05 Aralık 2016

BİR SOY İSİM YANLIŞLIĞI…

Haber İçi Üst

Ülkemizin tanınmış avukatlarından ve Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Emine Çolak’tan geldi mail:

“Başaran Bey ofisinize sitemimi ilettim. Bugünkü yayımınızda adımı Çolak yerine Çoban yazan elemanınızın ihmali beni bugün doğum günümde fazlasıyla üzdü.”
Bir gazete yöneticisi için bundan daha kötü bir durum olamaz.
Üniversitede “Haber Yazım Teknikleri” isimli bir ders veriyordum. Öğrencilerle birlikte Mağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp’e gitmiş ve Mağusa’nın sorunları üzerine bir mülakat yapmıştık.
“Mağusa’nın Sorunları” konulu haber dosyası sınav sorusuydu aynı zamanda. Kayalp ile mülakat da sınavın bir parçası.
Son derece başarılı bulduğum bir öğrencim “Mağusa Belediye Müdürü” olarak yazmıştı Oktay Kayalp’in unvanını.
Çok üzülmüştüm.
Sehven yani istemeden yapılmış bir hatamıdır diye çok incelemiştim.
Hayır.
Mağusa Belediye Başkanı’nı Mağusa Belediye Müdürü sanmıştı.
Demek ki o mülakatta “ayakta uyuyordu” bizim gazeteci adayı.
Kırık bir not vermiştim.
İtiraz etti.
“Bursum kesilecek” falan gibi psikolojik ataklar yapmıştı.
Kendi kendimle cebelleştim ama notunu düzeltmedim.
Şimdi nerededir, ne yapıyor bilmiyorum.
Ama bu mesleğin asgari kuralları vardır ve o kuralları korumak da benim görevimdir.
Emine Hanım’dan özür diledim.
Hatayı yapan adaşı Emine Uysal yılların kıdemli mahkeme ve polis muhabiri.
Okuyucu gibi biz de birçok kriminal olayın perde gerisini Emine’den öğreniyoruz.
Fakat bu hata kabul edilecek türden değildir.
Üstelik doğum gününü kutlayan Emine Çolak gibi bir hukuk duayeni söz konusu ise.
Aynı üniversiteden mezun olan Emine Uysal’ın hocalığını yapmadım.
Yapsaydım kırık not verirdim.
Bu mahcubiyeti bize yaşattığı için.
Yazı işlerinin ve kendi payıma düşen kırık notu da atlamadan.

      ***

Üniversitede hukuka giriş dersi başta olmak üzere çok sayıda hukuk dersi almıştık.
Basın hukukundan kamu hukukuna, ceza hukukundan uluslararası hukuka kadar birçok ders.
Biz üniversiteye başladığımızda YÖK yeni kurulmuştu. Gazetecilik öğrencilerinin “iyi bir hukuk formasyonuna sahip olması gerektiğini” düşünüyorlardı herhalde.
Uluslararası hukuk dersine gelen hocamız Montrö Boğazlar Mütarekesi’ne çok düşkündü.
Hani İstanbul ve Çanakkale Boğazlarındaki uluslararası gemi trafiğini düzenleyen anlaşma.
Muazzam detayları vardı ve bizim bu detayları satır satır ezberlememizi istiyordu.
“Türkiye’nin en büyük zenginliği boğazlardır ve geleceğin gazetecileri olarak sizin bu zenginliğe vakıf olmanız şarttır” derdi.
Yaptığı sınavın yüzde yetmiş notu boğazlardandı, yüzde otuz ise ülkeler ve başkentleriydi.
Dünyadan otuz tane ülkenin adını yazardı ve bu ülkelerin başkentlerini sorardı.
Her biri bir puandan 30 ülke başkenti.
Dünya atlasını önümüze açar ve ezberlemeye çalışırdık, hocamıza küfrede küfrede.
Her derste itiraz ederdik ama “dünyayı bilmeyen gazeteci olamaz” yanıtı alırdık.
Şimdi düşünüyorum da ne kadar haklıymış.
Dünyanın merkezinin Lefkoşa’daki Sarayönü Meydanı olduğunu sanan bir kültürden yetişmeydik.
Hala bu kültür geçerli ve Sarayönü’nün bir adım öteye geçemedik yıl 2013’e gelmesine rağmen.

      ***

 

Bir soy isim yanlışlığı bunları anımsattı bana.
Toplumsal hafızamızı ve toplumsal değerlerimizi her daim ayakta tutmamızın şart olduğunu bir kez daha anlayarak…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam