06 Aralık 2016

“AKEL’ci görüşü yeterli bulmadı”

“AKEL’ci görüşü yeterli bulmadı”
Haber İçi Üst

Ferdi Sabit Soyer ile yaptığımız röportajın üçüncü bölümünde CTP’nin federal çözüm çizgisine nasıl geldiğini, AKEL’in bu konudaki tutumuna ilişkin olarak değerlendirmeleri okuyacaksınız. Ferdi Bey bu bölümde KKTC’nin ilanına giden süreçte parti içinde yaşanan tartışmaları da anlattı. O günlerde KKTC’nin ilanına karşı olduğunu belirten Soyer “Keşke hayır deseydik de parti kapatılsaydı” dedikleri anlar olduğunu da bizimle paylaştı.

Mete Tümerkan: 1970’de CTP kurulurken, daha kuruluşunda federal çözümü seslendirmiş olmasının sebebi Türk hariciyesi miydi?
Ferdi Sabit Soyer:
Türk hariciyesi değil, Türkiye’deki belli demokratik siyasi akımların etkisi olduğu kanısındayım. CTP kurucularının önemli bir kısmı aynı zaman İnönü sempatizanıydı. CHP’ye de büyük bir saygı duyarlardı. İnönü ilk defa federal tezi 1964’te ortaya attı. Sovyetler Birliği de o dönem federasyonu destekledi. AKEL’in ilk defa Sovyetler Birliği’ne karşı çıkışı o zamandır. Tarih Vakfı diye, Türkiye Komünist Partisi’nin dağıldıktan sonra oluşturduğu bir vakıf var, bu vakıf kitaplar çıkartı, bu kitaplardan bir tanesi, 1965 TKP davası kitabıdır. Ben bu kitabı okuduğumda şok oldum. Yıl 1965, 64’ü anlatıyor.

“ABD de federal teze karşı çıkıyor”
O zaman TKP’nin yayın organı Bizim Radyo ve o dönemin Bizim Radyo yöneticileri, şunu savunuyor; Kıbrıs’ta federal çözüm gereklidir, Kıbrıs Cumhuriyeti, federal bir yapıya dönmelidir, Türk Rum emekçiler, siyasi eşitlik temelinde hareket etmelidir ve Türkiye ile Yunanistan halkları da bunu desteklemelidir. Enosis ve Taksim mümkün değildir, Enosis hareketine karşı çıkılmalıdır, taksim de bunun karşıtı olarak Türk Rum toplumlarını bir birleri ile kavga ettireceği gibi, Türkiye ve Yunanistan halklarını militarizmi getirecektir. Bunu savunuyor. Daha sonra TKP’nin Genel Sekreteri olan İsmail Bilen, Laz İsmail, geliyor ve bunlara diyor ki “bunu savunamayacaksınız.” Niçin, “derin SSCB ve AKEL kardeş partimizin tezini savunacağız.” Bunlar diyor ki “nasıl savunacağız böyle bir şey olamaz, mümkün değildir, bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti yaşamalıdır ve bu federal bir yapıya dönmelidir” ve bu insanları partiden attılar. Bu kavganın ne kadar derin ve ne kadar önemli olduğunu anlatmak için o kitapta bu çok net bilgilere yer veriliyor. Dolayısı ile bu süreç böyle bir yapı içerisindedir. Ve o zaman ABD de federal teze karşı çıkıyor. Özellikle İnönü’nün SSCB ile kurduğu bu bağ onun da götürülmesinin ana unsuru oluyor.
Dolayısı bu çok karışık ve soğuk savaş koşullarında, siyah ve beyaz gibi tanımlayamayacağınız bir hadisedir. Yani bu öyle bir hadisedir ki 64’te Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye Acheson planını destekledi. Ve Denktaş iyi ki Makarios bunu reddetti der. Çünkü bu plan adanın %98’ini Yunanistan’a teslim edecek, % 2’sini de Türkiye’ye askeri üs olarak verecek bir plandı. Türk hariciyesi de bunu kabul etti, Türk devleti de bunu kabul etti, Kıbrıs Türk liderliği de bunu kabul etti ve bir tek Makarios bunu reddetti. Nitekim alıp okuduğunuzda, Andreas Papandreu’nun “Namlunun Ucundaki Demokrasi” kitabını, o kitabında bu süreci çok net anlatır. Babası Yorgo Papandreu’nun kendisini Makarios’un Kıbrıs’a Acheson planını kabul ettirtmek için yollamış. Papandreu, Makarios’la yaptığı görüşmeden sonra kendisinin de ikna olduğunu yazıyor. Orada bir de espri yapıyor ve Makaryos’a diyor ki, “sen bu plana nasıl karşı çıkacaksın?”, Makaryios da “diyeceğim ki bu plan %2 toprağı Türklere veriyor ve Atina’yı da karıştıracağım” diye yanıt veriyor. Papandreu bu olayı bu şekilde anlatıyor.
Bu bizim tarihimizin bir hadisesidir. Ben şimdi bunu orta yere koyduğumda diyebilir miyim ki bu insanların hepsi ENOSİS’çidir? Bu bakımdan bu tarihi objektif noktaların gerçeğine bakarak değerlendirmek gerekiyor. Bu solda da vardı, sağda da vardı, liberal akımlarda da vardı. Ama bu tarihi süreçler hep o soğuk savaşın getirdiği bir kısım siyasi hadiselere ulaşmak için ideolojinin deforme edilmesiydi. Yani hem sağ da hem solda ideoloji deforme ediliyordu. Bu ise çok kötüydü. Bundan solda nasibini alırdı.

Mete Tümerkan: Nurettin Seferoğlu’nun CTP ile bağı neydi?
Ferdi Sabit Soyer:
Nurettin Seferoğlu, bir Kıbrıslı Türk yurt severdir. En temel nokta budur. İdeolojik formasyonu politik olarak yetişmesi o koşullarda oluşmuş bir insandır. Ve bu insan çok ürktü. Çünkü cinayetlerle karşılaştı. Adadan götürüldü, Londra’da büyük bir terör örgüsü etrafında şekillendirildi. Bir Kıbrıslı yurt sever olarak Kıbrıs Türk toplumuna her zaman duyarlı oldu. Çok yazılmıyor ama bu insanlar, 1965’li yıllarda Kıbrıs Türk Vatanperverler Birliği’nin kurdular. Bunu kimse hatırlamıyor bile. Broşürler çıkardılar.
Benim babam çarşıdaydı ve ilk defa ben belediye pazarında babamın manav dükkanının içerisinde, köfünün içerisinde bu broşürü buldum. Hayretler içerisinde kaldım. Çocuktum. Derviş Ali Kavazoğlu’nu çok seviyordum. Çünkü kendisini Kaymaklı’dan da tanıyor ve aynı zamanda Lefkoşa’dan da biliyordum. Gayet de şık ve popüler bir insandı. Çarşıya geliyordu babamla sohbet ediyordu. Hatta ben babama hep “Bana Derviş abimin potinlerinden al” derdim. O zamanın modası beyaz ve kahverengi üstü delikli potin giyerdi ve bu benim çok ilgimi çekerdi. Derviş Ali Kavazoğlu öldürülünce çok üzülmüştüm. Öldürülmeden önce bir akşam hiç unutmam CBC’de aniden Derviş Ali Kavazoğlu ekrana çıktı ve konuştu. Babamın tepkisini hiç unutmam “Derviş çok yanlış yaptın çıkmayacaktın Derviş” dedi.

“Hiç unutmam bu sözünü”
Mete Tümerkan: O konuşmadan sonra ne oldu?

Ferdi Sabit Soyer: Ondan sonra evden geldiğimizde babama bunun nedenini sordum, babam bana “Oğlum şimdi bir çatışma var beğen ya da beğenme toplum zordadır, Derviş gibi insanlar lazım toplumdan kopmasın” dedi. “Şimdi buna husumet güdecekler ve Dr. İhsan Ali gibi bunu da vatan haini ilan edecekler öldürecekler da bu adamı” dedi. Babamın bu söylediklerini hiç unutmam. Bunun akabinde öldürüldü ve çok üzüldüm. O köfünün içinde bulduğum Kıbrıs Türk Vatanperverler Birliği broşüründe Derviş Ali Kavazoğlu’nun Dali’de yaptığı bir konuşmanın resimli metni vardı ve aynı zamanda Derviş Ali Kavazoğlu’nun İsmet İnönü’ye yolladığı mektuplar vardı.

“Kıbrıs Türk halkının istikbali ile bu insanlar ilgiliydi”
Mete Tümerkan: O broşürü bulduktan sonra ne yaptınız?

Ferdi Sabit Soyer: O broşürü elime aldım, hemen açıp okumaya başladım ve babam çok korktu. Aman dedi sakla onu çabuk dedi kim getirdi, aha burada buldum dedim. O kadar bir korkmuştu ki bunu elimden aldı ve bunu ondan sonra kaybetti. Bir daha görmedim. Dolayısı ile bu insanlar Kıbrıs Türk Vatanperverler Birliği’ni kurdular. Ve Kıbrıs Türk halkının demokratik sesinin yansımasını yaptılar. Bu insanlar aynı zamanda Türkiye hükümetine BM’ye çeşitli mektuplar yolladılar. Bu mektuplarda Kıbrıs Türk halkının kantonlarda uğradığı anti demokratik tavırlara da önemli ölçüde tepkiler gösterdiler. Dolayısı ile Kıbrıs’taki demokrasi ve Kıbrıs Türk halkının istikbali ile bu insanlar ilgiliydi.

“Onlar bizim hareketlerimize çok karşıydılar”
AKEL’in içerisinde ne yaparlardı ne ederlerdi onu bilmem. Ama bu insanların kendi toplumlarına dönük, ilgi ve alakaları olduğunu son derece hissediyorum ve biliyorum. 1968 gençlik hareketlerinin oluşması ile Türkiye’de devrimci gençlik hareketlerinin ve Kıbrıs Türk halkının içerisinde bu hareketlerin oluşmaya başlaması ile elbette birer solcu insan olarak bundan mutluluk duydular ve bu insanlarla ülkelerinin kaderleri çerçevesinde ilişki geliştirmeye çalıştılar. Arkasından Londra’da da bir sol ve demokratik hareketin gelişmesinin kapıları açıldı. Nurettin Seferoğlu’nu bu demokratik ve legal hareketlerin kurulmasına gençler zorladı. Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği’nin ve diğer başka unsurların. Çünkü o insanlar yaşadıklarından ötürü son derece temkinli, son derece ürkek, son derece dikkatliydiler. Ve bu dikkat kendilerine dair değil, bu çocuklara da bir şey yapmasınlar, öldürmesinler diyeydi. Dolayısı ile onlar bizim İstanbul veya Ankara’daki hareketlerimize çok karşıydılar. Çünkü bizim yok edileceğimizi tahmin ederlerdi, ürkektiler. Bu hareketin kendi dinamiğini de biraz frenlemeye çalışırlardı. Bağı buydu. Partili insanlardan kendisine büyük saygı vardı ben de saygı duyardım. Nurettin, CTP’yi idare eder gibi bir görüntü hiç yaratılamadı.

Mete Tümerkan: Ama irtibatta olduğu insanlar vardı değil mi?
Ferdi. Sabit Soyer:
Evet vardı. Ama bu tür insanların da bizim hareketimiz içindeki etkinliği çok sınırlıydı. Nurettin’e karşı antipati de biraz da bundan doğdu. Sabahattin İsmail’le yazışır, mektuplaşırdı. Nitekim Sabahattin arkadaş CTP’den istifa ederken CTP’nin yeterince AKEL’ci ve yeterince komünist olmadığını söyledi.

Mete Tümerkan: 1983’e giderken, Sayın Talat çıktı ve dedi ki “KKTC ilan edildiğinde ağladım” siz o günlerde neler düşünüyordunuz?
Ferdi Sabit Soyer:
Bizim Kıbrıs’ta öğrenciyken bir sloganımız vardı “Kıbrıs Türk Devleti’ne Hayır” diye. Kıbrıs’ta federal, iki bölgeli bir çözümün bizi sonuca götürebilecek bir nokta olduğunu, taksimin ve diğer başka unsurların Kıbrıs Türk halkına büyük zararlar vereceğine inanıyorduk. Şimdi de aynı inançtayım. Bu yapı içerisindeki tartışmalarda o süreç tam anlamıyla yorumlanmadı. Çünkü bizde siyasal tarih noktasındaki incelemeler çok sığ kalıyor. Örneğin ilk defa CTP ve TKP milletvekilleri Lefkoşa’da beraber miting yaptılar. Çünkü hükümet “olağanüstü hal yasası” çıkartmıştı. Bunu niçin çıkarttı? Ayrı bir devlet noktasına doğru gitmek için. Dönem 12 Eylül dönemiydi. İnsanlar o dönem Kıbrıs Türk halkına anti demokratik bir yapı getireceğinin bilinci içerisindeydiler. Türkiye’deki bu cuntanın, bunu günümüzde ABD ve CIA’in organize ettiği çok nettir, böyle bir oyunun biz asla tarafı olamayız. Sonuçta parti bu sürece top yekûn karşı tavır aldı.

“Kalktık gece yarısı Lefkoşa’ya geldik”
Mete Tümerkan: 14 Kasım 1983 gecesi neler yaşandı?

Ferdi Sabit Soyer: O gece saat 12 gibi bir telefon geldi. Alper İnci arkadaşımdı arayan. Dedi ki “acele haber ettiler, Lefkoşa’ya gideceğiz.” Şaştık, kalktık gece yarısı Lefkoşa’ya geldik. Parti meclisi olağanüstü toplandı. Sabaha kadar tartışmalar sürdü. Bu tartışmalarda endişe şuydu; “biz buna hayır dersek bunlar partiyi kapatacak. Peki partinin kapatılması mı iyidir, yoksa buna evet deyip federal bir çizginin ana hatları ile devamını sağlamak mı?” Bu arada bu tartışmalarda çoğu gözden kaçırıyor, o da şu… Naci bunu gündeme getirdi. Naci, Bağımsızlık bildirgesine, 1977 ve 79 doruk anlaşmalarına bağlı olarak federal bir çözüme açık olduğunu ve ona ulaşmak için bunun ilan edileceği noktasının yazılmasını sağlatmak gerektiğini söyledi. Öyle de oldu.

“Keşke parti kapatılsaydı”
Bunun üzerine bu tartışmalar çerçevesinde girişim yapıldı ve bu yazıldı. Bunun üzerine parti meclisindeki çoğunluk yarını da düşünerek evet deme kararı aldı. Ama bu da bir iki oy farkı ile oldu. Arkasından bu bağımsızlık bildirgesi ilan edildi. Dolayısı ile bu bende de dahil olmak üzere bazı arkadaşlarımızda bir dağınıklık ve şaşkınlık yarattı. “Keşke parti kapatılsaydı” diye düşündük. Ama ben bir süre sonra kendimi toparladım. Bununla ilgili olarak tezimiz şu oldu, prensipler hiçbir zaman siyasi gelişmeler çerçevesinde özü bozulmadan esneyemeyecek konular değildir. Bunu özü yine federal bir çözümdür. Madem bu bağımsızlık bildirgesine bu yazılmıştır bu sürecin içerisinde bizim ana görevimiz Kıbrıs Türk Halkı’nın demokratik yapısının bozulmamasına, gelişmesine katkı sağlamak, anayasa çalışmalarına girmekti. Burada genel olarak engelleyemediğimiz ve çoğunun tartışmadığı ve benim gerçekten ondan sonraki süreçte ve şimdi de çok üzüntü duyduğum çok dile getirilmeyen bir mevzu var. O da Meclis’in fesih edilmesidir. Bunu kimse dile getirmedi bu bir darbeydi. Buna karşı maalesef KKTC’nin ilanına evet mi hayır mı dedin tartışmalarının içerisinde boğularak bu hadiseyi, bu darbeci noktayı hala daha göremediler.

“Bu rapor bizde tartışılmıyor”
Mete Tümerkan: Bu darbe olarak nitelediğiniz olay daha sonra siyasi yaşamı nasıl etkiledi?
Ferdi Sabit Soyer: Nitekim bu darbecilik daha sonraki süreçlerde kapıyı açtı. 81’de CTP ve TKP’ye hükümeti kurdurmamakla başlayan bu darbecilik, 83’te Kıbrıs Türk Federe Devleti meclisinin feshi ile devam etti. Şu anda TBMM darbeleri soruşturma komisyonu rapor çıkarttı. Bu rapor bizde tartışılmıyor. Halbuki en fazla tartışılması gereken bizleriz. Türkiye’deki bütün darbelerin temelinde Kıbrıs vardır. Dolayısı ile biz bunu incelemiyoruz. Ben soruyorum kaç tane siyasi, kaç tane medya mensubu, kaç tane sivil toplum örgütü yetkilisi bunu okudu? Dolayısı ile beni en fazla üzen noktalardan birisi budur.

“Düşünce dünyamız 1974’ün gerisine gitmiştir”
Biz siyaseti günlük olarak yapıyoruz ve günlük bir şeye itiraz veya destek, kahrolsun veya yaşasın ile ölüyoruz. Bu bakımdan bu çok yanlıştır. Entelektüel kapasitemizi bize sığlaştıran, kısır ve verimsiz tartışmalarla, yok Küçük ne dedi, Kaşif ne dedi, TDP CTP’ye ne dedi, gibi hadiselerin peşinden sürüklenip giden, son derece çölleşmiş bir düşünce ortamına giriyoruz. Eskiden böyle değildi. Bu yenilik adı altında gelen çok ilkel ve eski bir düşünce biçimidir. Düşünce dünyamız 1974’ün gerisine gitmiştir. 74 sonrası oluşan demokratik dinamik yoktur. Kişiler kendilerini bugün dünkü konumundan kurtarsın diye, ya da dünkü konumundan dolayı başkasını suçlasın diye bugünden bakarak ele aldığı için meseleyi bunların tartışılmasını da istemezler.

Yarın: DP-CTP koalisyonu darbe bitirdi.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam