04 Aralık 2016

Başörtüsü sorunu

Haber İçi Üst

28 Şubat döneminde Karadeniz Teknik Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışıyordum. Bu dönem dindarlara ve özellikle de başörtülü kızlara yoğun bir baskının uygulandığı bir dönemdi. O dönemde bir kız öğrenci yanılmıyorsam Belçika’da bir üniversitede getirilmeye çalışılan kılık kıyafet yasağını protesto etmek için çıplak olarak bisiklet üzerinde bir protesto düzenledi. O zamanlar bazı öğrenci ve arkadaşlar bu protesto hakkında görüşümü sormuşlardı. Ben de eylemin türünü tasvip etmemekle beraber amacı açısından doğru bulduğumu; hatta başörtülü öğrencilerin verdiği mücadelenin benzeri bir mücadele verdiğini söyledim. Bu cevabıma bazı kendini benden daha dindar olarak gören arkadaşlarım tepki gösterdiler ama bu tepki makul bir eleştirinin ötesine gitmedi.
Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin insan hak ve hürriyetleri açısından önemli sorunlarından birisi de başörtüsü sorunudur. Bu yüzden hala daha her seçim öncesi Türkiye siyasetçilerinin kitleleri etkilemek için kullandıkları önemli argümanlardan birisi olmaya devam etmektedir. Bu durum Kıbrıs Türk halkı arasında da bazen endişelerin doğmasına yol açmaktadır. Acaba Türkiye baskıcı bir din anlayışına yönelip bizi de baskı altına alır mı endişelerini benimle paylaşan birçok arkadaşım var. Yıllarca dini inancı sebebiyle baskı altında kalanlar ise iktidar bizden ama hala daha insanca yaşama hakkımızı kazanamadık, bunlar tekrar iktidara gelirse bize bin beterini yapacaklar endişesini taşımaktadır.
Başörtüsü sorunu, kadının açık giyinmesini cumhuriyet, laiklik ya da çağdaşlığın bir göstergesi olarak görenler ile dini bir dayatma olarak değerlendirenlerin yarattığı bir sorundur. Halbuki örtünme özelde kadın, genelde ise insanı ilgilendiren bir konudur ve insanlık medeniyeti tarihinde çok geniş bir yer tutmaktadır. Bu yüzden de her toplum giyim tarzı ve sınırlarını kendi tarihi ve kültürel şartlarına göre değerlendirmektedir. İslam inancının yoğun olduğu coğrafyalara baktığımızda da, kadının ve erkeklerin örtünmesi ile ilgili çok farklı inanç ve uygulamaların olduğunu görürüz. Bu inanç ve uygulama farklılıklarının doğmasında dini metinlerin farklı yorumlanması kadar o bölgelerin iklim ve kültürel şartları da etkili olmaktadır. Eğer Afrika’da yaşayan birisi olsaydık o coğrafyada İmam Malik’in yorumları etkili olduğu için daha esnek bir uygulamaya şahit olurduk. Eğer İran ya da Suudi Arabistan’da yaşasaydık daha katı bir sınırlamaya şahit olurduk. Eğer Antarktika’da yaşasaydık iklimin soğukluğu sebebiyle açık kıyafetleri tercih etmeyecektik.
Tabii ki kadının örtünmesine karşı olan sınırlamalar da ülke kültürü ve siyasetine göre değişmektedir. Libya’da özellikle evli kadınlar arasında örtünme yoğundur ve toplumun kültürü bu yönde bir teşviki içermektedir. Bu konuda en katı yasaklar Türkiye’de uygulanmaktadır. Bunun en büyük sebebi, başörtüsü sorununun Türkiye’nin modernleşmesi ile bağlantılı olarak ele alınmasıdır. Özellikle tek parti döneminde CHP’nin anlayışı ile şekillenmiş olan devlet politikaları başörtüsünü bir sorun olarak gündeme taşımış ve siyasallaşmasına yol açmıştır. Özellikle çok partili sisteme geçişle birlikte de CHP’nin toplumu rahatsız eden bu baskıcı politikalarına karşı bir reaksiyon oluştu ve başörtüsü karşıtlığı gibi taraftarlığı da siyasallaştırıldı. Bugün toplumun büyük bir çoğunluğu olarak kabul edilen başörtülü kadınların Türkiye’de hala daha mecliste temsil edilmemeleri ya da edilememelerinin esas sebebi CHP anlayışının egemen olduğu dönemde başörtüsü karşıtlığının sistemin bir parçası haline getirilmesidir. Tabii ki ilginç olan kapitalizme karşı olduğu iddia edilen sol partilerin, kapitalizmin dayatması olan başörtüsü yasağına sahip çıkmasıdır. Daha da ilginç olan ise İslamcı ve özgürlükçü bir söyleme sahip olduğu iddia edilen AKP’nin de seçmen kitlesi olarak gördüğü başörtülü kadınları meclise taşıma cesaretini gösterememesidir.
Hint öğretisine göre örtünme insanın Mokşa’ya; Budist öğretiye göre ise Nirvana’ya ulaşması için bir araçtır. Bu her iki öğretide de insanın Mokşa ya da Nirvana’ya ulaşabilmesi için dünya hayatına yönelik isteklerini frenlemesi gerekmektedir. Özellikle kadim öğretisi mistisizm üzerine kurulu olan Çin’in kapitalizm karşıtlığında öne çıkmasında, bu kadim öğretinin önemli bir etkisi vardır. Bir erkek için dünyevi isteklerinin başında gelenlerden birisi güzel kadın, bir kadın için de güzelliğini ortaya koyması arzusu olduğu için her iki öğreti de kadının örtünmesini inanç sistemlerinin bir parçası haline getirdiler. Tabii ki bu inanç sistemleri erkeklerin de başını örtmesi ve bedenlerinin dünyevi bir arzuyu yansıtacak şekilde teşhir edilmesine sınırlamalar getirmektedir. Bu yüzdendir ki din adamlarının da kıyafetleri kadınlarda olduğu gibi kapalı kıyafetlerdir. Bu anlayış mistik düşüncenin bir yansımasıdır ve kapitalist anlayışın güç kazanması ile birlikte, dünya arzularını frenlemeyi esas alan mistik düşünceye karşı olan tepkiler artmıştır. Kapitalist reaksiyonel hareket kadının tüm örtünen unsurlarını kapitalist düzenin bir parçası haline getirerek ekonominin içerisine kattı. Hatta bunu o kadar ileri götürdü ki, kadının cinsel bir obje olarak pazarlanması dahil tüm fiziki özellikleri ekonominin vazgeçilmezleri haline dönüştürüldü.
Hristiyanlık öğretisinde de kadının örtünmesi dini bir zorunluluktur ve İncil’de (1Co 11:5-7) belirtildiği üzere kadın erkeğin üstünlüğünün bir ifadesi olarak saçlarını örtmeli, örtmez ise de saçını tıraş etmelidir. Bu bölümde kadının başı açık gezmesi kendisini küçük düşürmesi olarak değerlendirilmiştir. Batıdaki başörtüsü karşıtlığında ve feminist akımların başörtüsünü, kadının ikinci sınıf insan konumuna sokulmasının bir sembolü olarak değerlendirmelerinde bu inancın önemli bir etkisi vardır.
Tevrat/Yaratılış 24:65 bölümünün devamında Yakup’un karısının yabancıların yanında yüzünü de dahil olmak üzere her yerini kapattığı anlatılmaktadır. Bu yüzden kadının örtünmesi konusu Yahudi inanç ve kültüründe de önemli bir yer tutmaktadır. Bazı yazarların İslam inancı içerisindeki örtünme inanç ve kültürünü geçmiş inanç ve kültürlerin bir devamı olarak değerlendirmelerinin bir sebebi de bu durumdur.
İslam inancı, örtünme konusunu erkeğin üstünlük ifadesi olmaktan çıkararak bunu kadının sıkıntıya uğramamasının bir aracına dönüştürdü. Sıkıntıya uğramamasını, kadının erkeklerin rahatsız edici davranışlarına karşı bir tedbir olarak yorumlayanlar, kadının kendini güvende hissetmesi durumunda örtünmesinin gerekli olmadığına; sıkıntıya düşmemesini manevi anlamda sıkıntı olarak yorumlayanlar ise bunu Hint ve Budist inancında olduğu gibi dünyevi bir arzuya kapılıp maneviyat kaybına uğramamasına yorumlayarak her halükarda kadının örtünmesi gerektiğini ileri sürdüler. Özellikle mistik düşüncenin uzantıları olan tasavvufi düşünce gruplarında hem erkek hem de kadınların kapalı kıyafet tercihlerinin arka planında bu duygu ve düşünce yatmaktadır.
Toplumlarda erkek egemen bir din yorumu hakim olduğu için dini metinleri değişen şartlara göre lehlerine yorumlamaları süreci daha hızlı gelişti. Erkeklerin ekonomi ve siyasete olan hâkimiyetleri kadının kendisi ile ilgili kararların alınma sürecinde yeteri kadar etkili olarak katılımını engelledi. Bugün özellikle kadınların ilahiyat sahasına yoğun ilgi göstermeleri erkek egemen dini yorumların yeniden gözden geçirilmesini zorunla hale getirerek, birçok inanç ve geleneğin değişim sürecini hızlandırmıştır.
Bu konu da tek bir anlayış geliştirilemeyeceği tarihi tecrübe ile de sabittir. Doğal olarak da hukuk devletinin gereği olan her insanın kendi tercihi ile yaşama hakkı teminat altına alınmadığı müddetçe bu sorun devam edecektir. Siyasetin ve kültürün nesnesi konumuna sokulmuş kadınların ne dini cemaat liderliği ne de görüşleriyle öne çıkamamaları erkek egemen yorumun açık bir tezahürüdür. Bu sorunun aşılması için kadınların erkeklerin yorumlarının nesnesi olmaktan çıkıp, dini metinlerdeki bölümleri kendilerinin yorumlayarak, kendi sorumluluklarını üstlenmeleri gerekir. Bu süreçte açık ya da kapalı bir giyim tarzı tercih eden kadınların birbirlerine destek olmaları da gerekmektedir. Çünkü kadınların özgürlüklerini kazanmaları mücadelelerinde karşılaştıkları önemli bir engel de kadınların bu tür dayatmaları çağdaşlık ya da dindarlık adına kabullenmeleridir.
Başörtülü kızların yıllarca çalışıp emek verip kazandıkları üniversite kapılarından kovulurken ya da zor bela mezun olduktan sonra arkadaşları işe girerken, işsiz kalıp evlerinin köşelerine çekilip tamamen ruhban bir yaşama zorlanırken gözlerindeki yaşların acısını gören bir insan olarak, bir gün din adına bir baskı altında kalırım ve mini eteğimi giyemem, ya da bikinimi giyip denize gidemem ya da sevgilimin elinden tutup gezemem diye endişe duyan insanların da hissiyatını çok iyi anlıyorum. Umarım herkes birbirini anlar ve birbirinin hakkına sahip çıkarak özgürce birlikte yaşamanın yollarını ararız. Herhalde böyle bir yazıyı Mevlana’nın şu sözüyle bitirmek en doğru olur: “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.”

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam