları tüketen, genetiğini bozan pompalamalarla çok renkli, albenili portreler sunuyor insanlara.
Anneler, babalar, öğretmenler, aile bireyleri, çocuklar üzerinde etkili olan, karar mekanizmalarının pek çoğu ise o kocaman pazarın gösterdiği yalancı güzelliklere alkış tutuyorlar.

Şaşırarak, kızarak, anlam veremeyerek, her gün rastladığımız ne çok çocuk var oysa bu durumda. Düğünlerde, sokaklarda, festivallerde, müsamerelerde, törenlerde, çocukların güzelliklerini yarıştıran zihniyetlerin sunumlarında, ah ne çok çocuk var erken büyütülmeye çalışılan, daha ergenlik çağına girmeden makyajla, fönle, boya ile tanıştırılan…
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Tetiker bu konuya değinerek:

“Daha çocuk yaşta östrojen hormonu içeren makyaj ürünlerinin kullanılmasının, hormon dengesini bozarak erken ergenliğe yol açtığını, bunun da birtakım fizyolojik ve psikolojik olumsuz sonuçlarının bulunduğunu” bildirdi. Prof. Dr. Tetiker, “oyun çocuğu” denebilecek yaştaki bireylerin bile yaşlarıyla bağdaşmayan kozmetik malzemelerini kullandıklarının gözlendiğini söyledi. Prof. Dr. Tetiker, çeşitli ülkelerde yapılan bilimsel araştırmaların yanı sıra üniversite polikliniklerine başvuran hastalardan elde ettikleri deneyimlerin, bu kozmetik ürünleri kullananların ergenliğe daha çabuk girdiklerini ortaya koyduğunu belirtti.

“Dudak kalınlaştıran” ya da “silikonlu diye tabir edilen ruj başta olmak üzere bazı makyaj malzemelerinin östrojen (kadın cinsiyet hormonu) içerdiğine dikkati çeken Prof. Dr. Tetiker, bunun da çocukların daha erken yaşta ergenlik dönemini yaşamalarına yol açtığını bildirdi.
Prof. Dr. Tetiker, ergenliğin, çocukluktan genç kızlığa adım atıldığı bir dönem olduğunu, bu dönemde bedensel gelişim ve kişilik gelişiminin hızlandığını, kızlarda 9-10 yaş arası başlayan bu değişimin 18 yaşına kadar sürdüğünü belirterek, şunları söyledi:
“Katkı maddelerinin yoğun olarak kullanıldığı herkesçe biliniyor. Gerek gıdaların raf ömrünün uzatılması, gerekse katkı maddeli gıdalar, özellikle çocuk gelişiminde olumsuz etki yapıyor. Bazen tüketimi kaçınılmaz olan bu gıdaların yanı sıra bir de kozmetik kullanımıyla zaten var olan metabolizma sorunları büyüyor, ergenliğe erken giriliyor.”

Ergenlik bitmeden kozmetik kullanılmamasının altını çizen Prof. Dr. Tetiker, ergenlik döneminin fizyolojik ve psikolojik birçok soruna yol açtığını, bu nedenle bu dönem tamamlanmadan makyaj malzemesi kullanımını önermediklerini ve ergenlik dönemine erken girilmesinin öncelikle psikolojik sorunları arttırdığını belirtti.
Her şeyle oynuyoruz.
Doğanın bütün dengeleri ile.
Hayattaki en değerli, en önemli varlıklarımız çocuklarımızla da, evet en çok onlarla…
Onları “güzel”, daha güzel” yapmak, masumiyetlerini, saflıklarını kapatmak, örtmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.
Bıraksanıza çocukları çocukluklarını yaşasınlar!
Bıraksanıza çocukları doyasıya oynasınlar, saçlarını dağıtsınlar.
Toza, toprağa dokunsunlar.
Taşımış oldukları o muhteşem güzelliklerinin, hayatın en harika zamanlarının tadını çıkarsınlar.
Kendi ucuz güzellik anlayışlarınızla çocukların yüzlerini, gözlerini, psikolojilerini bozmayı bıraksanıza.!
Müsamere, tören, panayır, festival düzenleyenler, gazeteler, dergiler, anneler, babalar, öğretmenler, komiteler, dernekler, organizatörler, “EN SEMPATİK, EN FOTOJENİK, EN GÜZEL” yarışmalarıyla çocukları kullanmayı bıraksanıza.
Onlara ne tür zararlar verdiğinizin farkında değilsiniz değil mi?
Kızlar zaten anne ya da çevrelerinden gördükleri süse püse her zaman meraklılar.
Ben de bir kız çocuğuydum, iyi bilirim bu özentileri.
Ama minicik kızlarınızın saçlarına, cildine o kimyasalları sürdüğünüzde, sadece bunun için bile olsa nasıl da zarar verdiğinizi nasıl anlamıyorsunuz.
Zamanı gelecek makyaj da yapacak, süs de, püs de.
Hatta bundan bıkacak da.
Çocuklar üzerinden yarış yapmayı ne zaman bırakacaksınız?
Onların psikolojilerine, ruhlarına nasıl zarar verdiğinizi, giyim kuşamlarıyla, tavırlarıyla, erkenden cinselliği tadan yaşamlarıyla nasıl küçük kadıncıkların etrafımızda dolaştığını ve buna hepimizin sebep olduğunu nasıl anlamazsınız?
Nasıl buna alet edersiniz o masum çocukları?
Ülkenin her yerinde çeşitli festivaller düzenleniyor, defileler yapılıyor.
O organizasyonlardan sorumlu kişiler çocukları çocukluktan çıkartmak için elinden gelen her şeyi yapıyorlar, ne acı.
Anne babalar ise o manzara karşısında çok memnun ve mesutlar.
“Bütün çocuklar güzeldir” adı altında ödüller veriliyor, çocuklar oylanıyor.
Bu gazetelerde de var.
Çarşaf çarşaf çocuk fotoğrafları süslüyor gazeteleri “En Fotojeniğinden” ve çocuklar çılgınca bir yarışın ortasında yarıştırılıyor.
Sahte güzellik, sahte zafer, sahte sevinç-üzüntü duyguları arasında kalıplara sıkıştırılmış güzellik anlayışını kuşanarak, kendi büyüteceği çocuğa da bu öğrendiklerini, hırslarını saklayarak…
23 Nisan, geçit törenleri, ilkokul çocuklarını ilgilendiren gösterilerde her zaman dikkatimi çekmiştir. Sırf çocukları görebilmek için farklı okulların, farklı etkinliklerine dikkat ederim. Gelenek değişmez. En öne en uzun ve iri yarı çocuklar sıralanır. Yani gösterişliler!
En arkaya da sınıfın en kısa ve zayıf olanları.
İlahi öğretmenler, ilkokulda yapmanız gereken şey çocukların özgüvenini mi sağlamak yoksa görüntüde güçlü olanı ön plana çıkarıp da zaten büyürken yaşıtlarına göre daha zayıf ve daha gösterişsiz olanları “aslında siz arkada durmalısınız” mesajlarıyla daha da saklamak mı?
Ufacık gibi görünen ne kadar büyük detaylardır bunlar.
Hitler anlayışı gibi seçip seçip alıyor musunuz yoksa daha gösterişlileri aradan, ön plana çıkartıp aslında kendi bakış açınızı, önem verdiğiniz, ön planda tutuğunuz yargıları çocuklarımız üzerinden bizlere sunduğunuzun farkında mısınız?
Ufakları, zayıf ya da çelimsizleri iterek onlara çocuklukta önde olmanın, arkada olmanın şekil ile görüntü ile alakalı olduğunu öğrettiğinizin farkında bile değilsiniz değil mi?
Zaten uzun boylu, gösterişli olanın görünmek gibi bir sorunu yoktur, aksine ufak olanları onu izlemeye, alkışlamaya gelen sevdiklerine bile göstermediğinizi nasıl düşünemiyorsunuz.
Kusura bakmayın çocukların yetişmesinde öğretmenler en az anne babalar kadar sorumludurlar.

Bu teknolojik çağ, bu at yarışı eğitim sistemi, bu güvensiz ülke şartları, bu berbat diziler, cinnet haberleri ile döşeli kanallar, bu şiddet içerikli çizgi filmler, kahramanlar, sevgisiz, banal magazinsel dayatmalar, tüketen, nasıl olunması gerektiğini pompalayan kocaman medya pazarı yeterince zarar veriyor çocuklarımıza.
Allah aşkına çocukları YARIŞTIRMAYIN, siz olsun bunu yapmayın.
Yüzlerini, gözlerini boyatmayın, küçücük kadıncıklar/adamcıklar yaratmayın.
Kendi elinizle en sevdiğiniz varlıklarınıza en büyük zararı verebileceğinizi unutmayın.
Üzerinden oylama yaptırmayın, pazarlatmayın, güzelliğin kalıplarla, ölçülerle belirlenen bir şey olduğu yalanına onları inandırmayın.
Onlara verebileceğiniz en büyük zararın çocukluklarını ellerinden almak olduğunu unutmayın…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam