08 Aralık 2016

Bin dokuz yüz yetmişli yılların iki bin on üç yılına yansıttığı duygular…

Haber İçi Üst

Kaç gündür elimde bir kitap var. Açıp okuyamıyorum. Sami Özuslu’nun “Uçakla Gelen Altı Tabut” isimli kitabından bahsediyorum. Kitap hep yanımda ama bir türlü kapağını açıp okumaya başlayamıyorum. Korkularımın canlanmasından mı çekiniyorum ne? Belki de kaybedilmiş gençlik yıllarının boşa geçmişliğini bir kez daha anımsayıp, yorgun dimağımın bana karşı ayaklanmasından ürküyorum… Ama kitabı okumaktan korktuğum aleni bir gerçek. Üstelik içinde ne yazdığını bilmeden sadece sezgilerimden tırsarak.
Öyle yıllardı ki o yıllar, sabah okula giderken, okulda yada dönüşte, yaylım ateşine tutulabilir, bir kurşuna hedef olabilirdiniz. Anadolu’da olduğu gibi Kıbrıs’ta da analar tek kanallı televizyondan geç saatte yayınlanan “Güne Bakış” programındaki günlük zayiat listesini dinlemeden yatamaz uyuyamazlardı. Analar babalar, TRT’den gece yarısı yayınlanan programın sunucusu “Can Baba’nın” ekrandan yansıyan dudaklarına diker gözlerini, o dudaklardan kendi kınalı kuzularının isminin dökülmemesi için tanrıya dua ederek izlerlerdi. İsimleri söylenenlerin yuvasına ateş düşerken geriye kalan on binlercesi bir sonraki zor güne aynı stres ile uyanmak koşuluyla yataklarının yolunu tutarlardı.
Gerçekten zordu. Sağcısı solcusu genç insanlar adeta iç savaş yapıyor, bir birini kırıyordu… Tıpkı bugün Türk’ün Kürt’ün birbirini kırdığı gibi…
AKP’nin dokrinine, bugüne kadar yaptığı neredeyse her icraata da kuşkuyla baktım. Din ekseninde politika üretmesini hep yadırgadım. Gel gör ki en son yapılan “çözüm arayışı” çalışmalarını tüm içtenliğimle destekliyorum. Tıpkı yetmişlerdeki gibi her gün onlarca insanın yaşamının son bulduğu bu iç savaş her ne pahasına olursa olsun durdurulmalıdır. Çünkü hiçbir şey tek bir insanın hayatından daha önemli değildir… İşte bu yüzden de Cumhuriyet Halk Partisi’nin işin içinde olması gerektiğini düşünüyor, dışarıda kalmasını anlayamıyorum. Büyük Atatürk’ün mirasından olan “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini en çok desteklemesi gerekenlerin bu projeye soğuk kalmasını yadırgıyorum…
Trakya ve Anadolu’da binlerce ocak bu iç savaş yüzünden yangın yerine dönmüştür. Türkiye’nin, belki de dünyanın geleceği yeşermeden toprak olmuştur. Geriye kalanlar hayatlarının anlamını kaybetmiş, yaşayan ölüye dönmüştür. Ama artık yeter! Bir tek insanın dahi ölümünü önleyecekse bu çözüm hemen yapılsın. Akil insanlar hızlı çalışsın. Ojeli parmaklarıyla evlerinde Facebook’larına “Vatanı satıyorlar” diyen hanımlar dağdaki çocukların kendi çocukları da olabileceğini hatırlasın, “En büyük asker bizim asker” deyip bayrak sallayan vatanını çok sevdiğini söyleyen beyler, İzmir’i İstanbul’u bırakıp Van’a Muş’a giderek o bayrak için çalışsınlar. Vatanın doğu tarafının da kalkınmasına, çözüme barışa katkı koysunlar. O zaman görecekler ki bu bayrak daha bir alımlı dalgalanacaktır.
İnsanlar ölmesin. O suçlu bu suçlu demiyorum. Sadece akan kan durdurulsun. Zira kan akarken kimse mutlu olamaz, toplumsal refah mümkün olmaz.
Kim ne isterse desin. AKP’yi bu konuda ki girişiminden dolayı kutluyor ve destekliyorum. Endişem yok mu? Var tabii. Ama benimkisi Türkiye bölünecek, satılıyor şeklinde ki yaygın provokatif endişelerden değil. Ben bu sürecin başarısızlığı için çalışanlardan endişeliyim. Provokatörlerin rahat durmayacağından endişeliyim. İşte bu yüzden de Cumhuriyet Halk Partisi’nin işin içinde olması gerektiğini düşünüyor, dışarıda kalmasını anlayamıyorum. Büyük Atatürk’ün mirasından olan “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini en çok desteklemesi gerekenlerin bu projeye soğuk kalmasını yadırgıyorum… Zira CHP’nin etkin denetiminin provokatörlere fırsat tanımayacağını, iktidarında çözüm arayışını başka hırslara kapılıp bozmasını önleyeceğini biliyorum.
Yetmişli yıllarda akan kanın, 12 Eylül darbesi ile bir anda kesildiği iddia edilmişti. Oysa kıyım o dönemde toptan gizliden gizliye yapılmış binlerce genç, aydın hapislerde çürütülmüş Türkiye’nin geleceği çalınmıştı. Bu kez öyle olmasın. Gerçek çözüm hepimizin geleceğini kurtaracak şekilde yapılsın. Artık insanlar sadece ve sadece insanlık için çalışsın.

Siir
Kız Çocuğu

Kapıları çalan benim
Kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
Göze görünmez ölüler.

Hiroşima’da öleli
Oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
Büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
Gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
Külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
Hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
Kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
Teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
Şeker de yiyebilsinler.

Nazım Hikmet (1956)

Anlayamadıklarım
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan, ayranı milli içki ilan etmiş. Vallahi bence hiç sakıncası yok, en azından şalgam suyundan iyidir. Ama yine de anlayamadığım bir şey var. Ayranın yanında rakı olacak mı olmayacak mı?

Kıbrıs Kabare’yi seyir ettikten sonra…
LefkoşA Türk Belediyesi Tiyatrosu’nun, kendi binasında sahnelediği Kıbrıs Kabare adlı oyununun son temsiline gidebildim en nihayet. Oyunun muhteşemliğini oyuncuların üstün performansını yazmama gerek yok, zira bu kadar zamandır pek çok köşe yazarından bu konuda yorum almışsınızdır. Ben kendime göre başka tespitler yapıp biraz da polemik yapmak istiyorum izninizle. İşte benim bugüne kadar yazılanlara ekleyeceğim konular, madde madde sunuyorum:
1- Tiyatro binasına giden etraf yolları aynı belediye gibi. Çukur çukur. Sanırım tiyatroya giden her izleyici ertesi gün de arabasıyla makinistine gitmek zorunda kalıyor.
2- Bu oyunun giriş ederi 10 TL olmamalıydı. Ülkemizde doksan dakikalık futbol maçına girişte 15 TL ödenirken, böylesine üst düzey bir oyunun daha düşük ücretle gösteri yapmasını uygun bulmadım. Basit bir hesap yaptım. Ayda en fazla 10 oyun sergilense 10 bin TL ciro elde ediliyordur ki, bu maliyeti dahi karşılaması mümkün değildir. Gerçek düzgün bir tiyatroya, tiyatro sevenler daha fazla verebilirler diye düşünüyorum.
3- Salon kesinlikle yetersiz. Artık bir an önce yeni tiyatro salonu yapılmalıdır.
4- Salondan çıkarken oyunun DVD’sini almak istedim. Türkiye’deki dostlarıma hediye etmek için. Ama yoktu. Bence bu derhal hazırlanmalı ve satışa sunulmalıdır.
5- Oyunu kaçıranların son bir şansı olacağını, Mağusa ve Girne festivallerinde en az bir kez sergileneceğini duyurayım.
6- Son olarak da Sevgili Oktay Kayalp’e ricada bulunayım. Bu oyun kesinlikle kongre merkezinde sergilenmelidir. Sakın ola Salamis Harabeleri’nde yapmayınız.
Evet! Yine polemik yaptım diyeniniz olabilir. Ama yazmazsam çatlardım…

Karikatür

Mustafa Tozakı

Objektifimden

Geçitköy Göleti

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil