10 Aralık 2016

BAYRAM SABAHI BİR ŞEHİDİN HUZURUNDA

Haber İçi Üst

Şair nedense karayılana benzetir. İnişli yokuşlu, zikzaklı yol şairin zihninde karayılanı çağrıştırır.
Halbuki doğaya atılmış bir medeniyet çiziği değil mi?
Tüm yollar dağ ile denizi birbirinden ayırır. Hangi coğrafya olduğu fark etmez. Tüm ülkelerde ve medeniyetlerde bu böyledir.
Uzmanları rakım farkına ve derece hesaplamalarına sayarlar bu durumu ama bence bu bilimsel açıklama acı gerçeği değiştirmiyor.
Yolla birlikte önce irice villalar konmaya başlar tepelere. Sonra restoranların işgali.
Ardından devasa oteller sökün eder ve zaten yolun ikiye böldüğü doğa büsbütün kapanır insanoğluna. Denizi yukarıdan seyredecek bir tepe ararsınız da bulamazsınız. Çünkü her yer işgal altındadır artık ve cebinizdeki para kadar vardır o muhteşem doğa.
Cebinizdeki para miktarı kadar görür, cebimizdeki para miktarı kadar keyfini çıkarırsınız.

****

Tekerlerlerin üzerine konuşlanmış karavanı fast-food türü yiyecekler yapan aşevine dönüştürmesi etkiledi bizi. Bir de ancak üç dört arabanın sığacağı kadar bir tepeyi düzenli, temiz ve yeşile duyarlı hale getirmesi.
Durmaya karar verdiğimizde güneş iri dağların tepesinden sıyrılıp batıya yönelmişti. Dikkat edenler mutlaka bilirler; Batıma son çeyrek kala güneş muazzam bir ışık patlaması oluşturur denizin üzerinde. Hele dalgasızsa deniz saf ışıktan bir şelaleye dönüşür.
İşte tam da o anlara rast geldik.  Denize dik yükselen kayalarda sanki da ufuktan çıkıp gelecek balıkçı teknelerini beklermiş gibi tüneyen balıkçı kuşları, bir sandal gibi denizi süsleyen kayalarda tüneyen oltacılar.
“Fotoğrafımızı çek, Facebook’a koy altına da ‘bayramda Court de Azur’dayız yaz’ bakalım kim anlayacak” diye bir muziplik önerdim.
Ben, Hatice, Deniz ve Hasan.
Emimim bu muzipliğimizi anlayan çok az insan çıkacaktı.
Hep beraber gülüştük ama sonra inanılmaz bir hüzün kapladı içimizi.
İşte oradaydık. Bizden önce yüzlerce yıl atalarımızın ayak bastığı, rızkını çıkardığı, neslini sürdürdüğü topraklarda.
Başeyamo işe Pomo arasında yüksekçe bir yamacın üzerinde memleketi seyrediyorduk. Poli bir nefslil uzaklıkta nem bulutlarının arasında bize gülümsüyordu.
Biz ise yedi göbek neslimizin hüküm sürdüğü bu toprakları yabancılar gibi geziyorduk.
Muazzam bir yabancılaşma, kendi vatanına…

****

Bayram sabahı erkenden kalktık.
Zaten 38 yıl sonra ilk gecemizi geçirdiğimiz Poli uyutmamıştı bizi.
38 yıl önceden kalma anılar düşmüştü peşimize. Güneş daha Trodosların üzerinden yükselmeden yola koyulduk.
Her hatırladığımda içimi burkan konuşmaya rağmen istikametimiz Türk mezarlığı oldu.
“Dedemin mezarına ne yaptınız” diye sorduğumda “karayolları işçileri yolu genişletirken mezarları söktüler” diyecekti Poli’nin AKEL’ci belediye başkanı.
Ruhumda büyük bir fırtına kopmuştu o gün ama beni teselli eden İslam’ın mezara önem vermeyen felsefesi olmuştu.
Aslolan ölmüşlere okunacak bir Fatiha’dır.
Dedemin mezarı olmadığını bile bile gittik mezarlığa.
Şehit Çatallo’nun çiçeklerle bezenmiş mezarı ve kasıtlı olarak tahrip edilmiş şehitlik anıtı.
Her ikisine de birer buhur yakıp Fatiha okuduk. Dedemin ruhunun oralarda olduğunu hissederek.
Anlayacağınız şehitlerimizin huzurundaydık bayram sabahı.
Muazzam bir şekilde yabancılaştığımız bir coğrafyada.
Rahmetli Denktaş o mezarlıkta yatan annesinin mezarını aldırmış ve Kuzey’e taşımıştı.
Keşke biz de dedemin mezarını aldırsa mıydık?
Bilmem, karmaşık duygular yaşıyorum bugünlerde.
Arz ederim…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil