Onur Borman

Türkiye’de genel ekonomik gelişmeler ve TL faizleri…

02 Haziran 2013, 11:04


 

Geçen hafta Türkiye’ye, Japonya ve dünyada tanınmış uluslararası derecelendirme kuruluşlarından JCR’ın da 2 puan birden not artışı, Türkiye’nin dünyada yatırım yapılabilir ülke olduğu hususundaki kanaatin gittikçe yayıldığını göstermektedir. Ondan önceki hafta Moody’s’in BAA3 notuna yükseltmesi, arkasından S&P’nin yeniden bir not artırımı yapmamakla beraber –bir kaç ay önce bir not artırımı yaptığı cihetle- açıklama yaparak Türkiye’yi yatırım olanakları için elverişli ülke olarak işaret etmesi, dünyadaki sermaye ve birikimlerin transfer edilebileceği ülke olarak tanımlanması, elbette ilerisi için bir miktar yabancı sermayenin Türkiye’ye çekilmesine bir işaret olmuştur.
Son JCR’ın notu ise doğu Asya birikimlerine Türkiye’yi adres göstermesinin yararları görülecektir. Gerek Japonya, Çin gerekse yükselen değerler olarak görülen diğer gelişmekte olan doğu Asya ülkelerinin Türkiye’de yatırıma yönlenmeleri ve sermaye transferleri, büyük projeleri uygulamayı hedef edinen Türkiye’ye kapital açısından, dış tasarrufların getirilmesi, önemli ölçüde finansman sorununa bir çare olacaktır.
Çünkü Türkiye’de tüm önemli ekonomik ve mali gelişmelere göre, tasarruf eğilimi düşük kalmış ve son yıllarda bu konudaki teşviklere rağmen, tasarruf eğilimi artamamıştır.
Tasarruf eğiliminin artmaması aslında halkın tasarruf olarak sadece bankalara mevduat yatırma olayına yatkın olduğundan kaynaklanmaktadır. KKTC’de de bu böyledir.
Ancak Türkiye’de borsa ve hisse senetlerine, bonolara yatırım imkânları geçmişe göre çok daha ileri noktalara taşınmasına ve gerek BİST’in gerekse Hükümetin telkinlerine rağmen, halkın tasarruflarının büyük bir çoğunluğunun yine de mevduatta olduğu ve diğer alanlara yayılmanın, yeterince gerçekleşmediği görülmektedir. Hükümet toplam tasarrufların arttırılması yönünde özellikle özel emeklilik fonlarının geliştirilmesi konusunda yatırılacak prime karşılık bu yıl getirilen bir önlemle devletin katkısı olacağı hususundaki teşvik edici önlemleri de olmuştur. Ancak halkın alışkanlıkları ve gelenekleri bazen direnç göstermektedir.
Toplam tasarrufların büyük bir kısmının bankalardaki mevduatlar olduğuna göre, faizlerin de düşmesi bu yöndeki tasarruf meyline etki yaptığı anlaşılmaktadır.
Tasarruf yatırım ilişkisi açısından dış tasarruflara ihtiyaç duyulması, ayrıca işadamlarının dış borçlarının artmasının arkasında, yine firmaların birikimlerini yurt dışında tuttukları ve bu tasarruflarına karşılık dış borç alarak Türkiye’ye getirildiği, görüşü yaygındır.
Nitekim hükümet yetkilileri de bu konudaki istihbaratlarının bu yönde olduğu ve dolayısıyla bu tasarrufların Türkiye’ye getirilmesi konusunda varlık barışı adı ile bir ay kadar önce bir yasanın geçirildiği, bilinmektedir. Yasanın geçirildiği günlerde -geçen ay- bir yazımda bu konuyu işlerken bahsettiğim gibi, bu yasa ile firmaların yurt dışında bulundurdukları tasarruflarından en azından 100 milyar$’ın getirilmesinin beklendiğini de Başbakan yardımcısı Babacan açıklamıştı. Çünkü bu yasa ile dışarıda parası olup da getirecek olanlara çok düşük sembolik bir yüzde sabit vergi konarak, esas getirilecek para için -vergi matrahından düşürecek- vergi muafiyeti getirilmiş ve ihtiyaç duyulan dıştaki tasarrufların Türkiye’ye getirilmesi için teşvik edilmiştir.
Geçen hafta Türk Lirası faizlerin Türkiye’de MB tarafından düşürülmesine devam edilmiştir. Politika faizi % 4.5’e, faiz bandı da % 3.5- 6.5’e getirilmişti. Gösterge faiz ise % 5’e getirildi. Bununla beraber mevduat munzam karşılıkları bir miktar arttırıldı. % 11.5’dan % 11.9’a çıkarılarak bir miktar merkeze para çekilmeye çalışıldı. Bu faizlerin düşüşü, banka faizlerini de düşürdü. Mevduat faizlerinin düşüşü ise borsaya ilgiyi pek arttırmadı.
Bankalardaki mevduatların istenilen seviyeye getirilememesinin nedeni mevcut faiz oranlarının içteki tasarrufların getirilerini azaltmasında aranabilir. Çünkü ortalama % 5 civarındaki enflasyon düşünüldüğünde, faizlerin içteki cazibesi tasarruflar bakımından azalmış, ancak bundan kaçınmanın borsaya da pek olumlu yansımaması, halkın borsaya karşı alışkanlıkları ve güveni demek ki tam oluşamamıştır.
Hükümetin ve Merkez Bankası’nın faizleri düşürmesi, kredileri hızlandırmıştır. Bir de düşük faiz talebi canlandırma hedefi olarak düşünülmektedir, ancak halkın parasını tutmaya devam ettiği ve harcamaya olan meylinin de istenildiği oranda bir türlü canlanamamakta olduğu görülmektedir. Ne olur ne olmaz paramı tutayım düşüncesi devam etmektedir.
Türkiye’de bu faiz düşüşüne rağmen, faiz oranları dış(yabancı) tasarruflar açısından ise hala cazibesini korumaktadır. Çünkü Türkiye’ye göre yatırım yapılabilir gelişmiş ve gelişmekte olan diğer ülkelere göre faizler daha yüksek ve paraya getiri daha fazla. Dolayısıyla dış sermaye artışının gerçekleşmesi, yapılacak projelere finansman ihtiyacına faydası olacağı gibi dış tasarrufların artması, cari açığı da azaltacaktır.
Cari açığın bu sebeple değil de ihracat artışı ile sağlanması arzu edilmekle beraber dış etkenler, dış ülkelerdeki ekonomik krizler hedef alınan ihracatı istenilen seviyede ileri götürememektedir.
Geçen haftaki faizlerin düşürülmesinden sonra bu haftanın son günlerinde faizlerde yukarı doğru bir hareketlenme % 5.85 oldu. Geçici olup olmadığını önümüzdeki haftalarda göreceğiz. Geçen hafta paraya olan ihtiyaç ve çıkışlara karşı önlem olduğuna ve % 6’ya çıkarak cuma günü tekrar düşüşe geçmiştir. Bu konuda geçen gün MB Başkanı faizlerin düşmeyeceği gibi yükselmeyeceğini ve bir süre yatay kalacağını açıklamıştır. Dövizin son günlerde birdenbire artmasının ardından da dövizin tansiyonunu gelecek hafta alacakları parasal sıkılaştırma önlemleri ile düşüreceklerini açıklamıştır. Türkiye’de önem verile parada ve enflasyonda istikrardır ve bunu tutmaya diğer yandan da reel sektör için düşük faizli kredilerle büyüme ve istihdam hedefini de korumaktır. Bu dengeleri yıllardan beri aldıkları sürekli rasyonel kararlarla muhafaza edilmektedir.
Bunların yanında Türkiye’de diğer sektörlere nazaran banka kârlarının yüksekliği son günlerde tartışılmaktadır. BDDK’nın devreye girmesi ve ücretlere tavan konması gündeme geldi. Krizden sonra krizden çıkış yollarının dünyada para hareketleri ile giderilmeye çalışılması da herhalde banka karlarını artırmaktadır. ABD’de de geçen hafta diğer sektörlere göre bankacılık kârlarının rekor kırdığı açıklanmıştır.   
Finansal istikrarın dengeli bir şekilde sağlanması her zaman her kesim için daha hayırlıdır. Bunun için de gereğinde yönlendirici önlemlere ihtiyaç vardır.
Diğer ülkelere bakıldığında her gün alınmakta olan ekonomik ve parasal önlemlerle ilgili, KKTC’de de yasal ve çıkacak yasalara göre yeni mevzuatların oluşturulması yani güncelleşme gereği şarttır. Ekonomik ve parasal koşullar ve enflasyon çok değiştiği halde yıllardır adaptasyon uygulamalarına girilemedi. Gelişememe nedenlerinden en önemlisi de budur.


Bu makale 422 kez okundu.
Havadis Gazetesi, Her hakkı saklıdır.

Design and Powered by Baba Bilgisayar