08 Aralık 2016

Aslanbaba olayındaki yanlışlar…

Haber İçi Üst

Ejder Aslanbaba’nın siyasi geçmişi herkesçe malum. Zaten zerre kadar itibarı olmayan siyaset kurumunu sokaktaki vatandaşın gözünde tümden kepaze bir hale getirmiştir. Ardı ardına patlattığı skandallar ve hukuk tanımaz tutumu, şimdiden Kıbrıs Türklerinin siyasal tarihinde en çirkin sayfalar olarak yer almaya adaydır. Ancak “rüşvet skandalı” ile ilgili olarak gerek siyasilerimizin, gerekse de siyasi partilerimizin ve kurumlarımızın gösterdiği tepkiler çeşitli yanlışlıklar içerdiği gibi, maalesef Aslanbaba gibi birini mağdur hale getirme tehlikesi taşıyor. Başsavcılık’ın talep ettiği, Aslanbaba hakkında “yurt dışına çıkma yasağı” haberiyle başlayan endişelerimi, geçen iki gün içerisinde, hukukçu arkadaşlarla konuştum. Henüz “milletvekili” sıfatı taşıyan biri hakkında dokunulmazlığı kaldırılmadan böyle bir karar alınabilir miydi? Başbakanlığın konuyla ilgisi neydi? Haber neden Başbakanlık tarafından basına bildirilmişti? Aldığım cevaplar sadece bu konuda değil, olayın başka boyutlarıyla da yanlış bir çizgide ilerlediğini gösteriyor…

Hukukçu arkadaşlar, çıkış yasağının hukuka uygunluğun oldukça tartışmalı olduğunu söylediler. Gayet doğaldır ki, milletvekili dokunulmazlığı devam ettiği sürece hakkında böyle bir tedbir kararı alınamaz. Aslanbaba henüz ne zanlı ne de sanık durumunda. Tam bir rezalet olan “siyasi rüşvet” iddiası, Aslanbaba’nın “kamuda istihdam edilen kişi” sıfatı olmadığı için hukuken “rüşvet” suçunu oluşturmuyor. Elbette hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılabilir. Ama mahkeme zoruyla ifade almaya çağrılamayacağı, dolayısıyla da hakkında “yurt dışına çıkış yasağı” konulamayacağı görüşleri var. Elbette yargı bu konudaki son kararı verecek. Ancak hukuken tartışma kaldıran böyle bir tedbire gerek var mıydı? Hukuksallığı tartışılan böyle bir kararla zaten halk nazarında siyaseten itibarsızlaşan bir kişiye mağduriyet yaratılıp neredeyse “kahraman” yaratılıyor? Ortada, Serdar Denktaş’ın “Yurt dışına kaçacak. Tedbir alın” iddiası üzerine bu noktaya geldiği görüntüsü var. Aslanbaba yeniden aday değil ve dokunulmazlığı bir ay sonra sona eriyor. Hakkındaki diğer iddialar gibi “rüşvet” iddiası da en ince ayrıntısına kadar dokunulmazlık zırhına saklanamadan sorgulanabilir. Her şeyin hesabı sorulabilir. Öyleyse bu özensizlik niye? Aman ha, zaten güvenilir tek kurumumuz yargı… Kişiye göre hukukun eğilip büküldüğü izlenimi de en çok hukuka zarar verir…
Aslanbaba hakkında yurt dışına çıkma yasağı konulduğu Başbakanlık sitesinden yayınlanmış. Üstelik, bunun bir mahkeme kararı olarak değil, Başsavcılık tarafından alınan bir karar olduğu yazılmış. Başbakan, konu ile ilgili zehir zemberek açıklamalar yapmış. Başbakan bir doktordur. Hukuku tam olarak bilmemesi ayıplanacak bir şey değildir. Ancak en azından bu türden hukuki konularda kabinesindeki hukukçu bakan arkadaşından yardım alabilir. Konu, tamamıyla yasamayı ilgilendiriyor. Meclis başkanı zaten gereken tedbirleri almış. Hukukçular, yürütmenin yani hükümetin, bu şekilde konuya müdahalesinin erkler arasındaki ayrıma ters olduğunu özellikle vurguluyorlar. Üstelik “teknokrat kabine” iddiasındaki bir hükümetin başı, tamamıyla siyasi olan bu konuda ne diye bu kadar müdahil olur, anlaşılır şey değildir…
UBP Genel Başkanı Küçük, daha düne kadar Aslanbaba’yı partisinde tutmak adına her türlü hukuk dışı davranışına göz yummuş, “Dış Türkler Masası” gibi bir ucubeyi siyasi rüşvet olarak ikram etmişti. Bu amaçla devlet kaynakları boşuna harcanmıştı. Şimdi bunların özeleştirisini yapması gerekirken, Kaşif ve Denktaş’ı eleştiriyor. Aslında kimsenin diğerinden farkı yok…
CTP ise, “Olayın arkasında UBP var” gibi soyut iddialarla uğraşacağına, iktidar ortağı olduğu partinin genel başkanının ve milletvekillerinin karıştığı iddia edilen “siyasi çürümüşlüğe” işaret etmesi ve kendi duruşunu sorgulaması gerekmez mi? Ya da CTP’nin, bir partinin içişlerine müdahale ettiği, milletvekili pazarladığı ayan beyan ortaya çıkan Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığını sorguladığını gören oldu mu?..
Serdar Denktaş ve Ahmet Kaşif’in durumu daha da içler acısı. Bir milletvekilini partide tutma ve belirli bir yönde oy kullanmasını sağlama amaçlı olarak yaptıkları çirkin vaatler ve adı ne olursa olsun bu amaçla belirli bir miktar para verilmesi konusunda özür dileyecekleri yerde, UBP’yi suçluyorlar. İktidar olmayı hedeflediklerini söyleyen bu siyasetçilerin seçmen nazarında itibarlarının epey zedelendiğini artık görmeleri gerekir. Diğer yandan zaten Meclis’te açıklanan konu tartışıldı diye bir basın organını da dava etmişler. Kendileri de cevap hakkından yararlansa ve düşündüklerini söylese olmuyor muydu? Tavırları halkın haber alma hakkını ihlal değil de nedir?..
Bir sözümüz de Cumhurbaşkanı’na. Anayasa’da tarafsızlığı açıkça beyan edilen bir makamda oturduğunu ve herkesin Cumhurbaşkanı olduğunu ne zaman hatırlayacak? Gerek Aslanbaba’nın kayıtlarından ve gerekse de Denktaş’ın sözlerinden, bir partinin aleyhine açıkça çalıştığı, milletvekili transferlerinde yardımcı olduğu, bu amaçla çeşitli vaatlerde bulunduğu gün gibi ortaya çıkmışken, hala daha halka bir özür borçlu olduğunu düşünmüyor mu? Kendisinin pek bildiğini sanmıyorum, ama gerçek demokrasilerde bu tür durumlarda “istifa” denilen çok onurlu bir yöntem de var…

YERİN KULAĞI VAR

DEĞER MİYDİ: Ulusal Birlik Partisi’nin Onursal Başkanı Derviş Eroğlu, partisinden atılmakla karşı karşıya kaldı. Kurultay sürecinde yaşananlar, ardından 8 milletvekilinin partiden istifasında rol oynadığına inanılan Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun UBP’liliği, parti içinde tartışılmaya başlandı. Yıllarca UBP Genel Başkanlığı yapmış, adı neredeyse parti ile özdeşleşmiş birinin, kin ve iktidar uğruna bu durumlara düşmesi ibretlik değil de nedir. Düşünüyorum da, değer miydi acaba diye kendi kendime sormadan da geçemiyorum…

MERAKLA BEKLİYORUM: Partilerin seçime yönelik çıkaracakları “seçim bildirgesi” kitapçığını merakla bekliyorum. Programlarını merak ediyorum. Özellikle de TC ile yapılan ekonomik iş birliği protokolü, özelleştirme ve de Ercan’ın “peşkeş” çekilmesiyle ilgili neler yazacak, ne sözler verecekler. Hoş bugüne kadar yazılanların hangisi uygulandı, orada yazdıklarının hangisi hayata geçirildi ama yine bekliyoruz işte…

OLMADI YEKTAOĞLU: Dostum, arkadaşım CTP Milletvekili ve Meclis Başkan Yardımcısı Mustafa Yektaoğlu, Ejder Aslanbaba’nın gürültü ve kavgaya neden olan kaba ve yaralayıcı hal, hareket ve sözleri için bu husustaki içtüzük maddelerinin işleme konarak, hakkında disiplin cezası verilmesin talep etmiş. Sevgili dostum, yıllardır o çatı altında söylenen sözleri, kürsü işgallerini ve yaşanan rezaletleri görmesek sana hak verirdim. Keşke o zaman da aynı duyarlılığı gösterip içtüzük maddelerini işleme koysaydın. Yakası açılmadık küfürlerin, su bardaklarının havada uçtuğu, vekillerin birbirlerinin üzerine yürüdüğü günleri unutmuş değiliz…

AĞUSTOS BÖCEĞİ GİBİ: Hükümetin görev süresi ziyaretlerle geçip gidecek gibi görünüyor. Hele de böylesi 1,5 aylık bir hükümet, tüm ziyaretlere kapalı olduğunu duyurmalıydı. Her Allah’ın günü birden fazla kabul yapmaktan iş yapmaya vakit kalmıyor herhalde. Bu iş de ağustos böceğinin yaz sefasına benzeyecek…

ARTIŞLAR NE OLACAK: Eski Maliye Bakanı Ersin Tatar ekonominin uçtuğu gerekçesiyle, temmuz maaşlarına artış sözü vermişti. Şimdi ben merak ediyorum, yeni hükümet bu artışı verecek mi, vermeyecek mi? Yoksa temmuz maaşlarının ödemesi seçimin bir gün sonrasına kalacağı için önemi yok mu?..

BUGÜN MECLİS GÜNÜ: Sibel Siber başkanlığındaki “seçim hükümeti” güven oylamasının ardından ilk Meclis birleşimini gerçekleştirecek. Gündemin olmadığı bugünkü Meclis birleşiminin, nisap sorunu yaşanmazsa, ilginç konuşmalara sahne olacağından hiç şüphem yok. Özellikle de dokunulmazlıklarla ilgili ne yapılacağı merak konusu…

İHBAR EDELİM: Bugün gazetelerin birinde Karşıyaka Şirince Plajı’na giden iki turistin, deniz ve sahildeki çöpleri görünce denize girmeden bütün gün çöpleri topladığını yazıyordu. Ben okurken utandım. Daha geçen gün gittiğim kaplumbağa sahilinde her yana saçılan naylon poşetler, bira şişeleri, yemek artıkları vs. gibi çöplerin sahili kapladığını gördüm. Ülkemizdeki yabancılar bu cumartesi orayı da temizlemek için anlaşmışlar. Pisliği yaratan biz yerliler unutmayalım ki, turizm ülkesi bu adada yere attığımız her çöp bir turistin gelmesine engel olur. Üstelik yere çöp atmak bir suç. Bütün duyarlı vatandaşları yere çöp atanları Alo 123 çevre hattına ihbar etmeye çağırıyorum…

ZİRVEDEKİLER

Etkinlikler: Kendimizi seçim atmosferine ve de kavgalarına öyle bir kaptırmışız ki, burnumuzun ucunda yaşanan güzellikleri bile konu edemiyoruz. Mağusa, Girne ve Lapta ve şimdi de Güzelyurt Festivallerinde uluslararası konuklar ve ünlü sanatçılar sahne alırken, birçok sanatsal etkinlikler de arada kaynayıp gidiyor. Birbirimizle didişmekten, tüm bu güzelliklerden mahrum kalıyoruz…

DİPTEKİLER

Ambargolar: Yıllardır siyasi, ekonomik ve sportif alanlarda ambargolarla boğuşan KKTC, son günlerde KKTC’yi tek tanıyan tek ülke olan Türkiye’den gelen ambargolarla sarsılıyor. Özellikle spor alanında uygulanan ambargolar can sıkmaya başladı. Hele de bu ambargolar Anavatan dediğimiz yerden gelince canımız iki kat daha fazla acıyor…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil