|
Aral Moral
Kemal Hasan Abdullah. Kök Girneli. 1974 göçmeni deðil. Kendi deyimiyle ‘Asýl Girneli’…
1922 doðumlu… Yaþý 88’e dayandý. Ama çok þükür ki hafýzasý yerinde. Her olayý daha dün gibi hatýrlýyor. Ufak tefek saðlýk problemleri var.
Rençper bir babanýn, 7 çocuðundan biri. O dönem Girne’de Kýbrýslý Rumlar çoðunluktaydý.
Anlattýðýna göre Kýbrýslý Rumlarla, çok yakýn iliþkileri vardý. Birbirlerinin düðünlerine gidip gelirlermiþ. Hem de aralarýnda hiçbir sorun olmadan.
Kunduracýlýk gibi çeþitli iþlerde çalýþtýktan sonra, 1956 yýlý geldiðinde Ýngiliz polisine katýldý ve çavuþluða kadar yükseldi. Hatta komando eðitimi almak için arkadaþlarýyla birlikte Kenya’ya gönderildi.
Girne-Çatalköy arasýndaki bölgede, Ýngiliz Komando Birliði’nde çavuþ olarak görev yaptý. Ancak Ýngiliz çavuþluðunu sürdürürken bir yandan da buradaki görevini, direniþe cephane saðlamak için kullandý.
Ýngiliz idaresine hizmet ediyordu ama Rumlarýn EOKA tedhiþçiliðine karþý, Ýngiliz polisin içerisinde TMT’ci kimliðini gizlemeyi baþardý.
Balýkçýlýktan da çok iyi anlayan Kemal Hasan Abdullah, ada etrafýnda balýkçý sandalýyla devriye gezerek Ýngiliz savaþ gemilerinin rota ve saatlerini günü gününe kayýt altýna aldý.
Tüm kuzey sahillerini küçük balýkçý sandalýyla gezerek, çýkarmaya uygun plajlarýn ve buralardaki Rum mevzileri ile Rum siperlerinin resimlerini çekti. Bu görevini 1974 yýlýna kadar sürdürdü
Bunun yanýnda yerlerini de harita üzerinde belirlemeyi de ihmal etmedi… Dönemin MÝT yetkilileri, tüm bu yaptýklarýný, KKTC makamlarýna yönelik yazýlan resmi mektupta gözler önüne serdi. Hatta çok ilginç bir de anýsý var:
“Ýngiliz polisliði görevini sürdürürken, atýþ yaptýrmakla görevliydim. Adamlarýma atýþ yaptýrýyor, 50 mermi kullandýrýyor ama kayýtlara 500 mermi diye geçiriyordum. Sonra da bu fazladan yazdýrdýðým mermilerle Kýbrýs Türk halkýna cephane saðlýyordum.”
1959’da polisliðe veda…
1959 yýlýna gelindiðinde Ýngiliz Polis Teþkilatý kapanýr ve iþsiz kalýr. Ardýndan da yemin ederek TMT’ye katýlýr.
Ve günün birinde aniden Türkiye’ye çaðrýlmasýný da þöyle anlatýr:
“Teþkilata girerken yemin etmiþtik. Beni aniden Türkiye’ye çaðýrdýlar. Giderken bana Anýtkabir’i gösteren bir resmin yarýsý verildi ve üzerimde bulundurmam istendi. Ýlk önce Adana’ya daha sonra ayný uçakla Ankara’ya gittim. Bana bir de telefon verilmiþti. Kaldýðým Cihan Palas Oteli’nden bu numarayý aradým ve Altan isimli þahsý sordum. Bana otelde kalmam söylendi. Daha sonra 5-10 kez odamdan telefonla arandým. Telefonlar sürekli çalýyor ama kimse cevap vermiyordu. Korktum ve yanýmda bulunan bazý evraklarý tuvalete attým. Sonra odamýn kapýsý çalýndý ve içeriye biri girdi. Bu kiþi elindeki yarým Anýtkabir resmini gösterdi. Ben de cebimden ayný resmi çýkarttým, birleþtirdik. Beni sonra Genelkurmay’a götürdüler ve burada yapýlan 3 günlük toplantýdan sonra Anamur’a gönderildik. Görevimiz Anamur’dan Kýbrýs’a silah sevkiyatý olacaktý ve ben de gemide kýlavuzluk yapacaktým.”
24 Mart 1959. 15 ton silah ve cephaneyle Kýbrýs’a…
Tarih 24 Mart 1959… Saat 17.00. Yer Anamur.
Kemal Hasan Abdullah, Reþat Kaptan, Ahmet Oðuz Kotoðlu ve Binbaþý Ýsmail Tansu, Elmas kod adlý balýkçý teknesiyle Kýbrýs’a doðru yola çýkar. Teknede sadece kendileri yoktu. Beraberlerinde 15 tonluk silah ve cephane de bulunuyordu.
Gelin bundan sonrasýný onun aðzýndan dinleyelim:
“Kýyýya 15 mil kala durakladýk. Ýngiliz devriye gemisinin olmadýðýný görünce sandalý yanaþtýrdýk. Ancak buluþma bölgesinde kimse yoktu. Küçücük teknemizde 15 ton cephane vardý. Karar vermek zorundaydýk. ‘Biz çýkaralým’ dedim. Arkadaþlarým benim bilgi ve cesaretime güveniyorlardý. Karaya adým atar atmaz sesler duydum. Bizi bekleyen ekip kaçýþmaya baþlamýþtý. Baðýrdým ve kendimi tanýttým. Geri döndüler ve birbirimize sarýldýk. Sonunda baþardýk ve 15 ton silahý Kýbrýs’taki mücahitlere teslim ettik. Ayný gece geri döndük. Anamur’a döndüðümüzde, Yüzbaþý Mehmet Kýzýlsu’ya: “Buluþamadýk. Ancak Ýskele’ye halat baðladýk. Kabak Boþ döndük” dedik. Gemici tabiriydi söylediklerimiz. Komutanlar bu baþarý karþýsýnda þaþkýna dönmüþlerdi. Yüzbaþý Kýzýlsu bize sevinçle sarýldý. Operasyonun tamamlandýðýný, Genelkurmay’a bildirdi.
3 gün sonra yine yola çýktýk. Bu kez sahile 6-7 mil kaldýðýnda, daha önce silahlarý çýkaracaðýmýz bölgeye koyduðumuz ýþýklar söndürülünce tehlike olduðunu anladýk ve geri döndük. Silahlarý alabilmek için bize verilen parolalar vardý. Yanlýþ parola alýnýrsa sevkiyat gerçekleþmezdi. Bu yüzden iki kez silahlarý veremeden kaçmak zorunda kalmýþtýk. Daha sonra adaya uçakla geri döndüm. Geriye kalan seferleri arkadaþlar yaptýlar. 17 Ekim 1959’da yapýlan silah sevkiyatýnda Ýngiliz devriye gemisine yakalanmamak için yaklaþýk 20 ton mühimmatla birlikte Elmas batýrýlmak zorunda kalmýþtý.”
Ve bugün…
Kemal Hasan Abdullah, bugün halen Girne’deki evinde yaþýyor. Eþini geçen yýl böyle zamanlarda kaybetti.
Eþini kaybetmenin verdiði acýdan mýdýr bilinmez, yaþadýklarýný artýk heyecanlý bir þekilde deðil, aðlamaklý, titrek sesle anlatýyor.
Geçtiðimiz günlerde TMT Derneði tarafýndan, kendisine de verdiði üstün hizmetler nedeniyle bir madalyon takdim edildi.
Bu madalyonu almadan önce gözleri, etrafa heyecanlý bakýyordu. Ancak ismi mikrofondan anons edildiðinde, madalyonunu yaþlý gözlerle aldý.
Yaþadýðý bunca maceradan sonra bugün Kýbrýslý Rumlarýn ve Türklerin bir arada barýþ içinde yaþamasý gerektiðini her defasýnda söylüyor... Onca verdiði mücadeleye raðmen...
Kendisine uzun yýllar diliyorum. Onun geçmiþte býraktýðý izin de önünde saygýyla eðiliyorum.
Kendisine çok ama çok iyi bakmasýný temenni ediyorum.
Kýbrýs için atan bir yürek... Halen barýþa duyulan özlem...
Bir daha savaþlar ve kavgalar olmasýn diye ettiði nasihatler... Kavgasýz ve savaþsýz bir Kýbrýs için nasihatlerini ilke edineceðim...
Çünkü o, benim dedem.
|