Hüseyin Ekmekçi

Kıdem tazminatları konusu

01 Nisan 2013, 10:58

Herkesin “pıs pıs” konuştuğu ama, kimsenin yıllardır dillendirmediği bir konudur “kıdem tazminatları…”

Kamuda memur olarak çalışanlar için “kıdem tazminatı” alınması noktasında bir sıkıntı yoktur. Zira, memur, öğretmen, doktor gibi kesimlerin “İhtiyat Sandığı” yatırımı olmadığı için, emekliye ayrılırken, aldıkları maaş, hizmet yılı ile çarpılarak, bir birikim kendilerine veriliyor.
Bir de kamuda çalışan işçi kesimi vardır.
Tartışma buradadır.
Kamuda işçi olarak çalışan bir kişi düşünün ki…
Hem ihtiyat sandığına devlet tarafından kendi adına yatırım yapılıyor ve emekli olduğu zaman bundan faydalanıyor…
Hem de emekli olduğu zaman bir de “kıdem tazminatı” hakkı nedeniyle, her hizmet yılı ile son maaşı hesaplanarak ek bir para daha alıyor.
Toplumda, bu uygulamalarla ayrıcalık bir kesim de yaratılmış oluyor.
Ben özel sektör çalışanıyım.
Benim gibi on binlerce insan.
Bu konu kimileri tarafından hak gasbı olarak adlandırılıyor…
Ortada bir gerçek var ki, “iki kez emekli ücreti” alan bir kesimle…
Özel sektörde çalışarak, ihtiyat sandığı birikimi ile emekli olan bir kesim var.
Sosyal adalet bu ülkede hiçbir zaman sağlanamadı, sağlanıp sağlanamayacağı da şüpheli.
Popülizm uğruna…
Çoğunluğun yanında yer almak adına da kimse gerçekleri görmüyor…
Ya da görse dahi konuşmak istemiyor.

Üretim varsa, eyvallah
Kendi bakış açımı da anlatmam gerekiyor sanırım.
Eğer ortada bir üretim varsa… İşçinin her şey hakkıdır…
Örneğin Toprak Ürünleri Kurumu…
Artı değer var mı?
Ona bakmalı…
Devlet Üretme Çiftliği…
Ve birçok kurum daha…
Üretime bakılır. Orada üretilenden bir artı değer yaratılıyorsa…
Bu işçi ile paylaşılır…
Düşünün ki, Boğaz Endüstri Madencilik, BEM…
Bir özel sektör kuruluşu…
Orada 14’üncü maaş var.
Sendika da var.
Neden?
Bir artı değer yaratılıyor ve bu da çalışanla paylaşılıyor.

Bizde her şey iç içe…
Devlette böyle mi?
Torpille herkes “kılıfına uydurularak” işe alınıyor.
İşçi diye alınıyor, bir dairede, memur görevi yapıyor…
İşçiymiş gibi ödeniyor…
Tatil alıyor…
Ödeme alıyor…
Üstüne bir de emekli olacağı zaman, “hem kıdem tazminatı, hem İhtiyat Sandığı” birikimi alıyor…
Sonra da diyorsunuz ki, “battı”…
Batar tabii…

***
Ya verimlilik

Sendikalar yine ayakta…
Konu kıdem tazminatları…
Kamudaki işçi kesimi “biz hakkımızdan geri adım atmayız” diyor.
Elbette çalışan kendi adına “kazanılmış hak” diyerek bundan geri adım atmak istemeyebilir.
Ama biz “bütünü” düşünmek zorundayız.
Kamuda verimliliği tartışıyor muyuz?
Aşırı istihdamların yarattığı yıkımı konuşuyor muyuz?
Kurumların verimsizlik nedeniyle kamuya hizmet veremediğini konuşuyor muyuz?
Durum darmadağındır…
Konuşulan sadece kişilerin kazanması odaklıdır…
Verimliliği de…
Kamuda “ödül ve cezayı” da artık yaşama geçirme zamanıdır…

****
Yeni imza yoksa, uygulama nasıl olacak?

İş Yasası’nın 30’uncu maddesinin 1’inci bendi der ki, “Sebebi ne isterse olsun, süresi sona eren iş sözleşmelerinin yerine yenisi imzalanmadığı süre, eskisi devam eder” der…
Ortada Maliye Bakanlığı ile bir sendikal uzlaşma yok.
O noktada, “yenisi yerine konmadan” eski uygulamadan nasıl vazgeçilecek?
O da ayrı bir konu…

***
İstihdamlarınız ne olacak?
Maliye Bakanı Ersin Tatar diyor ki, “Artık geleceği düşünmek zorundayız…”
Ortada başka da kabine üyesi yok.
Bu açıklama da elbette hükümet adınadır…
Ancak, UBP kurultayı süresince yaşananları unutmadık, unutamadık…
400’e yakın istihdam…
2 ile 4 bin TL arasında yeni maaş…
Kamuya her yıl ortalama 15 milyon TL ek maaş yükü…
Bunun 13’üncü maaşı da var…
Hangi mantık bunu kabul eder ki?
Bir taraftan “kamu maliyesi güçlü olmalı” diyeceksiniz ve bir çok kazanılmış hak ya da alışılagelmiş uygulamanın ortadan kalkmasını savunacaksınız…
Diğer taraftan da yanı- yandaşı kamuya yığmaya devam edeceksiniz…
Bu istihdamlar ne olacak?
Hangi akıl- mantık böylesi bir devlet yönetimini kabul eder ki?


Bu makale 645 kez okundu.
Havadis Gazetesi, Her hakkı saklıdır.

Design and Powered by Baba Bilgisayar