Birleþmiþ Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Mun gelip gitti. Fýrtýnalar koptu, sonra etraf dindi. Sel gitti, kumu kaldý. Omorfo’da olduðu gibi.
Aslýnda, satýr aralarýný okuduðumuz zaman geriye fazla bir þey kalmadý. Dað nerdeyse fare doðurdu. Gene de Genel Sekreter’in neler söylediðini gündelik dile çevirmek gerekir. Malûm, diplomatlarýn dili çok su kaldýrýr.
Bir Amerikan fýkrasýna göre, bir hanýmefendi ile bir diplomat arasýndaki fark þudur: Bir hanýmefendi “hayýr” dediði zaman “belki” demek istiyor. “Belki” dediði zaman “evet” demek istiyor. “Evet” derse zaten hanýmefendi deðildir. Bir diplomat “evet” dediði zaman “belki” demek istiyor. “Belki” dediði zaman “hayýr” demek istiyordur. “Hayýr” demiþse, zaten diplomat deðildir.
Bu formüle göre, Ban’ýn ne dediðine özetle bir bakalým. Birçok gazeteye manþet olan sözleri “Þimdi çözüm zamaný” idi. Demek istediði þu: “Ýki yýla yakýn bir süredir havanda su dövüyorsunuz. Bir arpa boyu yol kat ettiniz. Ortada elle tutulur somut bir sonuç yok. Elinizi çabuk tutun. Baþarýsýzlýðýn vebali boynunuzdadýr. Bizim kaç defa elimiz yandý. Bu defa karýþmýyoruz. Ona göre...”
Baþka ne dedi? “Kýbrýs sorunu karmaþýk bir sorundur. Bu sorunu çözmek için cesaret, vizyon, basiret ve esneklik gerekiyor”. Yani “Bunlardan hiçbirini sizde göremiyorum. Biraz cesaretli olun. Vizyon ve basiret sahibi olun. Ülkenizin geleceðini planlayýn. Yýllanmýþ odun gibi katýsýnýz. Biraz esneklik gösterin.”
Kala kala Ban’dan geriye bunlar kaldý. Ýþin ilginç yaný ülkemize gelen Genel Sekreter’in adýný hiçbir gazete doðru yazmadý. Kimi Ban dedi, kimi Moon. Örneðin, Havadis’in Manþeti “Moon Heyecaný” idi. Hemen altýndaki haber baþlýðý ise “Pazarlýða Ban dopingi” idi. (30.01.10) Bunlardan biri doðru, ama hangisi?
Prof. Dr. Ata Atun’un makalesinin baþlýðý “Moon niye geldi” idi. (Kýbrýs, 01.02.10) Taraf gazetesi ise haberi þöyle duyurdu: “BM Genel Sekreteri Mun, çözüm için çok umutlu konuþtu: Fikir Birliði var”. (02.02.10) Öte yandan Cenk Mutluyakalý Seul’den aldýðý mesajý yayýmladý: “Adamýn adý Moon, Ban-Ki. Kore’de ilk önce soyadý yazýlýr, sonra ön adlar ve herkesin 2 ismi var ve ikisi mutlaka bir arada söylenir. Bizim usulde yazýlýnca Ban-Ki Moon. Ön adý: Ban-ki, soyadý: Moon. Makamýna bakýlarak “Sayýn Moon’ veya sadece ‘Moon’ diye bahsedilmesi gerekir. Niye KKTC gazeteleri adamdan sürekli Ban diye bahsediyorlar.” (Yenidüzen, 02.02.10)
Seul’den gelen mesaj, ülkemizi ve dilimizi sis perdesiyle örttü. Perdeyi kaldýrmak için Guardian gazetesinden bir alýntýya baþvuralým. Sayýn Ban, BM Genel Sekreteri seçildiði gün Guardian, gazetecilerine bir genelge daðýttý ve o genelgede aþaðý yukarý þu noktanýn altý çizildi: “ Kore’de, Çin’de olduðu gibi önce soyadý yazýlýr. Bu nedenle isim birinci kullanýlýþta ‘BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’, daha sonra da ya ‘Genel Sekreter Ban’ ya da ‘Mr. Ban’ olarak yazýlacaktýr”. Bütün Ýngilizce gazeteler de bunu böyle uygular.
Gerçekten de Çin devrim liderinin adý Mao Tze Tung’dur. Herkes kendisini Mao olarak biliyor. Kimsenin Mao’dan “Tung” olarak söz ettiðini duymadým. Bu nedenle Amerika’yý yeniden keþfetmeye gerek yoktur. Adamýn soyadý Ban’dýr ve “Ban” olarak anýlmasý gerekir.
Peki “Moon” mu yoksa “Mun” mu yazýlmasý gerekir? Doðrusu “Mun”dur. Ne var ki biz özel isimleri, önceleri Fransa, sonralarý da Ýngiltere veya Amerika üzerinden aldýðýmýz için onlarý hep yanlýþ yazýyoruz. Yarým asýr politikayla haþýr neþir olmuþ kapý komþumuz “Kliridis”in adýný, yýllarca Ýngilizce yazýlýþ þekliyle “Clerides” olarak yazdýk. Ýþin kötüsü, arada sýrada haberlerde adýný, yazýldýðý gibi “Clerides” olarak da okuduk. Bir Ýngiliz “Moon” kelimesini otomatik olarak “Mûn” diye okur. Yabancý dil bilmeyen bir Türk, o kelimeyi, yazýldýðý gibi “Moon” diye okusa kim ne diyebilir?
Yabancý özel isimlerin yazýlýþý konusunda Þiar Yalçýn þöyle diyor: “Genellikle kabul edilen bir ilkeye göre, ayný alfabeyi kullanan dillerde bunlar asýllarýna uygun olarak, meselâ Shakespeare, Churchill, Racine, Poincaré, Goethe, Bismarck, Boccaccio, Vincente Minelli diye yazýlýr ve mümkün olduðu veya bilindiði kadarýyla o dilde nasýl telaffuz ediliyorsa öyle telaffuz edilir (Þeykspir, Çörçil, Rasin, Puankare, Göte, Bizmark, Bokaçyo, Vinçente Minelli).
“Deðiþik alfabeye sahip diller arasýnda ise, yabancý ismin orijinal okunuþuna en yakýn bir biçimde okunmasýný saðlayacak bir imla kullanýlýr. Örneðin, ünlü Rus bestecisinin adý Ýngilizcede Tchaikovsky, Fransýzcada Tchaikovski, Türkçede Çaykovski diye yazýlýr.
“Ancak bu konuda uygulanan baþlýca iki istisna vardýr. 1. bazý çok ünlü tarihî þahsiyetlerin veya efsane kahramanlarýnýn adlarý genellikle ‘millileþtirilir’: Meselâ ... Türkçede Makedonyalý ünlü fatih III. Aleksandros’a Ýskender, I. Napoleon’a genellikle Napolyon (ama III. Napoléon çoðu zaman olduðu gibi kalýr), Platon’a bazen Eflatun, Julius Caesar’a umumiyetle Jül Sezar ve Yunanlý efsane kahramaný Akhilleus’a daha çok Aþil denir. [Bu listeyi uzatmak mümkün: Omiros’a Homer, Arkhimitis’e Arþimet, Sokratis’e Sokrat, Aristotelis’e Aristo, Ýrodotus’a Heredot, Ýrakleus veya Ýrakli’ye Herkül, Zevs’e Zeus, Elena’ya Helen, Afroditi’ye Afrodit, Damokles’in kýlýcý’na Demokles’in kýlýcý, vb.-BA]
“2. Bir de bazý yaygýn Hristiyan vaftiz adlarýnýn deðiþik dillerde deðiþik biçimleri vardýr: meselâ, Ýngilizce George, Fransýzca Georges, Almanca Georg, vs.” (Yeniyüzyýl, 15.05.1995) Yeri gelmiþken her sakallýnýn keçi olmadýðýný anýmsatayým. Bütün George’lar Ýngiliz yani “Corc” deðildirler. Händel Almandýr ve ilk adý “Georg”dur (yazýldýðý gibi okunur). Bizet Fransýz’dýr ve adý “Jorj”dur. Enesco Rumen’dir ve esas adý George Enescu yani “Giorgi Enesku”dur. Szell Macar’dýr ve orijinal adý György Szell yani “Yiorgi Zel”dir. (Ýnþallah, “özel” ve “güzel” kanal olan Bayrak Klasik sunucularý gazete okuyorlardýr.)
Yukarýdaki kurallara göre, BM Genel Sekreteri’nin adý Ban Ki Mun’dur ve tek isim kullanýldýðý zaman da Mun deðil “Ban” olmalýdýr.
|