05 Aralık 2016

Belediyecilik ölümün kıyısında

Haber İçi Üst

Hükümetin Lefkoşa Türk Belediyesi için takındığı tavır, ülkedeki belediyecilik anlayışını da yerle bir etti.

“Belediyeler özerk” diyoruz ama…

LTB’nin özerkliği falan da kalmadı.

Sokak hizmetlerini kaymakamlığın, kitabet ve mali hizmetlerini ise İçişleri Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı’nın yaptığı bir kurum haline geldi.

Kendi kendini batıran bir kurum yönetim anlayışı yaşandı…

Aşırı istihdamlar başta olmak üzere…

Hesapsız kitapsız borçlanmalar…

Yanlış yatırımlar…

Var olan gücün verimsiz kullanılması…

O şu bu derken…

LTB yerle bir…

LTB, çıkış yolunu kendi içerisinde bulmalıdır.

194 kişinin devlete alınması…

Ziraat Bankası’ndan yapılacak borçlanma…

Ortada birtakım öneriler vardı.

Ancak, alınacak tedbirler, belediyecilik anlayışını da yerle bir etmemelidir…

Bugün LTB noktasına gelmesine ramak kalan belediyelerin sayısı bir hayli fazladır…

LTB’yi bu duruma sokan başkan ve meclis üyeleri bir araya gelerek en basit bir kararı dahi alamıyor.

Ya toptan istifa edilecek…

Ya da hep birlikte bir çare üretilecek.

LTB’nin sokaklarını Lefkoşa Kaymakamlığı temizliyor.

Yarınerenköy Belediyesi de “Sokaklarımı İskele Kaymakamlığı temizlesin” derse haksız mı?

LTB’nin yapması gereken birçok iş, artık kaymakamlığın…

İlçe Güvenlik Kurulu’nun sorumluluğu altına girmiştir.

Başkan belediyeye gitmiyor…

Belediye meclisi, belediye binasında değil, Başbakanlık’ta ya da UBP merkezlerinde toplanıyor…

LTB krizi, kamu vicdanında derin yaralar açmakla kalmıyor…

LTB’deki kriz ve krizi çözme yöntemleri, diğer belediyeler için emsal durumundadır…

Sokağını temizleyemeyen belediyenin işini kaymakamlık yapacak…

Restoranını ilçe güvenlik birimleri denetleyecek…

Suyunu İçişleri Bakanlığı klorlayacak…

 

Kimse bedel ödemiyor

Belediye başkanları da…

Belediye meclis üyeleri de “nasıl olsa biz yapmazsak, devlet yapar” mantığı içerisine sevk edilecek.

LTB’de başlayan yıkım, yakında diğer belediyelere sıçrarsa hiç şaşırmayacağım.

Belediyecilik anlayışı içerisinde, yasanın verdiği yetkileri, “padişah” yetkisi sananlar, bu sistemin dışında kalmak zorundadır.

Belediye başkanı olacaksın…

Kamunun sana “güvenle kullan, yatırım yap” diye verdiği kaynağı har vurup harman savuracaksın.

Denetim ve proje üretme adına belediye meclis üyesi olacaksın…

Bunlara ses çıkarmayacaksın…

Sonra bedelini çalışan ve halk ödeyecek.

Bu anlayış da belediye başkanlarının görev ve sorumluluk alanları yanında, bu tür hatalar yaptıkları zaman ceza da alabilecekleri olgusu ile bütünleşmelidir.

O zaman, kendine güvenmeyen kişiler de belediyecilik yapmak için aday dahi olamayacaktır.

Ama bir bedel ödenmeli…

Haksız mı?

Mehmet Özkardaş bir süreden bu yana “bir şeyler” söylüyor. Söyledikleri bence çok önemli. UBP kurultay süreci de bize göstermiştir ki, kamuyu düzenleyen her türlü kural ayaklar altına alınmıştır.

Ayaklar altına alınan bu kurallar, kamuyu verimsiz ve vatandaşa hizmet veren bir kurum olmaktan çıkarmıştır.

Ne diyor Mehmet Özkardaş:

“Devlet Geçici, sözleşmeli işçi ile doldu.

Sendikal hareketi de zayıflatan bir sistem haline döndü istihdam.

Yapılan istihdamların tamamı ya delegedir, ya da delege yakınıdır. Kamu batmış durumdadır. Özelleştirme Yasası da Anayasa’ya uygun bulundu. Verimsizlik kamuda gelenek haline geldi. Devlette kadrolu memur kalmayacak. Geçici, aktarma derken, sendikaların beli de kırılacak.

Mafyalar çeteler devlete sızacak. Vergi kaçıranlar rahatlayacak… Dağları kemirenler daha hızlı hareket edecek…

Benim isyanım bunadır.

Bu halk adına kötü yönetim gösterenler hesap verecek. Usulsüz alımlar, borçlanmalar, mafyalarla, çetelerle ilişki içerisine girenler bedel ödeyecektir. Ödemelidir.”

Yalan mı?

Lefkoşa’nın çöpü, pisliği ile debelenip dururken, esas tartışmamız gereken konulardan da sapıyoruz belli ki…

 

Devlet malı deniz -2-

Kemal Deniz Dana anlattı…

Lefkoşa Kaymakamı olduğu günlerde…

Mali tabloyu alıp inceler…

Bakar ki, elektrik tüketimi için ayrılan kalem ayda 2 bin 200 TL’ye denk geliyor.

Daireye gelen faturaya bakar, 3 bin 500 TL civarında…

Önce odalardan sobaları toplatır.

Personeline gerekçesini anlatır…

“Bize ayrılan kalem belli. Buna uygun olarak Kıb-Tek’e gelen her faturayı ödemem gerek. Aksi halde, kamu kaynağını savurgan bir şekilde kullanan amir pozisyonuna düşerim ki, bunu kabul edemem…”

Çalışana, “Klimaların ısısı ile ısınacağız” der…

Bir sonraki ay fatura 2 bin 500 TL civarında gelir…

300 TL daha tasarruf gereklidir.

Bu kez klimaların çalışma saatleri düzene girer.

Klimaların önemli bir bölümü, 2 saat çalışır, 2 saat durur. Daha büyük odalarda 2 saat çalışır, bir saat durur.

Bu tedbirlerle, kuruma elektrik borcunu ayrılan kalemden tıkır tıkır ödeyen bir Lefkoşa Kaymakamlık personelinin dayanışması çıkar ortaya…

Şimdi soruyorum:

Kendisine verilen “elektrik tüketim alanı” dışına çıkan ve bugün devletin Elektrik Kurumuna milyonlarca TL elektrik borcu olmasına olanak tanıyan yöneticiler suçlu değil mi?

Belki bu bunca savurganlık arasında, “Aman sen de… Bu da göze batacak şey mi?” diyen olabilir. Oysa küçük küçük adımlarla düzelmeye başlarız ancak…

Kaymakam Kemal Deniz Dana’ya uyan ve arkasını dönünce, “Zaten görmez” diyerek savurganlık yapmayan Lefkoşa Kaymakamlık personelini de tebrik etmek gerekir düşüncesindeyim.

Bir yerden başlamak lazım…

Bazıları için “devlet malı deniz” değil belli ki…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam