09 Aralık 2016

Aydın’dan çarpıcı açıklamalar

Aydın’dan çarpıcı açıklamalar
Haber İçi Üst

TÜRKİYE ÇÖZÜM İSTİYOR… Türkiye’nin artık küresel bir aktör olduğunu, yola çıkarken herkese “bölgesel milliyetçilik, etnik milliyetçilik, dinsel milliyetçilik yapmayacağız” sözü verdiklerini belirten AKP Grup Başkan Vekili Ahmet Aydın, “Kıbrıs için de çözüm zamanı” mesajı verdi

KIBRIS MESELESİ DE ÇÖZÜMLENMELİDİR… Aydın: Kıbrıs meselesini biz kendi öz meselemiz gibi görüyoruz. Kıbrıs bizim için son derece önemli,  vazgeçilmezimiz. Kıbrıs meselesini de çözmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz ama bu konuda gerek AB ve BM çifte standartlı yaklaşımdan vazgeçmeli

AK Parti Grup Başkan Vekili Ahmet Aydın partisinin önemli isimlerinden biri. Kendisi Adıyaman Milletvekili. Ahmet Aydın ile “çözüm sürecini”, Türkiye’de gündemde olan Anayasa değişikliğini ve Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıldaki hedeflerini konuştuk. Konuşmamızın sonunda Kıbrıs meselesini de Ahmet Aydın’a sordum. Tüm sorunların üzerine giden AK Parti iktidarının Kıbrıs meselesine bakışını Aydın kısa ve net cümlelerle ortaya koydu.

Mete Tümerkan: Kürt meselesi konusunda hükümetin attığı adımları nasıl değerlendirmek lazım?
Ahmet Aydın:
Şu anda konuştuğumuz Kürt sorunundan ziyade bir terör sorunu. Türkiye’nin çok zor ve önemli bir meselesinde çözüme doğru bir süreç yaşanıyor aslında. Bu bir çözüm sürecidir. Tabii ki bu belki fiili anlamda son 30 yılda ortaya çıkan bir mesele gibi algılansa da bunun geçmişi çok daha eskidir. Bu sorunu doğuran ana nedenler, özellikle CHP’nin tek parti döneminde tek tip insan yetiştirme gayretinden kaynaklanıyordu.
Farklılıkları yok sayan, asimilasyon politikaları 1930-40’lardan bugüne kadar bu sorunu getirdi. Ama bugüne kadar da sanıyorum gelinen aşamada çözüme en yakın olduğumuz dönemdeyiz.

Mete Tümerkan: AK Parti olarak bu fırsatı tarihi olarak görüyor musunuz?
Ahmet Aydın:
Gerçekten tarihi bir fırsat yakalandı. Çünkü AK Parti kurulduğu ilk günden beri, üç temel kırmızıçizgi ile yola çıktı. Biz “bölgesel milliyetçilik, etnik milliyetçilik, dinsel milliyetçilik yapmayacağız” dedik. “Siyasetimizin merkezine insanı yerleştireceğiz, dini, dili, düşüncesi, etnik yapısı ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci sınıf vatandaşıdır ve o manada da hizmetlerimizi gerçekleştireceğiz” dedik. 
İdeolojik eksende değil ama hizmet ekseninde bir siyaset ve insan merkezli bir siyasete odaklandık. O günden bugüne kadar da hayal edilemeyen birçok reform, değişim ve dönüşümler gerçekleştirdik. Ekonomik alanda birçok şeyler yapıldı ama demokratik çıtayı da son derece yükselttik. Dün konuşulamayanları bugün çok rahat konuşabiliyoruz, dün tartışılamayanları bugün çok rahat tartışabiliyoruz.

Mete Tümerkan: Neydi geçmiş siyaset ile bugün AK Parti’nin uyguladığı siyaset arasındaki fark?
Ahmet Aydın
: Türkiye maalesef milli irade tarafından değil, birtakım vesayet güçleri tarafından idare ediliyordu, vesayet makamlarını ortadan kaldırdık. Bu ülkede millet artık kendi kendini idare ediyor. Ve millet artık bu sorunu da çözmek istiyor.
“Yeter” diyor, “bu kan dursun, bu acı, bu gözyaşı dursun”. İktidar da güçlü bir iradeye sahip şu anda…
Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan şu anda “baldıran zehri olsa da içerim. Yeter ki sorun çözülsün, yeter ki Türkiye kazansın. Ben kaybedersem çok önemli değil, ama Türkiye’nin kazanması önemli” diyor.

Mete Tümerkam: Bu açıklamalar, Sayın Erdoğan’a bir risk yüklüyor mu? Geleceğe nasıl bakıyorsunuz?
Ahmet Aydın:
Bu manada hakikaten tabii ki büyük riskler alındı. Biz umutluyuz. Hiç olmadığı kadar Türkiye şu anda çözüme yakın. Çözüm iradesi halkta da kabul gördü. Halk hiç olmadığı kadar bu noktada bir mutabakat içerisinde ve artık çözümün olmasını arzuluyor.
Halktaki bu çözüm iradesinin, toplumun diğer kesimlerinde de, sorumlu makamlarda da, tüm siyasetçilerde de olması gerekir, sadece iktidarda değil. Bu konuda bütün herkesin katkısını da almaya hazırız. Arzuluyoruz.
Bu sürecin siyasi polemiklere de alet edilmemesi, heba edilmemesi lazımdır. Bu konu siyaset üstü bir şekilde ele alınıp, inşallah Türkiye’nin tüm enerjisini alan, maddi manevi ciddi kayıplara yol açan bu sorunu artık çözeceğiz diye umut ediyorum ve çözüme yakın olduğumuza ben şahsen inanıyorum.

Mete Tümerkan: Başkanlık sistemi tartışmalarına nasıl bakıyorsunuz?
Ahmet Aydın:
Başkanlık sistemi biz tartışılsın dedik. Bakın Türkiye yıllardır, parlamenter sistemle idare ediliyor diyoruz ama uygulamaya baktığımız zaman, parlamenter sistemden çok uzakta bir durumda olduğumuzu görüyoruz. Yani 2014 yılında Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek, Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri bir hayli fazla… Sorumluluğu düşük. Bu parlamenter sistem özelliği taşımıyor ki… Başkanlık sistemine daha yakın, aslında yarı başkanlık sistemine de tam oturuyor yani. 2014 yılındaki seçimle birlikte Türkiye fiilen bir yarı başkanlık sistemine geçmiş olacak. Dolayısıyla gelin bunun adını doğru koyalım diyoruz. Koyalım ve faydalarını, sakıncalarını konuşalım, Türkiye için hangisi en iyisi ise onu yapalım.

Mete Tümerkan: Başkanlık sistemi, Türkiye’nin yönetilmesi için daha kolay bir sistem olabilecek mi?
Ahmet Aydın:
Bizce başkanlık sistemi daha makul ve gerekçelerimizi koyuyoruz ortaya. Bakın, parlamenter sistemler bir kere koalisyon hükümetlerine açık sistemler. Türkiye’nin en çok kaybettiği yıllar koalisyonlarla idare edildiği yıllardır. En çok büyümenin yakalandığı, reformların yapıldığı, değişim ve dönüşümlerin yaşandığı yıllar da tek başına güçlü iktidarların olduğu dönemlerdir.
Rahmetli Menderes’le, Rahmetli Özal ile AK Parti’yle, Sayın Başbakan ile birlikte çok ciddi işler başarıldı. Koalisyonlar döneminde de ciddi sıkıntılar yaşandı. Dolayısıyla da parlamenter sistemler koalisyonlara açık sistemler oldukları için mahsurlu sistemlerdir. Türkiye’nin birçok şeyi kaybettiği, zaman kaybettiği dönemler koalisyon dönemleri olmuştur.
Başkanlık sisteminde bir istikrar var. Başkan, 4-5 yıllığına seçilir ve 4-5 yıl boyunca bilir ki kendisi iktidardadır, icraat ve programlarını ona göre yapar. Önünü görebilir. Ama bakın bugün biz Cumhuriyetin 90-91’inci yılındayız ancak 61 hükümet gelip gitmiş.

Mete Tümerkan: Sistem değişikliği ile birlikte Türkiye için daha ademi merkeziyetçi bir yapı mı öngörüyorsunuz?
Ahmet Aydın:
Tabii ki… Ama illa ki başkanlık sistemi için eyalet sistemi olmalı da demiyoruz. Çünkü 130 ülkeye yakın ülkede başkanlık sistemi var, kimisinde eyalet sistemi var, kimisinde yok. Biri diğerinin aynısı değil. Biz onun için diyoruz ki bunların hepsini inceleyip iyi yönlerini alıp Türkiye’ye özgü bir başkanlık sistemi geliştirebiliriz. Ama bütün yetkileri merkezde tutan bir sistem de doğru bir sistem değil. Bakın geçtiğimiz günlerde biz Büyükşehir yasasını çıkarttık. Büyükşehir belediyelerine çok daha fazla yetki verdik. Dolayısıyla yerinden yönetim demokrasinin bir gereğidir aslında… Yerel yönetimleri biraz daha güçlendirir, onlara biraz daha yetki tanırsın, ama bu illa ki eyalet sistemi ile olur diye de bir şey yok. İlla ki özerklik olacak diye bir kaide de yok. Merkezi yönetimle birlikte, ama yereli de güçlendirecek bir takım formüller de üretirsin. AK Parti’nin kuruluşundan itibaren bunu yaptık. Özel idare yasasını getirdik, yerel yönetimler reformunu getirdik. Sonra Büyükşehir Yasası’nı getirdik. Belediyelere, yerele daha çok yetki devri yapıldı zaman içerisinde…

Mete Tümerkan: Türkiye’nin bölgesindeki dış politika vizyon ve hedefi sizce ne?
Ahmet Aydın:
Türkiye şu anda bütün ülkelerle iyi ilişki kurmak arzusunda. Bir pergel düşünün, 360 derece, dünyadaki bütün ülkelere bakın Başbakanımızın dış ziyareti var. Eğer biz bugün ihracatımızı 36 Milyar dolar seviyelerinden, 150 milyar dolar seviyesine çıkarmışsak, bu dış ülkelerle olan münasebetlerimizin bir ürünüdür. Tüm ülkelerle iyi ilişkiler kurmak istiyoruz.
Yurtta barış ve dünyada barışı gerçekleştirmek arzusundayız. Türkiye artık bugün küresel bir aktör konumuna geldi. Gündemi dışarıdan belirlenen bir ülke değil. Türkiye artık dünyanın gündemini belirleyen bir ülke konumuna geldi.

Mete Tümerkan: Türkiye’deki bu gelişim, uluslararası ilişkilerde nasıl bir etki yaratıyor?
Ahmet Aydın:
Bakın 2009 yılında 151 ülkenin oyu ile Türkiye BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olmuştu. Bugün bir taraftan İslam Konferansı’nın Genel Sekreteri bir Türk olabilirken, diğer taraftan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı da bir Türk olabiliyor.
Sadece doğu değil, sadece batı değil, doğusu ile batısı ile, kuzeyi ile güneyi ile bütün ülkelerle Türkiye’nin menfaati doğrultusunda ilişki geliştirmek arzusundayız. Dolayısıyla bu konuda da çok ciddi boyutta aktif ve etkin bir dış politika ile çok iyi bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum.

Mete Tümerkan: Orta Doğu bölgesi yeniden şekillenirken Türkiye’nin bu bölgede etkin bir şekilde belirleyici bir rol üstleneceğini söylemek yanlış olur mu?
Ahmet Aydın:
Türkiye Müslüman olup, ayni zamanda demokrasiyi de özümseyen bir ülke. Türkiye bu noktada iyi bir model. Artı etkin, güçlü bir dış politika sürecini yürütüyor ve güçlü bir iktidara sahip.
Bu manada bütün bunlar zaten Türkiye’nin bölgede aktif bir rol almasını gerektiriyor. Dolayısıyla Türkiye eskiden bırakın dışarıdaki meseleleri, Türkiye içte yaşadığı meseleleri de hep sumen altı yapmıştı. Dolayısıyla şimdi biz, meselelere gözümüz kapalı gidemeyiz. Olan bir meselede mutlak surette ortaya bir taraf koymak durumundasınız. Taraf belirlemek, hassasiyetinizi ortaya koymak durumundasınız.
Türkiye artık her meselede fikir üretebiliyor. Her gündemle alakalı Türkiye bir şekilde etkin bir rol alabiliyor. Orta Doğu’da da öyle… Ortadoğu’da Türkiye olmazsa kim olacak? Türkiye bu bölgede etkin bir rol almak durumunda…

Mete Tümerkan: Kuzey Irak meselesine bakışınız nedir? Bağdat Yönetimi ile yaşanan sıkıntıları nasıl yorumluyorsunuz?
Ahmet Aydın:
Türkiye bugüne kadar Irak’ın da toprak bütünlüğünü savundu. Kendi ulusal sınırları içerisindeki toprak bütünlüğünü de her zaman savundu. Ancak Kuzey Irak’ta bir vaka var. Siz kafanızı kuma gömseniz de orada bir yapı var. Bu yapıdan Türkiye nasıl istifade edebilir? Bugüne kadar bunun devlet olarak düşünülmemesi bence bir eksikliktir.
Eğer Türkiye 15-20 yıl önce o bölge ile ilişkiler geliştirmiş olsaydı belki de PKK sorunu bugüne kadar çoktan çözülmüş olacaktı. Çünkü, PKK orada yuvalandı. Türkiye o bölgeye sırt çevirdi. “Tanımıyorum” dedi. “Çapulcu” dedi. Başka şeyler söyledi. Siz kabul etmeseniz de orada bir yapı var. Siz orayı boş bırakırsanız İsraillisi gelir, Amerikalısı gelir. Bakın bugün Kuzey Irak’ı Türk müteahhitler inşa ediyor. Orada müthiş petrol rezervleri var. Oradan niye ekonomik anlamda istifade etmeyesiniz? Terörün bitmesi noktasında oradan neden istifade etmiyorsunuz?  Bütün bunlardan Türkiye kendi milli menfaatleri doğrultusunda istifade etsin, bu ilişkiyi geliştirsin. Kimsenin bundan korkmasına gerek yok. Sıkıntı duymasına gerek yok.

Mete Tümerkan: Kıbrıs için kısa sürede barış mümkün mü?
Ahmet Aydın:
Kıbrıs meselesini biz kendi öz meselemiz gibi görüyoruz. Kıbrıs bizim için son derece önemlidir. Kıbrıs bizim vazgeçilmezimizdir.
Kıbrıs meselesini de çözmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz ama bu konuda gerek AB, gerek dünyadaki BM başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşlar çifte standartlarda davranmamalıdır.
Onları çifte standartta davranmamaya ve duyarlı olmaya davet ediyoruz. Kıbrıs meselesinde Annan Planı ile birlikte haklılığımız bir kez daha ortaya çıktı.
Bu haklılığın tüm uluslararası kuruluşlarca da kabul görmesini ve bu meselenin bir an önce çözümlenmesini arzu ediyoruz…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil