09 Aralık 2016

AB kuralları Güney’de uygulanmadı…

Haber İçi Üst

Ticaret Odası’nın Güney Kıbrıs’ın içinde bulunduğu krizle ilgili açıklamasında çok önemli bir nokta var.

Güney’deki gelişmelerin “AB karar ve denetim mekanizmalarının sorgulanmasını da gerektirmekte” olduğu vurgulanıyor.

Krizin başladığı günden bugüne kafamdaki soru da buydu. Neden AB Rumları daha önceden uyarmamış, kurallarının uygulanmamasına hep göz yummuştu? İşte bunu bankacılık konusunda uluslararası alanda bilgi birikimine sahip bir arkadaşımla konuştum. Ardından da Ticaret Odası’nın “Ders almalıyız” vurgusu yaptığı açıklama geldi.

En başta, Rum bankacılık sisteminin aşırı derecede büyümesinin kendi ekonomilerini krize soktuğu malum. Ancak AB’nin buna yönelik kurallarının Güney Kıbrıs için bugüne kadar uygulanmamış olmasına ne demeli?

Ticaret Odası bunu “Teknik gereklilikleri acımasızca uygulaması ile tanınan Avrupa Birliği, teknik gereksinmeleri siyasi nedenlerle göz ardı ettiği zaman ciddi ekonomik ve siyasi sorunlarla karşılaşacağını böylece öğrenmiş olmalıdır. Kıbrıs Rum tarafının haksızca elde ettiği AB üyeliğinin de artık sorgulanması zamanı gelmiştir” sözleriyle dile getiriyor.

Güney’de bankacılık sektörü, Gayrı Safi Milli Hasıla’nın tam 8 katı, yani yüzde 800’ü oranında. Bu oran mesela İtalya’da yüzde 300, Türkiye’de yüzde 110. Peki bu gidişin yokuş aşağı olduğunu gören AB, kendi üyesi olan bir ülkeye kurallarını neden dayatmamıştır?

Diğer yandan kara para konusu. Sadece Rus kara parasından bahsediliyor. Oysa biliyoruz ki, Balkanlardaki savaş sonrası özellikle de Sırpların paraları Güney’de aklanmıştı. Saddam’ın paraları, Hüsnü Mübarek’in paraları ve daha kim bilir ne paraları.

Aralarında sadece Gümrük Birliği Anlaşması olan Türkiye’yi kara para konusunda sürekli olarak sıkıştıran, koyduğu kuralların aynen benimsenmesi için bastıran AB bunu yine kendi üyesi için neden görmezden gelmiştir? Örneğin Türkiye’ye geçtiğimiz aylarda yine kara para konusunda bir müktesebatı yasalaştırmak için kredi puanını düşürme tehdidi yapılmış, Türkiye de Şubat ayında o son kuralı da yasalaştırmıştı.

Burada bir çifte standart yok mu?

Var tabii. Ancak Avrupa Birliği ve özellikle de Almanya, Rum tarafının sistemini düzeltmesini beklemek yerine, büyük bir felaketle karşı karşıya kalmasını ve ekonomik olarak AB’ye mahkum olmasını tercih ettiler. Güney’deki Rus paralarının da böylece kendiliğinden Güney’den kaçacağını önceden hesap ettiler. Zira Rusların Güney Kıbrıs’taki varlıklarını giderek üs talep etme noktasına kadar vardırmaları, AB’yi rahatsız etmekte.

Demek ki Avrupa Birliği adaylarına fasıllar, müktesebat diye diye dayatma uygularken, kendi üyeleri için bu kuralları gerektiği gibi esnetebiliyor. AB denen organizma, sadece içindeki büyük güçlerin çıkarlarının bekçisi… Diğerleri de gerektiğinde burunlarına halka takıp çekilecek yavrular. Ticaret Odası da bunu sorguluyor.

İçinde Türkiye’nin de olduğu bölge ülkeleri tam da bu nedenle, bölgesel entegrasyon için siyasi ayrılıklarını süratle halletmek, çıkarlarını kendileri korumaya başlamak zorunda gibi görünüyor. Türkiye’nin son dönemde attığı cesur adımlar da, sanki bu sürecin bir işareti gibi…

YERİN KULAĞI VAR

BORCUMUZU ÖDÜYORUZ:                                                                                                                                     

       Hafta sonu UBP’lilerin Dereboyu’nda propaganda yürüyüşü vardı. Yürüyenler arasında tanıdık bir yüz gördüm. Selam sabahtan sonra, “hayırdır senin ne işin var” diye sorunca, “ne yapalım kurultay dönemi işe aldılar, şimdi borcumuzu ödüyoruz” deyip elinde UBP bayrağı ile yürüdü gitti…

BU KADINLAR NİYE GELİYORLAR:                                                                                                                

     Polis ekiplerinin hafta sonu gerçekleştirdiği operasyonlarda, fuhuşa teşvik ve fuhuş yolu ile kazanç elde etmek suçundan yakalanan 21 kişi hakkında yasal işlem başlatılmış. İyi güzel de bu kadınlar fuhuş yapsın diye getirilmiyor mu? Yine her hafta onları devletimiz rutin olarak zührevi testten geçirmiyor mu?  Yaptıkları “iş” nedeniyle belli bir vergi de alıyoruz. O zaman kendi kendimizi kandırmış olmuyor muyuz ey efendiler..?

NAMUS BEKÇİLERİ:                                                                                                                                          

  Yıllardır bu ülkede faaliyet gösteren gece kulüplerinde ne yapıldığını herkes gibi hükümet de biliyor. Hatta Sağlık Bakanı da orada kimlere hizmet verildiğini söylemekten çekinmedi. Ancak, yıllardır var olan bu sektörün son günlerde üzerine gidilmesine anlam veremiyorum. Buralarda fuhuş yasaksa, bu kulüpler ne iş yapıyor dersiniz? Yıllardır elini kıpırdatmayanların, bir anda “namus bekçisi” kesilmelerini anlamakta zorlanıyorum. Sanki birileri bir yerden düğmeye basmış gibi…

ÇALIŞMALAR BOŞA GİTMEMELİ:                                                                                                                     

     BRT’de adayların katıldığı programı dinlerken düşündüm… Adaylar Lefkoşa Belediyesi’nin gelmişi, geçmişi konusunda ciddi çalışmalar yaptılar. Ellerinde hem müthiş bir bilgi birikimi var, hem de çok akılcı, iyi niyetli projeler, projeksiyonlar var… Diyorum ki, bu emekler boşa gitmese de,  seçilecek olan başkanın bunlardan yararlanması sağlansa? Nitekim ben bunları düşünürken, UBP adayı Sertoğlu da bunu söyledi ve “Seçilecek olan kişiye elimden gelen yardımı yapacağım” dedi. Bunun gerçekleşmesi, hem Lefkoşa için, hem demokrasimiz için ne güzel bir başlangıç olabilir…

KAYBEDENLER DENETLEMELİ:                                                                                                                      

        Seçim sonrası için bir başka düşüncem, kaybeden adayların anında denetleyici, takipçi olması. Yani onca çalıştıkları bir konuda yapılacak uygulamaları bire bir takip etmeli, yanlışı duyurmalı, önlenmesi için kamuoyu yaratmalılar… “Adaydım, kaybettim, bana ne” dememeliler kesinlikle. Yazık olur…

KIRDAĞ SORUNU ÇÖZDÜ:                                                                                                                               

     Bütün adaylar belediyenin mevcut borçlarını nasıl ödeyeceğini düşüne dursun. Arif Salih Kırdağ sorunu çözdü. “Kazandığımın ertesi günü Ankara’ya gidip Başbakan’la, Cumhurbaşkanı’yla görüşeceğim. Oradaki on belediyeden para isteyeceğim ve ihtiyaçtan fazlasını alacağım. Sorun da böylece çözülecek” diyor. Ne dersiniz, diğer adaylar para para diye yırtınırken Kırdağ, bir haftada tüm borçları ödeyip, belediyeyi artıya bile geçirdi…

VATANDAŞ TEPKİLİ:                                                                                                                                                  Günlerden cumartesi, tatil günü. Trafiğin en yoğun olduğu Dereboyu’nda sabah UBP, öğleden sonra CTP propaganda yürüyüşü yapıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi, trafik felç. Sinirler tavan yapmış. Yollar tıkalı, gürültü hat safhada. Hafta sonu kafa dinlemek, işini gücünü yapmak isteyen vatandaş tıkanan trafikte ağzına geleni söylüyor. Esnaf zulüm gördüğünü söylüyor. Lefkoşalının hak ettiği yönetime talip olanların yaptığına bakar mısınız. Resmen azap gibi…

SİYASETTE PİLAV DÖNEMİ:                                                                                                                                

  UBP kurultayı sırasında Cumhurbaşkanı Eroğlu, Başbakan Küçük için, “önündeki pilava baksın” diyerek pilav muhabbetini başlatmıştı hatırlayacaksınız. Şimdi ise Başbakan Küçük, bu kez DP adayı Arabacıoğlu’na pilav üzerinden vurdu. Başbakan, Arabacıoğlu’nun adaylığını “temcit pilavı”na benzetti…

FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK:                                                                                                                                  

    Rum tarafında yaşanan ekonomik kriz ve bankaların batmasının etkileri, sanıldığı gibi kolay atlatılmayacak. Şu an duruldu gibi görünen ortam, fırtına öncesi sessizlik gibi. Ekonomistler yaşananların öncü depremler olduğunu ve esas büyük depremin yakında Güney Kıbrıs’ı sallayacağını iddia ediyorlar. Baksanıza İngiliz hükümeti bile kendi vatandaşlarının emekli maaşlarını buraya göndermeye cesaret edemiyor…

ZİRVEDEKİLER
Barakalı Aktivistler:
Ses kirliliği yaratan siyasi konvoylara inat, Baraka Kültür Merkezi aktivistleri, bağımsız LTB Meclis üyesi adayı Merter Refikoğlu’na destek için, bisiklet konvoyu düzenleyerek tepkilerini dile getirdiler. Ses ve çevre kirliliğinin yaşandığı bu günlerde, bisikletli propaganda akıllı bir seçim değil mi sizce de…

DİPTEKİLER

Kendine Hayrı Olmayan Bir Halk: Kendi devletimizi bir türlü doğru dürüst yönetemeyiz ama, başka bir yerlerde kötü bir şeyler olduğunda akıl vermekte üstümüze yoktur. Kendi gözümüzdeki merteği görmeyenlerdeniz. Her kafadan bir ses çıkıyor. “Battılar, batacaklar, şunu, bunu yapmalılar” falan. Her şeyi bir tamam biliriz de, iş kendimizi yönetenleri seçmeye gelince, yine şark kurnazlarına oy veririz. Onlar da, koltukta kalabilmek için her türlü ilimi, bilimi, yasayı, kuralı bir çırpıda rafa kaldıracak tipler olduklarından, çamurun içinde debelenir gideriz. Nasıl insanlarız biz…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil