11 Aralık 2016

Banka kuyruğunda bakan oldu

Banka kuyruğunda bakan oldu
Haber İçi Üst

“SMS İLE ÖĞRENDİM”… “13 Haziran günü İktisatbank’tan sıra aldım, orada bekliyorum. Telefonuma mesaj geldi, saat 12.14’te ‘Hazırla takımlarını, Ulaştırma Bakanısın. S. Denktaş’ yazıyordu. Telefon numarası da çıkmayınca, biri benimle dalga geçiyor sandım”

SİYASETE DÖNÜŞ… “Duruma bağlı, bu bakanlık beni yine biraz ümitlendirdi. Dönmeyi düşünmeye başladım diyebilirim. Eğer ki toplum yarına bir şey yapabileceğime inanırsam düşünebilirim”
“ÖLÜMDEN DÖNDÜM”… “21 Temmuz’da akşam üzeri bizi okulun içinde duvara dizdiler. 17-18 yaşında bir Rum çocuğuna bir otomatik silah verdiler. Bizi o anda katlediyorlardı. Son anda bir Yunan askeri gelerek bunu engelledi”

Selda İÇER
Bu hafta geçiş hükümetinin Demokrat Parti’den Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı olan İsmail Başarır ile konuştuk. Başarır ile 1993 yılında mesleğe başladığım zaman DP’den milletvekili olduğu zaman tanışmıştık. Yıllar sonra bakan olması ile yeniden görüşüp sohbet etme imkanı bulduk. Ancak bu görüşmede konumuz bakanlık icraatları ile ilgili değildi. İsmail Başarır’ın hiç bilinmeyen yönü Sandallar köyünden olması ve 1974 yılındaki katliamdan “kıl payı” kurtulması. O dönem 24 yaşında bir tıbbiye öğrencisi olan İsmail Başarır, şu anda Jinekolog Doktor olarak, 63 yaşında ve o bir bakan. Muratağa, Atlılar, Sandallar köylerinde yapılan katliamda ailesinden birçok kişiyi kaybeden İsmail Başarır, kendisi de tatil için geldiği Kıbrıs’ta esir düşmüş ve duvara dizilip infaz edileceği son anda kurtulmuş. Siyasi hayatı, UBP’deki dokuzlar hareketinin ardından DP kurucusu olarak başlayan Başarır, 1993 yılında bir dönem milletvekilliği yaptıktan sonra, “bazı” nedenlerden dolayı aktif siyasi hayatını noktaladı. Kayıt dışı konuşmalarımızda bunları bizlere aktaran İsmail Başarır, “Bakan olduğum için şimdi bunları kamuoyu ile paylaşmam uygun olmaz” dedi. Geçiş hükümeti döneminde nasıl bakan olduğunu sorduğumuz zaman ise Başarır, bunu çok enteresan olarak nitelendirerek, “Hazırla takımlarını… Ulaştırma Bakanı oldun” içerikli bir mesajla bakan olduğunu öğrendiğini söyledi. Mağusa’da Suriçi’nde gerçekleştirdiğimiz İsmail Başarır’ın hayatından bir kesiti bulacağınız röportajımızı sizin de ilgi ile okuyacağınıza inanıyoruz.

HAVADİS: 1993 seçimlerinde Mağusa milletvekili olarak sizleri tanıdık. Sizi biraz daha yakından tanımak isteriz.
BAŞARIR: 1950 yılında Sandallar Köyü’nde doğdum. Lise bitene kadar orada yaşadım. Ahmet Kaşif ve Nuri Gökşin ile İstanbul Tıp Fakültesi’nde aynı sınıfta okudum. Kadın Doğum uzmanıyım. Mesleğimi severek yapıyorum. Aynı zamanda DAÜ’de de tıp fakültesinde ders veriyorum. Bir kızım, bir oğlum var.

HAVADİS: Bugün sizinle 20 Temmuz arifesinde, köyünüzde gerçekleştirilen katliamda yaşadıklarını konuşmak istiyoruz. Olaylar nasıl oldu?
BAŞARIR: 1974 yılında ben tıp fakültesinde son sınıf öğrencisi idim. 15 günlük tatil için Kıbrıs’a gelmiştim. 14 Temmuz’da darbe oldu ve Rumların kendi aralarında çatışma başladı. Bu çatışma 20 Temmuz sabahına kadar devam etti. 20 Temmuz sabahı BRT’den Rauf Denktaş, kendi sesinden adanın tüm tarafından çıkarma olduğunu duyurdu. Tabii biz, “adanın dört bir yanından asker çıkıyor” denince “herhalde Mağusa’dan da çıkacaklar ve öğlene kadar bizim köye de ulaşırlar” diye düşündük. Bir baktık ki öğlen oldu, akşamüzeri oldu, gelen giden yok. Tabii köyde insanlar hayvancılık yapar bizim de hayvanlarımız vardı, köye yakın bir arazide herkes hayvanlarını otlatmaya başladı. Biz hayvanları otlatırken ansızın bir silah sesi ve bir kadının feryatlarını duyduk. Bir baktık ki köyün içinde bir yolcu otobüsü duruyor ve içinden 3-4 tane eli silahlı Rum, asker kıyafeti ile inmişler, evlerden gençleri topluyorlardı. Bu kadının da oğlunu alıp götürürlerken, kadın oğlunu bırakmak istemedi ve onu korkutmak amacıyla havaya ateş açıldı. Köyden uzaklaşmaya çalıştık ama silahlarla arkamıza düştüler ve durmak zorunda kaldık. Köye geri geldik, bir baktık ki tüm köylüyü yolcu otobüsüne dolduruyorlar. Çocuklar, kadınlar herkes. Biz de otobüse binmek zorunda kaldık. Bu arada, bu Rumlardan birisi benim yanıma geldi. Kendisine “Bizi nereye götüreceksiniz” diye sordum. Sizi Perestorona köyüne götüreceğiz. Muratağalılar da orada zaten” dedi. “Bizi öldürecekseniz bana doğruyu söyle” dedim. O da bana “ sana doğruyu söyleyim mi? Ben da bilmem napacayık sizi” dedi. Girne’de Türklerin Rumları esir aldığını, eğer onlar bu esirleri öldürürse, onların da bizi öldüreceklerini söyledi. Ben de “Türkler esirleri öldürmez, o zaman biz da kurtulduk, bu işin sonunda ölüm yok” diye düşündüm.

HAVADİS: Otobüslerle nereye götürdüler sizi peki? Dedikleri gibi mi oldu?
BAŞARIR: Bizi, Perostorona yani, şimdiki Alaniçi köyüne götürdüler ve okulun içine yerleştirdiler. Gittiğimizde Muratağa köylülerinin hepsi de orada idi. Bir iki saat sonra kadınları ve çocukları geri köye götürmeleri için üstlerinden emir aldılar. “Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar geri köye gidecek” dediler. Otobüsü tekrar getirdiler. Köylüler, iyi niyetle gençlerin kurtulması için kadınların arasına iki tane gencimizi gizleyerek köye gönderdiler ve bana da “Sen de gençsin, sen de git köye, kurtul” dediler. Ben bütün köyün erkekleri orada. O zaman 24 yaşındayım. Köye gidenler 17-18 yaşında. “Tüm köylü burada iken, ben köye gitmem” dedim ve gitmedim. Teyzemin eşi Mustafa, 14-15 yaşında olan oğlu Erdoğan’ı Rumlara rica ederek yalvararak köye göndermek istedi. Çok rica etti ve onlar da bıraktılar ve köye gitti. Babam da okulda bana “ Ben aslında samanlığa gizlenmiştim. Rumlar beni bulamamıştı ama samanlıkta seni götürdüklerini görünce oğlum gittikten sonra ben burada ne gizlenirim dedim ve çıktım. ‘Durun ben da varım’ dedim, çıktım ve sizinle geldim” dedi. Ben bunu duyunca babama, “keşke çıkmasan da civar köylere gidip yardım isteseydin” dedim. Babam bunu duyunca, “yaşlıdır, hastadır” dedi. Yalvar- yakar oldu ve bir ayağı aksardı, “ben topalım, burada yatamam bırakın beni gideyim” dedi. Rumlar da ikna oldular, kadınlarla köye yolladılar. Ancak daha sonra babamı yeniden alıp bizim yanımıza getirdiler. Devamlı Rumlar babamın önüne gelip “Senin kafanı ezeceyik, sen bize topalım dedin ama İnönü köyüne gidip savaşmak istedin” derlerdi. Atlılar köyündeki erkekleri 21 Temmuz’a kadar evlerinden alıp getirmediler. Çünkü Atlılar’da silah ve el bombası vardı. Bunu da Rumlar biliyorlardı. Onun için Atlılara gidemediler. Bize, “bekleyin, Atlılardakileri de gidip alacağız, hepinizi birden öldüreceğiz” dediler. İkinci günün akşamüzeri Atlılar köyünün erkeklerini de getirdiler okula. Öğrendik ki, köye bir ordu gitmiş. Köylüler önce silah açmışlar ama çok kalabalık olduklarını görünce teslim olmuşlar. O getirdikleri günün sabahı, okulun kapısının önüne balta ve nacakları dizdiklerini gördük. Bizi balta ve nacaklarla öldüreceklerini düşündük ve çok korktuk. Bu arada, ikinci gününün öğle saatleri idi. 3 kişinin evlerinde silah olduğu ve bunları teslim etmelerini istediler. Onlar, böyle bir şey olmadığını söylediler. Bu 3 kişiyi okuldan çıkardılar, zeytin ağaçlarının içine götürdüler ve onlar önde yürür, arkada da silahlı Rumlar arkalarından ateş eder. Biz de olanları seyrederiz. Tam o anda, Türk uçakları geldi ve alçaktan uçtular. Rumlar kaçmaya başladı. Bu 3 üç arkadaş da perişan halde yanımıza geldiler.

HAVADİS: Sizleri ölümle burun buruna getiren olay ne idi?
BAŞARIR: 21 Temmuz akşamüzeri Atlılar köylüleri de geldikten sonra bizi okulun içinde duvara dizdiler. 17-18 yaşında bir Rum çocuğuna bir otomatik silah verdiler, bizi o anda katlediyorlardı. Tabii bir anda “nacakla ölmek yerine, silahla öleceğiz” diye düşündüm ve bu işin bir anda biteceğine sevindim. En azından acı çekmeden ölecektim. Tam o anda, bir Yunan askeri Land Rover ile geldi, son sürat okulun önünde durdu koşarak geldi ve “durun bunları öldürmeyeceğiz, bu komutanın emridir. Bunları Mağusa Maraş bölgesine götüreceğiz ve orda esir alınan Rumlara karşı esir tutacağız” dedi. O andan sonra kendi aralarında bir tartışma başladı. “Öldüreceğiz, öldürmeyeceğiz” diye tartıştılar. O gelen Yunanlı asker, “Esirlere ateş edene, ateş edeceğim, komutanın emridir” dedi. Bunun üzerine bizi tekrar otobüse bindirerek şimdiki Gülseren Kampına götürdüler. Bizi 2 cephanenin arasındaki bir barakaya yerleştirdiler. Savaş ertesi günü de devam ediyordu, 23 Temmuz’da. Tabii bu kampın içinde Mağusa’nın içinden gelen esirler de vardı. Türk jetleri gelir askeri üstleri bombalardı ancak buraya hiç dokunmazdı çünkü orada esir olduğunu bilirlerdi. 23 Temmuz’da ateş kes oldu. Bizi o barakadan çıkarıp bir koğuşa yerleştirdiler. Bilahare Kızılhaç’ın yetkileri geldi ve bizi esir kayıtlarına geçirdi. Artık Rumlar bizi öldüremezdi. Pencerelerin önüne asker diktiler gelip de biri bizi öldürmesin diye.

HAVADİS: Ne kadar esir kaldınız?
BAŞARIR: 14 Ağustos’a kadar orada esir kaldık. 14 Ağustos günü akşam üzeri Rumlar, bütün Karpaz yarımadası ve Mağusa’dan çekilmeye başladı. O günkü Çatoz da düşünce, tüm Karpaz ve Mağusa’yı boşalttı bizi de gece iki kamyona doldurarak önce, Derinya’ya, oradan Larnaka’ya götürdüler, sonra da Limasol esirleri ile birleştirdiler.

HAVADİS: Köyünüzde katliam olduğunu nasıl öğrendiniz?
BAŞARIR: Esir kampında bazı arkadaşlarda gizli radyolar vardı. Onlardan, Sandallar, Atlılar Muratağa’da katliam olduğunu duyduk. Herkeste bir üzüntü ve panik başladı. Bize bu haberi veren Limasollu arkadaşlar, üzülmeyelim diye bunu yalanladı ve katliamın Baf’ın bir köyünde olduğunu söyledi. O zaman bizde bir umut doğdu. Esir mübadelesi oluncaya kadar orada kaldık.

HAVADİS: Esir kampından çıkışınız nasıl oldu?
BAŞARIR: 19 Eylül’de, iki tarafın Rum ve Türklerin “hasta esirleri” mübadele edileceğini duyduk. 19 Eylül günü, hasta esirler tespit edilmeye başlandı. Ben da kendimi bir hukuk öğrencisi olarak tanıtarak ve kanamalı mide ülserim olduğunu söyleyip hasta numarası yaptım. İlk esir mübadelesinde Ledra Palace’dan geçiş yaptık. Lefkoşa’da dayım kadın doğumcu Zekai Keleş’e gittim. İlk sorum, köyde katliam olup olamadığı idi. O da bana “Doğrudur, hepsini öldürdüler” dedi. “Annem, ablam ne oldu” dedim. “ Onlar mağaraya girdiler kurtuldular ama teyzen, enişten ve teyzenin oğlu Erdoğan ve iki kızı Demray, Tacay toplu katliamda katledildi” dedi. Sandallar’da kadınların arasında köye gönderilen iki genç de, bir mağarada gizlenirken katliam çukuruna gönderilerek öldürüldü. Eğer ben de gitmiş olsaydım, köyde öldürülecektim.

HAVADİS: Ailen ile buluşman nasıl oldu?
BAŞARIR: Ertesi gün dayımla beraber köye gittik. 20 Eylül’de eve gittiğimde annem, babam ve kız kardeşim evde idi. Çok mutlu olduk çünkü herkes bir birinin öldüğünü sanıyordu. Bu, aslında buruk bir sevinç oldu. Çünkü tüm köylünün katledilmesi bize büyük bir acı yaşattı. Düşünün tüm tanıdıklarınız ve akrabalarınızı kaybettiniz.

HAVADİS: Muratağa’da katliam nasıl olmuştu peki?
BAŞARIR: Daha gün ağarmadan, 14 Ağustos günü, ikinci harekat başlar başlamaz Rumların Muratağa köyüne gittiğini ve oradaki insanları toplu halde bulduklarını biliyoruz. Onları, köye yakın bir yerde bir çöplüğe götürdüklerini ve orada büyüklerin ellerinin arkadan bağlı, çocukların kafalarının da kesik olarak katliam çukurundan çıkarıldıklarını söylediler. Yani önce büyüklerin gözü önünde çocuk ve torunlarını katledip sonra büyükleri öldürdüler ve çöplerin arasında atıp ateşe verdiler. Bu katliam çukuru, daha sonra bir çoban tarafından bulundu ve BM gözetiminde açıldı. Bilahare Rumların Sandallar köyüne gittiğini biliyoruz. Köylülerin hepsi mağaralara, kuyulara, mandıralara saklanmış vaziyette idi. Sadece köye yakın bir mağarada bir yaşlı kadının eşarbını görmüşler. Köpek de yanında beklermiş ve mağarada birinin olduğunu anlamışlar. Onları mağaradan çıkarıp, Sandallar civarındaki mağaraları tek tek aramaya başladılar. 2 mağaranın içindeki insanları buldular, onları çıkardılar. Köye gönderilen iki genç de bunların arasında idi. Mağaradaki başka iki erkek, tilki deliğine girmişler ve onları bulamadılar. Onlar bugün hala hayattadır. Annem, kız kardeşim ve dayımın çocukları hepsi başka bir mağarada idi. Rumlar o mağaraya da, iki kez gittiler. Mağaranın önünde bir incir ağacı vardı, içine girmek çok zor. Rumlar denedi ama giremedi. Mağaranın içine ateş ettiler. Orada bulunanlar bu şekilde kurtuldu. Dayım kuyuya girmiş orada kurtuldu, halam tavuk kümesine girip kurtuldu. Atlılar köyünde yaşayanları da yine aynı gün öğleye yakın toplu halde buldular. Bir kamışlığın yanına götürdüler, bir çukur açtılar, otomatik silahla tarayıp o çukura gömdüler. Bunların içinde 15 günlük bebek ve 92’lik yaşlı da vardı.

HAVADİS: Tüm bu olaylar hayatınızda nasıl bir iz bıraktı?
BAŞARIR: Uykularım kaçtı, bu insanları bir daha göremeyeceğiz diye bunalıma girdim. Az veya çok bu olayları yaşayan insanlar üzerinde bir iz bıraktı tüm bu yaşananlar. Bizi duvara dizdikleri zaman hayatım film gibi gözümün önünden geçti. “Tam doktor olacaktım nasip olmadı” diye düşündüm. Acı, ölüm korkusu, yaşama sevinci hepsi bir arada. Sandallarda, bir adım, 8 çocuğunu ve eşini katliamda kaybetti. Kendisi bizimle esirdi. Çoğu insan şimdi yeniden hayat kurdu, hayat devam ediyor.

HAVADİS: Siyasetle tanışmanız ne zaman oldu?
BAŞARIR: 1992 yılında UBP’de “9’lar hareketi” oldu. Yeni bir oluşuma gidiliyordu. “Adalet ve dürüstlük” ilkeleri ile. Mustafa Adaoğlu, yeğenim Özkan Korun’u buldu ve ona “dürüst, temiz bir adam isterik, kime gidelim” demiş ve o da beni söylemiş. İkisi beraber bana geldiler ve “bu işte sen de var mısın” dediklerinde, “tabii ki varım” dedim. “Yalnız tek bir şartım vardır, ben mesleğimi çok severim, politikacı olamam, ama size dışarıdan maddi, manevi destek veririm” dedim. Bana, “bu bir parti oluşumudur, seni kurucu yapacağız, sadece ismini isterik” dediler. Kurucuların içine benim de ismim yazıldı. DP’nin kurucularındanım. “Seni parti meclisine yazacağız, zaten her zaman toplanmaz, sıkıntı yaşamazsın” dediler.1993 yılında erken seçim oldu. İlla bizi aday yapacaklar ben kabul etmedim, çok direndim. Adımız inatçıya çıktı, en son beni rahmetlik Rauf Denktaş’a götürdüler ve orada teslim oldum. Aday oldum, seçildim, milletvekili oldum. 5 sene milletvekilliği yaptım. Meclis yoklamalarına bakılırsa eksiğim 3-5’i geçmez. 1996 yılında ilçe başkanı, gurup başkanı oldum, tüm komitelerde görev aldım.

HAVADİS: Neden aktif siyaseti bıraktınız?
BAŞARIR:
Burada anlatamayacağım şeyler yaşandı. Şimdi bakanım, bunları konuşmam doğru olmaz.1998 yılında milletvekilliğim sona erince aktif siyaseti bıraktım.

HAVADİS: Bu dönem size bakanlık nasıl teklif edildi?
BAŞARIR:
Hükümet kurulurken “bakanlar dıştan olacak” dendi. Sağlık Bakanlığı da bizim partiye düşünce umutlandım, ama bir baktım ki basında arkadaşım olan Nuri Akçın’ın ismi geçer. “Önemli değil, o da bizim arkadaşımız” dedim. Böyle düşünürken 13 Haziran günü İktisat Bankası’ndan sıra aldım, orada beklerim. Telefonuma mesaj geldi. Normalde ben mesajlarıma bakmam ama beklerken hade bakayım dedim. Saat 12.14’te gelen SMS mesajında ‘Hazırla takımlarını, Ulaştırma Bakanısın. S. Denktaş” yazıyordu. Telefon numarası da çıkmayınca, biri benimle dalga geçer sandım ve ciddiye almadım. Yaklaşık on dakika sonra bir mesaj daha geldi “İsmail, anlamadın mı?” diye. Ben yine ciddiye almadım. Biraz sonra Serdar Bey kendisi telefon etti. “Sana mesaj yolladım neden cevap vermen” diye. Ben da şaka olduğunu sandığımı söyledim. Böylece bu görev başlamış oldu. Buna çok sevindim, onore oldum. Yani, güzel bir görev, yapacak hizmet var. Toplumun geneline hizmet vermek, bana mutluluk verir. Ben çalışmayı severim, insan çalışmayınca çöker. Milletvekilliğine hiç benzemez. Hakikaten arzu halciliktir milletvekilliği. Seni rakip gördüğünden bakan sizin götürdüğünüz konuları engelleyebilir. Ama şimdi bakansınız, sorunları çözersiniz ve ben çözüyorum da. Toplumun geneline hizmet vermeyi prensip edindim. Bana kadar gelen vatandaşın sorunlarıyla da bire bir ilgilenirim.

HAVADİS: Siyasete dönmeyi düşünür müsünüz?
BAŞARIR:
Duruma bağlı. Bu bakanlık beni yine biraz ümitlendirdi. Dönmeyi düşünmeye başladım diyebilirim. Belki olabilirim.. Eğer ki toplum yarına bir şey yapabileceğime inanırsam düşünebilirim. Dürüst insanların da siyaset yapabileceğini hep savundum böyle de olması gerektiğine inanırım. Eğer hizmet vereceğime inandığım ortam olursa değerlendiririm.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil