1 Mayıs ve hatırladıklarım


Her 1 Mayıs geldiğinde birinci kuşak Kıbrıs Türk Solunun, solcularının, aydınlarının uğradıkları baskıları yaşanan cinayetleri hatırlarım. Kıbrıs Türk Solu 1950 ile 1958 tarihleri arasında Kıbrıs Türk Liderliği tarafından ağır baskı, tehdit ve cinayetlere maruz kalmış ve perişan edilmişti. 1958’de Türk ve Rum işçiler 1 Mayıs’ı işçi ve emekçi bayramının birlikte Türk ve Yunan bayrakları altında kutlamışlardı. Daha Türkiye’de 1 Mayıs’ın “Bahar Bayramı” olduğu kabul ediliyordu. 1958 1 Mayıs kutlamalarından sonra, ayni gece Türk Eğitim Kulübü’nün (TEK) Türk liderliğinin direktifi, İngiliz Sömürge Yönetiminin hoşgörüsü, manevi desteği ile kulüp lokaline saldırı düzenlenmiş, eşyalar talan edilmiş, eşyaların bir kısmı da Hisaraltı’na atılarak yakılmıştı. Bu olay yaşandığında ben 15 yaşındaydım. 2 Mayıs 1958 Cumartesi günü film seyretmek için Zafer Sinemasına gitmiştim. Eskiden Cumartesi ve Pazar günleri gündüzün öğrencilerin sinemaya gitme alışkanlığı vardı. Bisikletimle Zafer Sineması’na gittiğimde, benim de zaman zaman arkadaşlarımla pinpon oynamaya gittiğim kulübün talan edildiğini, eşyalarının yakıldığını görmüştüm. Bu olayın polis tarafından hiçbir zaman araştırılması yapılmadı. Olay failleri meçhul olarak kaldı.
TEK sol eğilimli bir spor kulübüydü. Önceleri Ayluga Mahallesi’nde Elli Sokak No 2’de faaliyet gösteriyordu. Sonradan Zafer Sineması’nın karşı köşesine taşımıştı. Ben TEK’e eski binasındayken de küçük dayımla birlikte gitmiştim. Lokalin sündürmesinde büyük bir pinpon masası vardı. Bütün gençler bu kulübe gelip pinpon oynarlardı. Dayım arkadaşları ile pinpon oynarken onları seyreder, lokalin bir odası olan kütüphaneye bakardım. Kitaplık olan odanın bütün duvar dolapları kitaplarla doluydu. İsteyen okuyacağı kitabı alır odada bulunan masada okuyabilirdi. Diğer kulüplerde böyle bir imkan bulunmuyordu. Bu kulüp spor etkinliği yanında kültür faaliyetlerinde de bulunurdu. Şiir geceleri, sohbetler ve konferanslar tertiplendiği olurdu.
O yıllarda Türk toplumunda sol dünya görüşüne karşı Türk liderliği tarafından amansız bir kampanya yürütülürdü. Bütün yerel gazeteler, bu gazetelerin köşe yazarları, anti komünist bir çizgide yayın yapıyorlardı. Kıbrıslı Türk birinci kuşak solcular bu saldırılar altında mücadelelerini her şeye rağmen yürütmeye çalışıyorlardı.
O dönemde Kıbrıslı Türk emekçiler arasında etkin olan Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri’nin, Türkiye’de Harp Okulu Davası’ndan  hapse mahkum edilen şair Nazım Hikmet için açılan “Adli hatanın düzeltilmesi” kampanyasına öncülük ettiği görülmektedir. Türkiye’de Vatan Gazetesi’nin yürüttüğü bu kampanyaya İşçi Birlikleri Kıbrıs’tan imza toplayarak katılmış ve yazdığı bir kapak yazısı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne müracaat etmişti. Bu insani etkinliği de bağnaz basın eleştirmişti.
Bu çalışmalar yürütülürken Kıbrıs Türk Lisesi’ne bir öğretmen tayin edildiği görülmektedir. Öğretmen Hasan Tanrıkut. Hasan Tanrıkut Profösör Hilmi Ziya Ülken’in asistanlığını yapmış, Esat Adil’in kurduğu Sosyalist Parti’nin de kurucuları arasındaydı. Türkiye’deki yaşanan baskılar Profesör Ülken’i sağa savurmuş ve bu yüzden Hasan Tanrıkut asistanlıktan çıkarılmıştı. Hasan Tanrıkut hakkında ilk bilgileri ben abimden öğrenmiştim. Abim ve arkadaşları Erdoğan Naim, Ali Onar, Fuat Fegan hedef seçilen Hasan Tanrıkut’un öğrencilerindendi. Hasan Tanrıkut Kıbrıs’a gelmeden önce bir ihbar sonucu tutuklanmıştı. Sirkeci Sansaryan Han’da Birinci Şube’de sorgulanmış, işkence görmüştü. Neticede hiçbir delil bulunamamış serbest bırakılmış ancak kendisine ihbarcının karısı olduğuna dair bir belge gösterilmişti. Evet belgede Hasan’In karısının imzası vardı. İhbarı yapan kendi eşiydi. Bu olaydan sonra Tanrıkut eşinden ayrılmış, büyük bir depresyon içine itilmişti. Bu zor günlerinde İstanbul’daki İngiliz Konsolosluğu yardımı ile Kıbrıs Türk Lisesi’ne felsefe ve edebiyat öğretmeni olarak atanmış ve Kıbrıs’a gelmişti. Zamanla Victoria Kız Lisesi’nde de ders vermeye başlamıştı. Hoca’nın girdiği edebiyat derslerinde hayranı olduğu Nazım Hikmet’ten de şiirler okuması onun sonunun başlangıcı olmuştu.
Hasan Tanrıkut Lefkoşa’da Abdi Çavuş Sokak’taki Ali Rızanın Pansiyonu’nda kalıyordu. Ayni pansiyonda lisenin felsefe öğretmeni Zeki Peser de kalıyordu. Özker Yaşın’a göre Zeki Peser’in Dr. Küçük ile arası çok iyiymiş. Halkın Sesi’ne zaman zaman yazılar da yazıyormuş. Hasan’ı kendine rakip gören, kıskanan Zeki Peser, Hasan’ın Türkiyedeki çalışmaları hakkında arkadaşlarından bilgiler edinip bunu Dr. Küçük’e aktarması işaret fişenki olmuş. Gazeteler Tanrıkut’un okullarda komünist propagandası yaptığını yayınlarla duyurmuşlardı. Ben Zeki Peser’i küçük bir çocukken hatırlarım. Kısa boylu, renkli gözlük takan, bej renkli takım içerisinde, antipatik bir görünümü vardı.  İçten pazarlıklı bir karakteri tarif ediyordu. İşte bu adam öğrenci ayarlayarak sınıfta Hasan’ın Nazım Hikmet Şiirlerini tekrardan tekrardan okunmasını sağlamıştı. Bu organizasyona Maarif Dairesi’nin anlı şanlı eğitimcileri de katılmış, pencere altında dinleme nöbetlerini yapmışlar. Neticede Halkın Sesi, Bozkurt ve Hürsöz gazetelerinin yayınlarına Dr. Küçük’ün Milli Partisi de katılmış, Hasan Tanrıkut’un görevine son verilmesi kararı ilgililere aldırtılmıştır.
Bu şekilde Kıbrıs’tan ayrılmak zorunda kalan hoca, Derviş Ali Kavazoğlu’nun ve Akel’in yardımı ile bir müddet bir evde misafir edilir. Sonunda Hasan’a Avrupa yolu görülür. Bir müddet Avrupa’da dolaştıktan sonra İstanbul’a döner ve Karaköy Gümrüğü’nde polis tarafından tutuklanır. Hasan’a yine Sansaryan Han yolu görülür. Hapse atılır. Gördüğü işkenceler neticesinde zaten bozulan ruh sağlığı daha da bozulur. Neticede Bakırköy Akıl Hastanesi’ne sevk edilir. Ben Hasan Tanrıkut’u 1961’de Çemberlitaş’ta bir yaz günü üzerinde eski kuşak Kıbrıslıların çok iyi bildiği pardüsüsünü giymiş, saç sakal birbirine karışmış, pejmurde bir şekilde dolaşırken görmüştüm. Abim bana “işte Hasan Tanrıkut” budur demişti. Kendisine seslendik. Ama o başka dünyalarda yaşayan biri gibi yürüyüp gitmişti.
Hasan Tanrıkut’un bu acınacak duruma düşmesinde Kıbrıs Türk Liderliğinin, Zeki Peser’in ve bu konuda kalem oynatanların büyük günahı vardır. Hasan’ı Ankara Merkez’e ispiyonlayan bir kız öğrencinin bu konuda Halil Fikret Alasya’ya yazmış olduğu el yazısı bir mektubu bilgisayarda okumuştum. Ama ne yazık ki ikinci arama yaptığımda belge yoktu çünkü  satılmıştı.
Kıbrıs Türk Solunun birinci kuşak dramının başlangıcı böyledir. Bu kuşağın 1958’de de canlarına kast edilmiştir.
Merhum Denktaş 27 – 28 Ocak olaylarını değerlendirdiği bir söyleşisinde TAK muhabiri Nezire Gürkan’a “o dönemde kimin kime hizmet ettiğinin belli olmadığını” söyleyerek “ajan provakatörler var o zaman yani kim kime hizmet eder , kim kimden yanadır belli olmaz” demişti. İşte 27-28 Ocak hadiselerine sebep olan “ada taksim oldu” haberini veren o günün Bozkurt Gazetesinin Denktaş tarafından yapılan tarifi budur. Denktaş bu açıklamayı yaparken ne yazık ki ajanların kimler olduğunu açıklamamaktadır.
22 Mayıs 1958’de ilk kurşun Ahmet Sadi ve eşine sıkılarak katliam startı verilmişti. Ahmet Sadi ve eşi yaralanmış tedavilerinden sonra adayı terk ederek Londra’ya yerleşmişlerdi. 24 Mayıs 1958’de İnkilap Gazetesi yazarlarından Saraç Fazıl Önder Müftü Asım Efendi Sokak’ta kurşunlanmış ölmediği görülünce hançerle arkasından vurulmuştu. Anlatılanlara göre Saraç polis tarafından sedye ile taşınırken Lefkoşa sokaklarında gezdirilmiş kan kaybından ölmesi sağlanmıştı. Saraç’ın cenaze törenine ailesi dahil kimsenin katılmasına izin verilmemişti. Bugün Küçük Kaymaklı’daki Saraç’ın mezarı olan mezar şüpheli bir mezardır. Geçenlerde vefat eden damadından öğrendiğime göre ailenin mezarın açılıp DNA testine tabi tutulması için müracaatları varmış. 29 Mayıs 1958 gecesi Dedezade Hanı’ndaki bekar odasında Ahmet Yahya öldürülmüştü. 30 Mayıs 1958 tarihli Bozkurt Gazetesinde bir açıklaması yayınlanan Ahmet Yahya, bu açıklamasında “işçi birliğine kayıt edilmediğim gibi solcu temaülde de değilim…” demişti. Diğer günlük gazete Halkın Sesi ise 30 Mayıs 1958’de solcu Ahmet Yahya’nın öldürüldüğü haberini vermesi dikkat çekmektedir. Evet dikkat çekicidir. Bozkurt Gazetesi Ahmet Yahya’nın açıklamasını yayınlarken refiki Halkın Sesi ayni gün Ahmet Yahya’nın otel odasında öldürüldüğünü duyurmaktadır. Daha değişik bir olayı Ayhan Hikmet ve Ahmet Gürkan’In cinayetlerinde de ileride yaşayacaktık. Halkın Sesi muhabiri bu cinayetlerde polisin olay yerine ulaşmadan Halkın Sesi muhabirinin olay yerine gitmesi Gürkan’ın öldürülmüş resmini çektikten 4 saat sonra da Ayhan Hikmetin öldürülmüş resmini çekmesi dikkat hatırlardadır. Halkın Sesi her iki olayda da içerili bir tavır içerisinde yakalanmıştır. 5 Haziran 1958’de Hasan Ali’ye 30 Haziran da Leymosun’lu Ahmet İbrahim’e ateş edilmişti. Hasan Ali hayatını kurtarırken, berber Ahmet hayatını yitirmişti. 3 Temmuzda Ahmet Hulusi Barudi kurşunlanmış ama acemiler hedeflerini tutturamamışlardı. Bütün bu cinayetler işlenirken 28 Mayıs 1958’de Abdurrahman Cantaş olayı traji komik bir olay olarak tarih sayfalarında yerini almıştır. Terzi olan Abdurrahman bisikleti ile Mağusa Kapısı civarında hareketli iken çapraz ateş altına alımış. Abdurrahman kendini korumak için bisikletini tetikçilerden birinin üzerine savurmuştu. Abdurrahman elinden ve bacağından yaralanırken tetikçi de kendi kendini bacağından vurmuştu. Silah seslerini duyan o sıralarda Tahtakale’de oturan polis subayı Kazım Nami olaya müdahale etmiş.  İki yaralıyı hastaneye sevk etmişti. Tetikçinin elinden silahını alan Kazım Nami bu konuda soruşturma açılmasına gerek duymamıştı. Olayda kullanılan tabanca , sıkılan kurşunların kovanları ortada iken, balistik inceleme olayı aydınlatmaya yeteceği halde bu yapılmamış, hiçbir kimsede tutuklanmayarak olay yok sayılmıştı.  Kaderin garip bir cilvesi olarak bu olayda yaralanan iki kişi ayni hastanede ayni odada tedavi altına alınmışlar, merhum Osman Örek de her iki yaralıyı ziyaret ederek geçmiş olsun temennisinde bulunulduğu, o günlerde anlatılıyordu.
Sonuç olarak Mayıs ayı içerisinde işlenen cinayetler İngiliz Sömürge Yönetimi tarafından hiç sorgulanmamış, araştırılmamıştır. Bu olayların İngiliz Sömürge Yönetimi’nin şemsiyesi altında organize edildiği şüphesi hala daha yaygındır. Kıbrıs Türk Birinci Kuşak Solcularının 1 Mayıs geleneğini bugün Türk toplumunda DEVİŞ devam ettirmektedir. Kesintiye uğrayan 1 Mayıs kutlama bayramları DEVİŞ’in kurulması ile tekrardan Türk toplumunda hayat bulmuştur. 1981’de Evren cuntasının dayatması ile 1 Mayıs Atatürk Meydanı’nda kutlanamamıştı. Ama Mısırlızade Sinemasında 1 Mayıs’ı kutlama becerisini gösteren zamanın DEVİŞ yöneticilerinin basireti DEVİŞ yöneticileri ile Türkiye Bütükelçiliği ve Kolordu Komutanlığı’nın görüşmeleri neticesinde varılan bir sonuçtu. 1 Mayıs 2013’ü Kıbrıs Türk Toplumu örnek bir şekilde Türkler ve Kürtler birlikte kutlamışlardır. Türkiye’de İstanbul dışında 1 Mayıs coşku ile kutlanmıştır. İstanbul için valiliğin ve sendikaların anlaşamamaları istenmeyen bir takım olayların yaşanmasına neden olmuştur. 2012 yılında dünyada en muhteşem kutlanan 1 Mayıs’lar sıralamasında Küba Havana’dan sonra ikinci sırayı alan İstanbul’daki kutlamalar bu yıl üzüntü ile anılır olmuştur.

DİĞER SAYILAR

02 Kasım 2014
203
26 Ekim 2014
202
09 Kasım 2014
204
16 Kasım 2014
205
23 Kasım 2014
206
Havadis Gazetesi, Her hakkı saklıdır.

Design and Powered by Baba Bilgisayar