06 Aralık 2016

AYAKKABILARA BAKMA SIRASI…

Haber İçi Üst

Vasiliu’nun Rum Yönetimi Başkanı olduğu dönemdi.
Vasiliu AKEL’in desteği ile seçilmişti.
“Güler yüzlü iş adamı” imajı vardı.
AKEL’e rağmen Batı ile ilişkileri iyiydi.
Kısa sürede “iş adamı mantığıyla Kıbrıs sorununu çözebilir” şeklinde yaygın bir anlayış oluşmuştu.
Yanılmıyorsam “win-win” anlayışı onun zamanında piyasaya sürülmüştü.
Yani “kazan-kazan.” Tam da iş adamına uygun bir slogan.
Bir anlaşma olursa herkes bundan kazançlı çıkacaktı. Vasiliu sürekli bunu işliyor, Kıbrıslı Türklere yönelik pozitif mesajlar gönderiyor, Türkiye’yi kızdıracak açıklamalar yapmaktan kaçınıyordu.
Türkiye’de dönem Özal dönemi. Aslında ekonomik olarak aynı mantık Türkiye’de de geçerli. 24 Ocak kararlarının mimarı Özal, hükümete gelir gelmez Türkiye’yi dışa açma çalışmalarına ve özelleştirme programlarına başlamıştı.
Batı’da Özal ile Vasiliu’yu aynileştirme yani ayni görme eğilimi nüksetmişti.
“İkisi de liberal düşünceli pragmatik insanlar, kafa kafaya verip Kıbrıs sorununu çözerler” diyordu yabancı diplomatlar.
Vasiliu da Özal ile yüz yüze görüşmek için can atıyordu. Yani bu düşünceyi besleyecek hareketlerde bulunuyordu.
Bizde Denktaş zamanı. Denktaş bildiğimiz Denktaş. Vasiliu’nun bu imajını yıkmak için hemen her gün sert açıklamalar yapıyor, Vasiliu’ya neredeyse hakaretamiz laflar söylüyor fakat Vasiliu tınmıyordu.
Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği bir konferansa katılmak için Ankara’ya gitmiştik. Programda Özal’ı ziyaret de vardı.
Özal’ı ilk kez o gün görecektim. Kıbrıslı olduğumu öğrenince Vasiliu’dan konu açmış ve yaklaşık şöyle demişti: “Adam işini biliyor. Sürekli sırıtıyor, uluslararası toplantılarda neredeyse boynuma sarılacak, bizimki ise somurtarak oturuyor…”
“Bizimki” dediği Denktaş’tı.
Ve ilk kez Denktaş ile Özal arasında sorunlar olduğunu anlayacaktık bu konuşmadan sonra.
Neyse…
Vasiliu’nun ısrarı ile Birleşmiş Milletler, 24 Ekim BM Günü’nü Ara Bölge’deki Ledra Palas’ta iki toplumlu etkinlik şeklinde kutlamaya karar vermişti.
İki tarafta da geniş duyurular yapılmış ve Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar davet edilmişti.
Tabii o günlerde barikatlar kapalı, barikatları aşmak ne mümkün, değil sıradan vatandaşlar biz gazetecilere bile Güney’e geçme izni verilmiyordu.
Büyük tartışmalar ve belli ki Özal’ın baskıları sonucu Türk tarafı barikatları açmış ve elinde davetiye olanlara Ledra Palas’a gitme izni vermişti.
Rahmetli babam ile gitmiştik o etkinliğe.
1974 sonrası ilk kez Rumları görecektik.
Kavgalar ve aleyhte kampanyalar nedeniyle bizim taraftan sınırlı sayıda katılım olmuştu. Rum tarafından binlerce kişi gelmişti.
Çok iyi derecede İngilizce bilen babam Rumların ve Rum medyasının ilgi odağına dönüşmüştü.
Gelen-gidenle sohbetler ediyor, Rum televizyonlarına demeçler veriyordu.
Bir ara yaşlıca bir Rum ile elini-kolunu sallaya sallaya konuştuğu gözüme çarpmıştı.
Rahmetli, öfkelendiği zamanlar elini-kolunu sallayarak konuşurdu. Bir sorun olmalıydı.
Yanlarına gittim, konuştuğu Rum arkasını dönerek ayrıldı, babama “ne oldu” dedim, aldığım cevap şuydu:
“Senin nasıl bir adam olduğun ayakkabılarından bellidir” dedi bana.
Gayriihtiyari dönüp babamın ayakkabılarına baktığımı ve “ne var ayakkabılarında” diye sorduğumu hiç unutmam.
Aldığım cevap da unutulur gibi değildi. “Ayakkabılarım fakir işiymiş, bu peze…..ler bizi hala fakir görürler…”
Daha sonra etkinliğe Vasiliu’da gelecekti. Konuşup, sohbet edeceği bir Türk arayacaktı. Babam da muziplik olsun diye ayakkabılarını gösterip “Bizim gibi fakir Türklerle konuşur musunuz” diye soracaktı.
Belli ki Vasiliu, Rumlar arasında Kıbrıslı Türkler için yaygın olarak kullanılan bu deyimi bilmiyordu ki sadece gülmekle yetinmişti.

       ***

Rum tarafı tarihinin en kötü günlerinden geçiyor.
Yeni Rum hükümeti dün Avrupa Birliği ile anlaştı ve krizden kurtulmak için bankalardaki mevduatlardan yüzde 6 dolayında kesinti yapmayı kabul etti.
Büyük bir panik yaşanmış. Bankalar kapalı olduğundan Rumlar paralarının birazını kurtarmak için bankamatiklerin önlerinde uzun kuyruklar oluşturmuşlar.
Pazartesi günü de tatil olduğundan dolayı bankalar kapalıymış esas büyük panik ve bankalara hücum salı olacakmış.
Güney’de büyük dükkanlar bile bir bir kepenk kapatıyor. Açlık sınırında yaşayan insan sayısının 50 bin, fakirlik sınırına gerileyenlerin 100 bin olduğu söyleniyor.
Ve daha krizin başında olunduğu belirtiliyor.
Yani Rum halkı ekonomik krizden daha çok çekecek.
Daha çok fakirleşecek ve daha çok parasını kaybedecek.
Bu haberleri okurken nedense babam ile yaşlı Rum arasında yaşanan gerginlik aklıma geldi.
Hani şu ayakkabı muhabbeti.
“Fakir Türkler ayakkabılarından bellidir.”
Şimdi fakir Rumlar da ayakkabılarından mı belli olacaklar?
Eğer Özal yaşasaydı ve Vasiliu’da yetkili bir pozisyonda olsaydı “win win” formülü yine devreye girer miydi?
Win-win formülü Kıbrıslı Türkleri ikna etmek için söylenip durdu.
Şimdi Rumlar için geçerli galiba.
Ayakkabının altını deldirmeye gör.
Geriye dönüşü zordur…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam