08 Aralık 2016

Aykırı insanlara saygı

Haber İçi Üst

İster bilim adamı olsun, ister sanatçı; devlet yöneticileri, tarihin her döneminde, yaratıcı insanlardan çekinmişler hatta onlardan korkmuşlardır. Çaresine de bakmışlardır.
Sokrates, gençleri bozuyor diye idama mahkûm edilmişti. 
Campanella Napoli’de 27 yıl hapiste tutulmuştu. Hem de çok kötü koşullar altında.
Giordano Bruno, 52 yaşında yakılarak idam edilmişti. Külleri de Tiber nehrine atılmıştı.
Galileo Galilei, buluşları nedeniyle yargılanmış ve idamdan kurtulmak için tükürdüğünü yalamak zorunda kalmıştı. Söylediklerini inkâr ettikten sonra ev hapsine mahkûm edilmişti. Ölünceye kadar, 27 yıl süreyle evinde gözetim altında yaşamak zorunda kalmıştı. (“Gene de dönüyor” söylemi, bir efsaneden başka bir şey değil. Bu sözler, Galileo’nun ölümünden 100 yıl sonra ilk kez ortaya atılmıştı.)
Hallac-ı Mansûr “Ene’l Hakk” (Ben Tanrı’yım) dediği için yıllarca hapse atılmış, sonra da derisi soyularak çarmıha gerilmişti. Acılar içinde bir gün çarmıhta can çekişti. (Hakk Allahın 99 sıfatından biridir. Hallac’ın sözlerini tasavvuftaki vahdet-i vücûd felsefesine göre “Her şey Allah’tadır ve her şey Allah’tandır” düsturuna göre okumak gerekir. Nitekim aynı görüşe sahip olan Yunus Emre şöyle diyor: “Andaki mest olanların, olur Enelhak sözleri/Hallacı Mansur gibidir en kemine divanesi” ve “İlm ü hikmet okuyanlar, aşkdan fakirdürür bunlar/Mansur oldum asın beni, hep dillerde söyleneyim”.)
“Mende sığar iki cihan, men bu cihana sığmazam/Gövher-i lâmekân menem, kövn ü mekâna sığmazam” diyen “Enelhakçı” Azeri şairi Seyyid Nesimi,  AksakTimur’un bölgeyi hallaç pamuğu gibi attıktan kısa bir süre sonra, 1417 yılında Halep’te derisi yüzülerek idam edilmişti. Azerbaycan şiirinin temel direklerinden biri sayılan Nesimi, 48 yaşındaydı. (İki cihan: Dünya ve ahret, gövher-i lâmekân: mekânı/yeri olmayan cevher/öz, kövn ü mekân: Kâinat, evren).
En kestirme işi, kuşkusuz, Roma imparatoru Domitian yaptı. İ.S. 93 yılında filozofların hepsini Roma’dan kovdu. Lâfazanlık eden felsefecileri sürgüne gönderdi. Böylece Roma’yı büyük bir dertten kurtarmış oldu.
                                                                            XXX
Türkiye’de alışılmışın dışında iki lâf edeni sürgüne göndermiyorlar ama hapse atıyorlar. Twitter’de yayımladığı birkaç mesajla “dinî değerleri horladığı” gerekçesiyle besteci Fazıl Say, 10 ay hapse mahkûm edildi. Türk mahkemeleri, adeta engizisyon gibi bir tavır sergiliyorlar.
Bir sanatçı, bizim gibi, sıradan insan değil; aykırı insandır. Öyle de olmalıdır. Toplumu şoke edecek sözler söyleme hakkına sahiptirler. Sokrates, ne denli aykırı bir insan olduğunu vurgulamak için savunmasında kendisini “at sineği”ne benzetmişti.
Ne var ki sanatçının da başkalarını aşağılamamaya, horlamamaya özen göstermesi gerekir. Bestelerini büyük bir beğeni ve zevkle dinlediğim Fazıl Say’ın “Bilmem fark ettiniz mi nerde yavşak, adi, magazinci, hırsız, şaklaban varsa hepsi Allahçı. Bu bir paradoks mu?” sözlerini kaba ve sakil bulduğumu belirtmek isterim.
Buna rağmen bir sanatçının bu gibi ifadelerden hapse mahkûm edilmesini uygun bulmuyorum. Kesersin bir para cezası olur biter. Böylece ülkenin imaj ve prestijini de korumuş olursun. Kuşkusuz, dini değerleri aşağılamak ile dini ve dindarları eleştirmeyi birbirine karıştırmamak gerekir.
İfadeler “şoke edici, sarsıcı, hatta rahatsızlık verici” olabilir ancak esas ölçü şunun olduğu unutulmamalı: Bu ifadeler “şiddet” içermemeli ve “açık ve yakın tehlike doğuracak” veya “toplumsal barışı bozacak” nitelikte olmamalı. Fazıl Say’ın bu sözleri nedeniyle Türkiye’de “yer yerinden oynadı” diyecek kaç kişi var?
                                                                     XXX
İşin acı yanı şu ki ülkede Ömer Hayyam ve şiiri tartışılır oldu. Şikâyet konusu olan twitter mesajlarından biri de Hayyam’ın bir rubaisiydi: “‘Irmaklarından şaraplar akacak’ diyorsun/Cennet-i alâ meyhane midir?/’Her mümine iki huri’ diyorsun/Cennet-i alâ kerhane midir?”
Kültür Bakanı Sayın Ömer Çelik, bu dörtlüğün Hayyam’a ait olmadığını söylüyor. Bu konuda haklı olabilir. Hayyam’ın rubaileri çok tutulduğu için ölümünden sonra yazılan birçok rubai ona izafe edilmiştir. Bu konuda “öyledir” veya “değildir” diyecek kadar kendimi ehil saymıyorum. Ancak haklı bile olsa, yıllar önce bir Müslüman’ın bu dörtlüğü dillendirdiği gerçeğini kimse yadsıyamaz.
Bakan ondan sonra şunları söyleyerek tehlikeli sularda kürek çekmeye başlamış: “Allah, cennetle, cehennemle ilgili kavramlar büyük bir kitlenin varoluşsal meselelerinin temelini teşkil eden kavramlar. Bazıları bu hassasiyete dikkat etmiyor.  … O ifadeler benim açımdan, kim söylerse söylesin, hangi din hakkında söylerse söylesin ve kim hakkında söylerse söylesin kınanması gereken ifadelerdir”. 
Kuşkusuz “kınamak” başka, “hapse tıkmak” daha başkadır. Ancak Bakan’a şunu sormak gerekir: Bu ifadelerle Yunus Emre’yi de mi “kınamış” oluyor? Malum, Yunus şöyle diyor: “Cennet cennet dedikleri/Birkaç köşkle birkaç huri/ İsteyene ver anları/Bana seni gerek seni” veya “Sırat kıldan incedir/Kılıçtan keskincedir/Varıp anın üstüne/Evler yapasım gelir/Altında gayya vardır/İçi nãr ile pürdür/Varıp ol gölgelikte/Biraz yatasım gelir”.
Hangi taraftan tutsan elinde kalıyor. Bakanlara, görenlere ve yargılayanlara demokrasi dersi gerek.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil