08 Aralık 2016

Barış Burcu: CTP’de kırmızıdan yeşile geçiş benim fikrimdi

Barış Burcu: CTP’de kırmızıdan yeşile geçiş benim fikrimdi
Haber İçi Üst

ERENKÖY’DEKİ GENÇLER RADYO DİNLEYEREK SOLCU OLDULAR…
Bir araştırma yaptım. Türkiye İşçi Partisi’nin Mehmet Ali Aybar önderliğinde 14 milletvekili ile Meclis’te temsil edildiği ve Meclis’teki münazaraların da radyodan yayınlandığı bir dönemdi. Erenköy’deki gençler, bu insanların konuşmalarını radyodan dinleye dinleye bir şekilde o tartışmaların tarafı ve parçası haline geliyorlardı. Çünkü kendi içlerinde bir şeyleri konuşmak için bir gündem yaratmaları gerekiyordu. Bir de nasıl geldiği belli olmayan “Yön Dergisi” olayı var. Bu dergi de Erenköy’e gidiyordu

Barış Burcu ile röportajımızın üçüncü bölümünde KKTC’nin ilanı sonrasında DGD ve CTP içerisinde yaşanan gelişmelerin detaylarını okuyacaksınız. Barış Burcu, CTP’nin kırmızıdan yeşile geçişteki fikir babası. Ama ilginçtir yeşile geçilmesini savunan Burcu, gün geldi partiden “kırmızıcı” kanatta kaldığı iddiası ile gitmek durumunda kaldı. Röportajın bu bölümünde yeşile geçme fikrinin nasıl ve ne şekilde ortaya çıktığını da okuyacaksınız…
Mete Tümerkan: U dönüşü yapıldı mı?
Barış Burcu:
Evet, Anayasa’ya hayır demek “U dönüşü” için bir fırsattı. Biz bunu DGD kültürü olarak çok zorladık. O zamanki süreçte Başkanımız Ömer Kalyoncu’ydu. Ömer Kalyoncu biz ve diğer arkadaşlar çok ısrarcı olduk, çok talepkar olduk. Parti zaten kendi içinde tartışıyordu. Buna DGD’nin hazımsızlığı da eklenince, parti “hayır” demek için karar verdi. KKTC’nin kuruluşuna “evet” diyen CTP, Anayasa’ya “hayır” diyecekti. Karşı görüşte olan arkadaşlar bizi marjinalleşmekle, kitle ile bağlarımızın koparılması ile falan suçluyorlardı. Ama durum tam ters oldu. CTP’nin ana muhalefet olma özelliğini TKP’nin elinden alıyor oluşu bu tarihsel süreçte gerçekleşti. Kırılma noktası budur. CTP, Anayasa’ya “hayır” dedi TKP “evet” dedi. Ve CTP bütün antidemokratik uygulamalara rağmen %30’a yakın bir hayır oyu çıkarttı. Bence CTP’nin büyüme perspektifi ve ana muhalefet partisi olma süreci o kararla başlar.
Mete Tümerkan: Siz bu süreçte CTP’de yönetim organlarında yer aldınız mı?
Barış Burcu:
CTP’de de vardım ama henüz yönetim organında yoktum. Ömer Kalyoncu’nun kendisi de yoktu. Bu olaydan sonra Ömer Kalyoncu yavaş yavaş parti yönetimine soyunmaya başladı. Bunu yapabilmesi için de dernekteki görevlerini birisine devretmesi gerekiyordu. Bana geldiler ve dediler ki “Bu görevi sen al.” DGD’nin genel başkanı olacaktım. “Yapmayın etmeyin” dedik, böyle zamanlarda ikna etmek için kullanılan tılsımlı bir sözü söylediler, “hareketin yüce çıkarları adına bunu yapmak zorundasın” dediler. Ömer Kalyoncu ve Özkan Murat bana bunu söylediler. Ben de hareketin yüce çıkarları adına bu görevi kabullendim.
“Türkiye’ye giden Kıbrıslı öğrenciler neden solcu oluyordu?”
Mete Tümerkan: Böylece DGD’nin başına mı geçtiniz?
Barış Burcu:
Evet geçtim. DGD’nin içerisinde tarihe taşınması gereken bazı özel notlar var. Bunları sizinle paylaşmak istiyorum ve yaptığınız araştırmaya da katkı koyabilir. Ben DGD’nin genel başkanı olunca KÖGEF sürecinden de geldiğim için biraz da onunla birlikte buradaki sol hareketi düşünen bir başkan profili oldum. Şu tuhafıma gidiyordu. Neden Türkiye’deki öğrenciler hep solcu oluyordu? Muhakkak istisnaları var. Ama bu kadar milliyetçi bir ortam olmasına rağmen Kıbrıslı öğrencilerin çoğu neden solcu? Bu sol düşünceler Kıbrıslı öğrencilerle buluşmaya nerden başladı? İlk örgütlenmeler nasıl oldu diye bir araştırma içerisine girdim.
“Erenköy’de savaşanlar TİP’i radyodan dinliyordu”
Belki elli altmış tane kaset doldurdum. İsmet Kotak’tan tutun da Ergün Vehbi’ye kadar, Turan Korun’lara kadar. Mehmet Ali Talat’ların Ferdi Sabit Soyer’lerin dönemine kadar onlarca insanla röportaj yaptım. Ve nasıl bir sonuca ulaştım bilir misiniz, Erenköy savaşına giden öğrenciler, ki o zaman radyo yeni moda oluyordu ve ondan başka eğlenceleri de yoktu, Türkiye İşçi Partisi’nin Mehmet Ali Aybar önderliğinde 14 milletvekili ile Meclis’te temsil edildiği ve meclisteki münazaraların da radyodan yayınlandığı bir dönemdi. Bu insanların konuşmalarını radyodan dinleye dinleye bir şekilde o tartışmaların tarafı ve parçası haline geliyorlardı. Çünkü kendi içlerinde bir şeyleri konuşmak için bir gündem yaratmaları gerekiyordu. Bir de nasıl geldiği belli olmayan “Yön Dergisi” olayı var. Bu dergi Erenköy’e gidiyordu. Kim ve nasıl getiriyordu bilinmiyor. Ondan da bir etkileşimleri vardı. Sonra o kasetlerin hepsini, KÖGEF kapandıktan sonra öğrenci işlerine bakan başka bir kuruluş oluştu (ÜTK), orda etkin görevleri olan Hüseyin Gürşan arkadaşa verdim. Dedim ki “bu miras artık sizindir.” Hüseyin onları ne yaptı hiç bilmiyorum.
“Emir böyle dediler”
Bir diğer özel anım Denktaş’la ilgilidir. Barikatlar kapalı olmasına rağmen zaman zaman uluslararası toplantılar için özel izinlerle biz Güney’e geçiyorduk. EDON’un davetlisi olarak. Kırk yılda bir bize fırsat düştü onları buraya davet edelim. Uluslararası Öğrenci Birliği’nin toplantısı Güney’de olacaktı ve EDON bizi o toplantıya davet etti. Biz de dedik ki “Mademki dünyanın çeşitli yerlerinden gençlik temsilcileri burada, biz de onları buraya davet edelim. Kuzeye.” “Tamam” dediler. “Bir liste verin” dedik, “Bu listeyi Dışişleri Bakanlığı’na sunalım ve geçiş izni isteyelim.” Onlar buraya geçeceklerinde kapıda karşılamaya gittik. Ledra Palace Barikatı’ndaki polisler “izin veremeyiz” dedi.  “Niçin veremezsiniz?” dedik, “emir böyle” dediler, “emri kim verdi” diye sorduk, “söyleyemeyiz” dediler. 
“Denktaş 15 dakikada işi çözdü”
Mete Tümerkan: Bu durum karşısında ne yaptınız?
Barış Burcu:
Bir skandal koptu. Rum tarafındaki bütün medya, o gençlerin elçilik uzmanları bir bir barikata gelmeye başladılar. Anladık ki iş büyüyor. Arabaya binip saraya gittim. Denktaş Bey’i buldum. Dedim ki “Böyle bir durum var. Biz tıkandık kaldık. Emri siz mi verdiniz?” Denktaş’ın da haberi yok veya öyle davrandı. Devreye girdi ve 15 dakika sonra mesele çözüldü. “Gidin, misafirlerinizi alın” dedi. Gittik ve aldık. Sonra yıllar sonra CTP’de ben yönetici olunca, kuruluş yıldönümü kutlamalarında Saray Otel’de bir kutlama düzenliyorduk. Sayın Denktaş da davetliydi. Bana dediler ki “Yönetici olarak birimizin ilgilenmesi gerekiyor, bu görevi sen al.”
“Denktaş bundan büyük bir keyif almıştı”
Bütün gece Denktaş’la dolaşmaya başladık. Bir ara, “Be Burcu eyi ki geldin saraya da o izni kopardık, adamları geçirttik” dedi. Ben şok oldum. Denktaş’ın böyle bir olaydan memnuniyet duymasını hiç beklemezdim. “Nasıl olur efendim?” dedim, “Bu işten siz büyük bir keyif almış gibi görünüyorsunuz, ben bunu biraz ızdırapla yaptığınızı düşündüm” dedim. “Yok yok” dedi “bu çocuklar dürüst çocuklar” dedi. “Nereden anladınız?” dedim, “Ben Rum tarafında bizi ilgilendiren yayınları çevirttiririm ve okurum, bu çocuklarla oyanda mülakat yaptılar ve bizim liderliğimiz bizi kandırır, Türklerin barakaların içinde sefil bir hayat yaşadığını söyler, biz gidip gördük ki düzgün bir yaşamları ve organize bir hayatları vardır dediler” dedi. Denktaş bundan büyük bir keyif almıştı.
“Bırakın bir kere de biz Anavatan’ın arkasında olalım”
Mete Tümerkan: Denktaş’ın bu sözleri üzerine siz ne dediniz?
Barış Burcu:
“Gördünüz mü efendim?” dedim, “Biz hayatta doğru şeyler yaparsak dışa açılmanın bir zararı yok.” Tabii bu arada bir kaç kadeh attık, biraz çakır keyif olduk. Denktaş Bey de çakır keyif oldu mu çok şakacı bir insan olurdu. Biraz da ondan cesaret alarak bir konuşmasına müdahale ettim. Denktaş Bey büyük bir projeden bahsediyordu, “Bunu nasıl yapacağız efendim?” dedim. “Bizim gücümüz buna yeter mi?” diye sordum. “Anavatan arkamızda” dedi. Benim de muzipliğim tuttu “Yahu başkan” dedim, “Anavatan arkamızda, hiçbir şey olduğu yok. Bırak bir defa da biz onun arkasında duralım belki iş değişir” dedim. Bir kahkaha patlattı Denktaş Bey, Saray Otel’in camları sallandı. “Çarşamba günü Ankara’ya gidiyorum, CTP’nin resmi görüşü bu mu?” diye sordu. “Yok efendim” dedim, “Şaka yaptım, lütfen Allah aşkına” deyip durumu geçiştirdim.
“CTP ile sorunlarım böyle başladı”
Mete Tümerkan: Siz DGD’de başkan olduğunuz dönemde Hristofyas da yanılmıyorsam EDON Genel Sekreteri idi değil mi?
Barış Burcu:
DGD’de görev yaptığım zamanlarda Dimitris Hristofyas da EDON’un genel sekreteri olarak son dönemini yaşıyordu. Onunla tanışıklığımız da o döneme geldi. 1980’lerin ortalarında falan Moskova’ya davet edildik. O zaman Sovyetler daha çökmemişti. Ben ilk defa o gün Hristofyas’ın Kıbrıs’ın sınırlarını aşan bir ünü olduğunu hissettim. Orada çok az konuğa konuşma imkanı verirlerdi ve orada konuştu. Çok büyük bir saygınlığı olduğunu gördüm. DGD süreçlerini yaşadıktan sonra tıpkı Ömer Kalyoncu’daki evrim gibi bizde de bir evrim gelişmeye başladı ve yavaş yavaş parti meclisi üyesi olduk, ardından da MYK üyesi olduk. Sonra eğitim sekreteri olduk. CTP’nin yapısında on kişilik bir MYK organı vardı. Onun içinden yalnızca beş kişi sekreteryayı oluşturur. Dolayısı ile günü birlik olayların içine girip yönetimde bulunma fırsatları da yakaladık. Ama bu benim CTP ile sorunlarımın başlamasına neden oldu. 
Mete Tümerkan: Nasıl sorunlardı bunlar?
Barış Burcu:
O zamanki parti yapısında bütün sekreterya üyeleri profesyoneldi. Ekmeğini dışarıdan kazanan, profesyonel olmayan ama bütün günlük devinim içinde olan bir tek bendim. O profesyonel kadrolar bütün gün bir arada oldukları için birtakım meseleleri kendi aralarında olgunlaştırıyorlar, siz de olmuş bitmiş bir meselenin tartışan tarafı olarak sekreterya toplantısına giriyorsunuz. Bir diğer konu ise; “İşi yapan benim, öyleyse kararı da ben vermeliyim” gibi doğal bir talep olmaya başlamıştı. Bu ikilemleri yaşadım. Yeşil meselesi de bu ikilemin içerisinde kaynayıp giden bir meseledir.
“Özker Hoca CTP için bir şanstı”
Mete Tümerkan: CTP’nin kırmızıdan yeşile geçişi konusunda siz etkin bir rol üstlendiniz değil mi?
Barış Burcu:
Evet, size onu anlatacağım. Allah rahmet eylesin Özker Hoca biraz ketum adamdı. Yani hem kendi bütçesini hem partinin bütçesini çok sıkı tutmaya çalışırdı kolay para harcamazdı. CTP için bir şanstı. Çünkü yokluk içinde olan bir partiydik. Bir gün beni odasına çağırdı, “Bu arkadaşlar yüksekten uçar” dedi. 1993 seçimlerine doğru gidiyorduk. Diğer sekreterya ve MYK üyelerinden bahsediyordu. “Bol keseden atarlar, şimdi Türkiye’den imaj ‘maker’ getireceklermiş, dünya kadar para, sonra başkasının ölçü almadan dikeceği pantolonu nasıl giyeceğiz, ben bu işten çok rahatsızım; sen eve kapan üç beş gün bir şeyler üretmeye çalış, getir tartışalım belki bu şekilde bu vartayı atlatırız” dedi.
“Arkadaşlar yeşile burun kıvırdı”
Mete Tümerkan: Ne yaptınız?
Barış Burcu:
Ben eve kapandım, bu yeşil konseptini hazırladım. Neden yeşili sahiplenmemiz gerekir, yeşili nasıl tanıtmalıyız. Ama yeşil daha hiç yoktu, kırmızı CTP vardı. Bu tamamen benim ürünümdü. Her türlü görsel ve mali alanda gelebilecek soruları cevaplayacak şekilde kendimi hazırladım. Geldim, MYK’da sundum. Arkadaşlar burun kıvırıp bu konu ile ilgilenmediler. Bu arkadaşlar Türkiye’den geldiler ve oturdular, bir takım çalışmalar yaptılar. Ya onların yaptıkları çalışmadan bizimkiler tatmin olmadı veya onlar tatmin edecek bir ürün ortaya çıkartamadı. O anda bizimkiler dedi “Bizde Barış Burcu diye bir arkadaş var, böyle birtakım çalışmalar yaptı” diye bu ekibe bahsettiler. Ve bu ekip aldı bu yeşili partinin imajı olarak zenginleştirdi ve partiye kabul ettirdi. Yeşil kitap böyle çıktı.

Yarın: Yeşile geçilirken ben gücenmiştim

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil