03 Aralık 2016

Bade harab-ül-siyasa

Haber İçi Üst

Başlık, bir Osmanlı deyiminden esinlenerek yazılmıştır. Osmanlı münevverlerinin sıkça kullandıkları deyimin aslı şu: “Bade harab-ül-Basra”.  Yani “Basra yıkıldıktan (harap edildikten) sonra”.
15. yüzyılın hemen başında Aksak Timur, Orta Doğu ülkelerini hallaç pamuğu gibi atmaya başlamıştı. Şam’ı, Bağdat’ı, Basra’yı aldıktan sonra Kuzey’e yürüdü. 1402’de Ankara Meydan Savaşı’nda Yıldırım Beyazıt’ı yenerek onu esir aldı. Ondan sonra da Hristiyanların elinde olan İzmir’i fethederek “Gazi” unvanını elde etti.
Timur geçtiği yerleri yakıp yıkıyordu. Yalnız Bağdat’ta kent teslim olduktan sonra 20 bin dolayında sivilin öldürüldüğü tahmin ediliyor. Basra da Timurlenk’in gazabından kurtulmamıştı. O olaydan sonra bu deyim ortaya çıktı. “Basra harap edildikte sonra” dendi de niye “Bağdat harap edildikten sonra” denmedi? Hiçbir fikrim yok. “Bade harab-ül-Basra” deyişi daha müzikal gelmiş olabilir o dönemin insanlarına.
Deyim “iş işten geçtikten sonra” , “Geçti Bor’un pazarı, çek eşeği Niğde’ye” anlamında kullanılıyordu. Bir de “kocakarı” ile ilgili deyimimiz var ama onu yazmayacağım. Bilenler bilmeyenlere söylesin.
Dolayısıyla bugünkü başlık, “Siyaset harap olduktan sonra” anlamına geliyor. Hangi siyaset harap oldu ki? Kanımca son seçimler bir dönemin siyasetinin çöküşünü simgelemektedir. Ve öyle sanıyorum ki bunun arkası gelecektir. İnsanların oy tercihleri değişim sürecine girmiştir.
1970’lerden beridir yapılan seçimleri izliyorum. Şimdiye kadar hiçbir seçimde böylesine yıkıcı bir deprem olmamıştı. Eski, yeni demeden Başbakanlar, Meclis başkanları ve başkan muavinleri, bakanlar sandıkta kaldı. Meclis’e yeni yüzler seçildi. Üstelik yeni yüzlerin çoğu 30’larında veya 40’larında genç insanlar. (Ne yazık ki bunların büyük bir çoğunluğu erkek. Bir de, hiç olmazsa kadınlar, kadınlara oy vermeyi öğrenebilse dünya daha güzel olacak.)
Anlaşılan insanlar artık körü körüne riayet etmeyi istemiyor ve kabul etmiyorlar. Patiler bu mesajı ciddiye almak zorundadır. Birkaç kişinin oturup liste yapması, seçmenleri tatmin etmiyor. Hatta bazılarını isyan ettiriyor. Bu işi delegelere yaptıranlar bile artık yeterli bulunmuyor.
Her birey kendisine danışılmasını, fikir ve tercihlerinin dinlenmesini arzu ediyor. Günümüz teknolojisi de bunu mümkün kılıyor. Bakıyorum da neredeyse herkes elinde birer akıllı telefon bulunduruyor. Yani bir sistem oluşturulup her üyenin görüşü veya oyu alındıktan sonra adayların saptanması ve aday sıralamasının yapılması olanaksız değil. Bilgisayar ve akıllı telefon kullanmayanlar da en yakın parti örgütüne gidip orada oylarını kullanabilirler. Böylece parti içi demokrasi geniş halk kitlelerine yaygınlaştırılmış olur.
Bu sayede seçilemeyecek olanlar ta başından elenmiş olur. Üstelik parti içi çirkinlikler sergilenmemiş olur. Şimdiki ahval-i vaziyet pek iç açıcı değil.
Yüzleri eskimiş politikacıların da, Namık Kemal’in deyişiyle, “izzet ü ikbal ile”  bab-ı siyasetten çekilmeleri gerektiğini öğrenmeleri lâzım. Rezil olmaya ne gerek var ki?
***
Seçimlerden sonra milleti bir koalisyon sıkıntısı sardı. Kim kiminle koalisyon yapabilir veya yapmalıdır diye. Ben size kestirmeden söyleyeyim: Politikada her şey mümkündür; olmaz, olmaz. Herkes herkesle koalisyon yapabilir. Beni hiçbir koalisyon şekli şaşırtmaz.
Üzerinde en çok durulan konulardan biri de “falanca koalisyonu Ankara istemeyebilir veya desteklemeyebilir” türünden iddialardır. Ben bu yaklaşımı anlamıyorum. Yani birileri sandık iradesini inkâr mı edecek? Böyle bir lâf edecek olana herkesten önce Sn. Erdoğan’ın karşı çıkması gerekir. 
“Parayı Türkiye verdikten sonra sen seçim yapsan ne olur, yapmasan ne olur” kıvamında çiğ şeyleri yazma gafletine düşen bedhahları bir kenara itecek olursak Türkiye’de hiçbir yetkilinin buna benzer düşünceler taşıyacağına inanmak istemiyorum. Böyle bir tavır, kendi politikasına terstir. Bir devlet adamı, kendi kendini inkâr etme noktasına gelemez.
Sn. Erdoğan, Gezi olaylarından sonra ikide bir %51’i anımsatıp işaret parmağıyla sandığı işaret ediyor. Mısır’daki darbeden sonra biraderi Mursi’yi neyle savunuyor? Elbette ki sandıkla. “Seçimle gelen ancak seçimle gider” diyerek sandığı işaret ediyor. Geçenlerde Gezi Meydanı’nı ima ederek “Gerçek meydan, sandık meydanıdır” diye şairane sözler etmişti.
Bütün bunlardan sonra dönüp bize “Siz seçim sandığına gidip tercihlerinizi yaptınız ama ben bu sonucu beğenmedim” diyebilir mi? Böyle bir söz söylemeye hakkı var mı?
Ne yani Türkiye’deki sandık, Mısır’daki sandık da bizdeki kutu mu?
***
Hamiş:
Birkaç haftalığına Türkiye’ye tatile gidiyorum. Tatilde “Bu hafta ne yazsam?” sorusunu kafamdan atmak istiyorum. Ben müşkülpesent bir insanım. Yazım gazetede yayımlandıktan hemen sonra, bir sonraki yazıyı düşünmeye başlarım. İzninizle, bir süre bu dertten kurtulmak istiyorum. Tekrar buluşmak umuduyla.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam