10 Aralık 2016

31 Mayıs ve “Atıştırmalık” bir kitap

Haber İçi Üst

Bir kitap geçti elime. Sevgili meslektaşım Dr. Mehmet Özlüses’e ait. İş ola elime aldığım kitabı bir türlü bırakamadım. Nedir bu kitap, hangi türdendir diye sorarsanız, cevap vermekte zorlanırdım. Dünyada örneği de var mı bilemem. Ne var ki son zamanlarda okumaktan en çok haz duyduğum kitap olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Ben içeriğin türünü, edebi klasifikasyona koyamadığım için kendisine sordum. “Öykü tadında sağlık bilgileri” dedi bana… Gerçekten tam da öyleydi. Dünyada ve ülkemizde geçmişte ya da günümüzde yaşanan bir olay veya kişilikten yola çıkarak başlıyor Dr. Mehmet Özlüses’in öyküleri. Ve nasıl olursa oluyor, bir kesişme noktasından hareketle sağlık bilgilerine geçiliyor, yine yalın ve halkın anlayabileceği bir dille. “Atıştırmalık” isimli bu kitabı hararetle tavsiye ediyorum sizlere. Okurken hem zevk alacağınıza hem de bilgi dağarcığınızı güçlendireceğinize garanti veriyorum. En azından aklınıza geldiğinde kolesterol, kan, su metabolizması, şeker, fazla kilo, kalp krizi vs gibi pek çok problemin hakkında sıkılmadan bilgi edine bileceğiniz bir kitabınız olacaktır kütüphanenizde. Mutlaka bir tane edininiz. Sayfa düzeni Metin Kurt’a ait olan kitap Söylem Ajans ve Basım Hizmetleri tarafından basılmış, tamı tamına 292 sayfadan oluşmaktadır.
Mayıs aylarını bir farklı duyguyla karşılarım. Ama bu duygunun Candan Erçetin’in hani şu “Bahar geldiğinde mi böyle olurum. Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar” şarkısı ile alakası yoktur. Benimkisi yıllar önce başlattığım kavganın bir mihenk taşı saydığım “31 Mayıs Dünya Sigara İçmeme Günü”nün ay boyunca bana vereceği heyecandır. Dumana karşı verdiğimiz kavganın telaşı vardır. Bu telaş ve heyecan mayısta ivme kazanır . Bu ayın son günü ise tabiatı gereği top yapar.
Lafı çok uzatmayacağım. Bu ay sigara ile savaşta Dr Mehmet Özlüses’in kitabından bir alıntıyla huzurunuzda olmayı seçiyorum.
Tütünün hayatlarını çaldığını çok iyi bildiğim her dostumu, arkadaşımı bu 31 Mayıs’a kadar sigara ve benzer ürünlerden kurtulmaya şiddetle davet ediyorum… Dr Mehmet Özlüses kardeşime de, kitabının “Bir kitle imha silahı: Tütün” başlıklı kısmından alıntı yapmama izin verdiği için ayrıca teşekkür ediyor, öykü tadında sağlık bilgisinin tütünün insan sağlığına verdiği zararlarını işleyen kısmını kitaptan kopyalayıp beğeninize sunuyorum:
Bir kitle imha silahı: Tütün
Belki de Red Kit’ten daha meşhur olan kovboylar Marlboro’nun kovboylarıdır.
Bir süredir etrafta görülmeseler de atlarının üzerindeki karizmatik duruşlarıyla “kovboy” deyince ilk aklımıza gelen imajlar oluyorlar.
Ben ve benim akranlarım okumayı çoğunlukla “Teksas-Tommiks” çizgi romanlarından öğrenmişizdir. Vatanseverliği “Çelik Blake”den öğrendik biz, fedakarlığı Yüzbaşı Tom Miks’ten. Dostluğu konyakçıyla doktordan!..
Ve aynı zamanda Kızılderililerin kafa derisi yüzen, kötü insanlar olduklarını öğrendik bu romanlardan. Bir de sadece TRT’nin olduğu tek kanallı televizyondan… Her pazar sabah kuşağında zavallı beyaz adama saldıran, kadınları ve çocukları öldüren vahşi Kızılderilileri izledik. Ve kahraman kovboyların Hızır gibi yetişip vahşileri öldürerek masum insanları kurtarışlarını!..
Ben bunlarla büyüdüm.
Üniversiteye gittikten sonra kovboyların kahraman beyazlar olmadığını öğrendim. Kovboyluğun aşağı bir iş olarak görüldüğü için zenci kölelerinin ve Kızılderililerin yaptığı “sığır çobanlığı” olduğunu öğrendim. Aralarda bir yerde de katliamları yapanların Kızılderililer değil, tam tersine beyaz adamın kendisi olduğunu! Beyaz adam sadece mermi kullanmadı Kızılderililere karşı. Çok sinsi bir silahı daha vardı: Ateş suyu! Yani alkol!
Kızılderililer de beyaz adama karşı boş durmadı. Onlar da bu hamleye güzel bir hamleyle karşılık verdiler. Hatta önce onlar hamlelerini oynamışlardı. Büyük bir ihtimalle böyle öldürücü bir hamle yaptıklarının farkında bile olmadan. Kristof Kolomb’a sundukları barış çubuğunun bir kitle imha silahı olabileceğini akıllarının ucundan bile geçirmemişlerdir eminim. Her yıl seksen milyon beyaz adamın ölümüne sebep olan bir silah: Tütün!..
1600’lü yıllarda Amerika’ya gidip gelen kaşifler aracılığıyla tütün Avrupa’ya geldi. Önceleri şifalı bir bitki olarak kabul edilen tütün birçok hastalığın tedavisinde(!) kullanılmıştır. Daha sonraları tütünün keyif verici özelliği keşfedilince yasaklar gelmeye başladı.
Tütünün keyif verici özelliğinin keşfinden sonra yasaklar koyan ülkeler, bir süre sonra tütün ticaretinin çok güzel kar bıraktığını keşfettiler. Ve devletler tütün üretimiyle, tütün ticaretine başladılar. Böylece keyif verici özelliğinden dolayı yasakladıkları tütünden elde ettikleri karın keyfini çıkarmaya başladılar.
Ne demiş Sam Amca: Para konuşunca insanlar dinler!..
Ve herkese göre, her keseye göre bilumum tütün ürünleri insanlığın kullanımına sunuldu. Güç, kudret, para sahibiyseniz mutlaka kocaman bir puro doldurmalı ağzınızı. Sanatçı, düşünür, münevverseniz yuvarlak çerçeveli gözlüklerinize ağzınızın yan tarafındaki bir pipo eşlik etmeli. İşçisiniz, köylüsünüz, ceketinizin iç cebinde tabakanız olmalı. İçinde kaçak tütün, sigara kağıdı… Elle sardığınız sigaranın her nefesinde duman gibi dağılıp gitmeli tüm hüznünüz. Memursunuz, cebinizde Benson, Rohtmans. Üst düzey yöneticisiniz, masanızın üstünde Parliment mor. Sonradan görmesiniz, dudağınızda Marlboro! Ve askersiniz, güven!..
Ve bin dokuz yüzlerin başlarında bilim insanları sigaranın sağlığa zarar verdiğini söylemeye başladı. Ardından 1930 yılında Almanya’da Köln Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma kanserle sigaranın ilişkisini istatistiksel olarak ortaya çıkardı. Buna rağmen hem 1. Dünya Savaşı’nda hem de 2. Dünya Savaşı’nda hükümetler cephedeki askerlerine bedava sigara dağıttılar. “Kendi askerlerini mi öldürmeye çalışıyorlar” diye düşünüyor insan. Sanmıyorum, değildir. Tahminime göre şişmanlık konusunda günümüzde yaşadığımız durumun benzeri 2. Dünya Savaşı sırasında sigara konusunda yaşanıyordu. Nasıl ki son yapılan bilimsel araştırmalar şişmanlığın ana sebebinin insülin direnci olduğunu ve bunu tedavi etmenin ilk adımının en az beş saat aralarla günde sadece üç öğün yemek yemek olduğunu gösterdiği halde hala daha ara öğün yemenin ne kadar sağlıklı olduğu, ara öğün yiyen genç kızların daha ince belli olduğu şeklinde yaygın bir düşünce ve uygulama mevcutsa, benzer şekilde sigaranın kanserle ilişkisini gösteren bilimsel araştırmalara rağmen, sigaranın akciğerleri rahatlattığı, ses tellerini yumuşattığı şeklinde yaygın bir kanı ve uygulama vardı. İşte bu sebeple de kalabalık kitleler karşısında konuşma sıkıntısı çeken “zoraki kral” VI. George’a doktorları sigara içmeyi tavsiye ediyorlardı. Sonunda da 57 yaşında akciğer kanserinden ölmesine sebep oldular.
Ve artık biz sigaranın içinde başta karbonmonoksit, arsenik, benzen, kadmium, nikotin, bütan olmak üzere insan sağlığına zararlı yaklaşık dört bin çeşit madde olduğunu biliyoruz. Bunun sonucunda da başta kanserler olmak üzere kalp damar hastalıkları gibi, astım, bronşit gibi birçok ölümcül hastalığa sebep olduğunu…
Artık hiç kimse sigaranın sağlığa faydalı bir şey olduğunu söylemiyor. Hatta yapılan yasalarla sigara içmeyen kesimi korumaya yönelik tedbirler alınırken, gençlerimizi “sığır çobanlığı”na özendirerek sigara kullanmaya teşvik eden reklamlar yasaklanıyor. Yine de filmlerde yapılan gizli reklamlarla, gençlerin örnek aldığı şarkıcıların sahneye ellerinde sigarayla çıkmasıyla sigara özendirilmeye çalışılıyor. Kendimizi birer star, birer sinema yıldızı, birer reklam yıldızı sanmamız isteniyor. Lütfen kanmayın, lütfen birer reklam yıldızı olmayın.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil