07 Aralık 2016

“Bir buçuk şnitzelin” düşündürdükleri

Haber İçi Üst

İki mühendis arkadaş fuar için Almanya’daydılar.

Onlar anlattı.

Yorucu günün sonunda girdikleri lokantada iki adet “bir buçuk” şnitzel istemişler.

Abartı yok diye yemin ettiler, garson içeriye gidip, hemen geri gelmiş “yapamayız” diye.

Bizimkiler şaşkınlıkla, “lokantanın adı şnitzel, herkes şnitzel yiyor, şnitzel bitti mi diye” sormuşlar.

“Yok, şnitzel var ama bir buçuk porsiyon diye menüde ve sistemde yok. Siparişi alamıyorum.”

Bizimkiler ulan bunlar bizim yabancı olduğumuzu anladılar da bize kamera şakası mı yapıyorlar diye endişelenip etrafa ve garsona bakınmışlar.

Ama yok garson ciddi.

Bizimkiler de aç ve o bir buçuk şnitzel bu masaya gelecek modundalar.

“O zaman sen bize üç porsiyon şnitzel getir” demişler.

Garson tamam demiş. Bizimkiler olumlu verilen bu cevaba da şaşkınlıkla bakmışlar.

Hikayeye bakar mısın?

Bir tarafta Alman’ın sistemi ve değişmemekteki ısrarı diğer tarafta, Türk’ün küçük düşmemek üzerine kurulu, batıya karşı olan paranoyası, ama buna karşılık kısa vadeli çözüm üretmekteki sistem tanımaz müşteri odaklılığı.

Ve evet üç tabak şnitzel gelmiş.

Hemen üçüncü tabaktaki şnitzel garsona göstere göstere ortadan kardeş payı yapılıp tabağı da alması söylenmiş.

Garson oralı bile olmamış.

AB böyle bir şey.

Uyarsa.

Uymazsa sen bilirsin.

Yurtdışına çıktıklarında her biri birer “One minute’çi Recep Bey” kıvamındaki bizim mühendis arkadaşlara göre Avrupa ölmüş.

Bu kafa yapısıyla buraya kadar geldiler ama değişmezlerse en iyimser tahminle ileriye gidemezler.

AB değişmek istemiyor ama dünya değişiyor. Hem de doğudan başlayarak.

Türklerin AB’nin bugün bulunduğu nokta ile ilgili bu duygu yüklü yaklaşımının arkasına somut tespitlerle bakmak lazım.

Ekonomik güç dengesi açısından dünyanın ekseninin doğuya doğru değiştiği kesin.

Çin her yıl %10 büyüyor. Çin’in ekonomisi 6 Trilyon dolar.

En basit hesapla Çin bu hızda büyümeye devam ederse 6 yılda bir, bir Almanya ekonomisi kadar büyümüş olacak.

Ticarette büyümek isterseniz büyüyen ekonomiyle iş birliği şarttır.

Büyümeyen ve demografik açıdan büyümeyecek ekonomiyle kendi ekonominizi büyütemezsiniz.

Avrupa’nın sıradan iş adamı ve yatırımcıya verdiği görüntü budur.

Birçok Avrupa ülkesinde evlenme sayısındaki düşüşten dolayı nüfusta artış olması zor.

Almanya’da her yıl nüfus 400.000 azalıyor.

Nüfusu artmayan Avrupa kendini dışa da kapatıyor.

Avrupa gelecekle ilgili endişesinden dolayı da olacak göç konusuna da iyice hassaslaştı ve göç de almak istemiyor.

Avrupa’nın büyüme potansiyeli en basit açıklamayla demografik sebeplerden dolayı yok.

Avrupa’nın diğer problemi çok borçlu olmasıdır.

Yunanistan’ın borcu Gayri Safi Milli Hasılası’nın %150, İtalya %125, İngiltere %90.

Sıra uzayıp gidiyor.

Her şey uzaktan gözüktüğü gibi olmadığı ortaya çıktı.

AB ülkelerinde sosyal güvenlik masrafları çok fazla ve birbirinden yarışırcasına farklılık gösteriyor.

Örneğin Yunanistan’da 50 yaşında son maaşının %80 alacak şekilde emekli olabiliyordu.

Almanya’da ise 65 yaşında son maaşının %48 alarak emekli oluyorsun.

Sosyal devlet düzeni pazar büyümeyince bir yerde tıkanmaya başladı.

Avrupa bugüne kadar doğusu ve güneyindeki ülkelere “refah” için değişim reçetelerinin uygulanmasında ısrarcı olmuş.

Şimdi değişim içerisinde olması gereken AB.

Ama görülen o ki değişim ihtiyacı kendilerini vurduğunda bir anda muhafazakârlaşma devreye girmiş. 

AB özünde bir barış projesi.

Çevreyi, insan haklarını ve çalışma şartlarını gündeme getiren dünyadaki yegâne oluşum.

Sürdürülebilir yaşam için, insanlık için önemli bir proje.

Bu barış projesini ayni katılımla ve ayni hedeflerle sürdürmek ne derece mümkün olacak göreceğiz. AB ile ilgili şu andaki tartışmanın odağı bu.

Ama AB içinden geçtiği süreçle birlikte başka bir tartışmayı ve tehdidi de gündeme getirmeye başladı.

Avrupa’daki kamuoyu, yeni yeni Batı dışındaki ülkelerde bilinen bir şeyin farkına varıyor.

Demokrasi eşitlik getiriyor ama piyasa ekonomisi de eşitsizlik yaratıyor.

Batıda bugüne kadar demokrasi ve piyasa ekonomisi zenginlik ürettikçe bu çelişki gözükmemişti

2007-2008 yılından itibaren yaşananlar yavaş yavaş demokrasi ile piyasa ekonomisinin birlikte çalışmadığını göstermeye başladı.

AB’de artık seçim alternatifi olmayan seçimler yapılıyor demek abartı değil.

Dikkat edin Avrupa’da son yıllarda seçimleri kim kazanırsa kazansın ayni ekonomik, sosyal politikayı yürütmek durumunda.

Seçimler geçmişte olduğu gibi alternatifler arasında olmuyor.

Örneğin, Yunanistan’da, İtalya’da, Güney Kıbrıs’ta yapılan seçimlerde hangi parti kazanırsa kazansın, Almanya’nın öncülüğünde AB’nin sunduğu ekonomik politikayı sürdürmesinden başka bir seçeneği yoktu.

Karşılaşılan bu durum AB ile birlikte demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi için ciddi bir tehdit olduğu kadar AB için ileride dimdik ayakta duracak bir “birlikteliğin” ve yeni bir düzenin de temelini atmak için bir fırsattır.

Bunun için bugün bilinmeyen ya farklı bir siyasi ve ekonomik sistem ya da kurulu düzen içerisinde farklı bir siyasi ve ekonomi politikaları arayışı olacağı kesin.

Yıllarca krizdeki ülkeleri karşılığını kat be kat alarak “kurtaranlar” şimdi kendilerini kurtaracak bir mekanizmayı bulmak zorundalar. Hem de kendi söylediklerinin tersini bu kez kendi ülkelerinde yaparak.

Bir buçuk şnitzel hikayesinden de ancak bu kadar uzun bir yazı çıkardı.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil