06 Aralık 2016

“21 Aralı“21 Aralık 1963’te Gaymaklı düşdüğünde kimisi gaçardı kimisi ağlardı…”

“21 Aralı“21 Aralık 1963’te Gaymaklı düşdüğünde kimisi gaçardı kimisi ağlardı…”
Haber İçi Üst

 

Bir Yastıkta 50 Yıl bu hafta Dumlupınar’da ikamet eden Baykent çiftinin evine konuk oldu. Dumlupınar’da ikamet eden 74 yaşındaki Tepebaşı (Yorgoz) doğumlu Hatice Baykent ve 1936 Beyköy doğumlu eşi Mustafa Baykent çifti. Onlar da diğer çiftlerimiz gibi zor ve acılı yılları sırt sırta vererek geride bırakıp bu günlere mutlu ve sağlıklı bir biçimde gelmişler. 1958’de nikahlanan ve 54 yıldır bir yastığa baş koyan çiftimize bizlere gösterdikleri yoğun ilgi ve alakadan ötürü mübarek ellerinden öper bir yastıkta yaşlanmalarını dileriz… Ve çiftimizin film tadındaki yaşam hikayesini onların ağızlarından dinleyelim.

Ali Atamer: Sevgili Baykent çifti nasıl geçerdi o zamanın devrinde hayat?
Hatice Baykent: Yorgoz doğumluyum. 74 yaşındayım. 9 yaşından sonra Lefkoşa’ya geldik. Öğretmen olmak en büyük hayalimdi ama olmadı. Babamın işleri ters gidinca tekrardan köye daşınmak durumunda galdık. 15 yaşından beri terziliğe alıştım. Ama hala daha okuyan insanı çok severim. Okuma hevesi vardı bende ama olmadı. Annemin annesi Elmas köylüydü. Yorgoz’a gelin gelmiş. Babama Mehmet Hacı Eyüpler derlerdi. Onun annesi ve babası Omorfo’dan gelin gelmiş köye. Köyümüz çok güzel. Lale festivali yapılır. Eskiden ovalara baktığında her taraf lalelerin gırmızılığını alırdı. Şimdi galmadı. Çocukluğumda vasıta olmadığından bisiklet bile sürdüm.
Ali Atamer: Mustafa dayıcığım senin mazinde neler var?
Mustafa Baykent: 1936 senesinde Beyköy’de doğdum. Türk köyüydü hep. İlkokula Cihangir’e (Abohor’a) giderdik. Köyden İngilizler geçerdi da nergis satardık gendilerine. Ne gadar bozukluk atarlarsaydı yerden toplardık. 16 yaşlarına geldiğim zaman Lefkoşa’ya geldiydik artık. Bisiklet tamir ederdim, eski lüks lambacıklar tamir ederdim, islim falan. Bir da hala daha bugün oldu motor hastasıyım.
Hatice Baykent: Sinemaya giderdik. Erkekler paraynan, bayanlara beleşdi.
Ali Atamer: Birbirinizi severek mi evliliğin ilk adımlarını attınız?

Hatice Baykent: Çok yaşlı insan istedi beni ama ben istemedim.
Mustafa Baykent: Yahu işte beğendik birbirimizi. Kısmet idi. Birimiz Yorgoz’dan birimiz Beyköy’den geldik şeherde buluştuk ve başladı bu aşk.
Ali Atamer: Eski geleneklere göre mi yapıldı düğün töreniniz?
Hatice Baykent: Görüştük gonuştuk. Büyük dünürcülük oldu sonra. Yani 2. dünürcülük. Ailenin başka büyükleri gelirdi. 1 ayda nikahlandık. Evde yaptık. 6 ay sonra da evlendik. Yeni camide gıyıldı nikahımız. Haci Salih Bey vardı o gıydı nikahı. Modern nikah oldu. Cemaliye Hanım gelin onarıcısıydı. Düğün fotoğraflarını da Foto Diyana’da çektik. Ledra Palas ışıklarının ordaydı. pastiş yaptık Bedevi Pastanesi’nde. Düğün da 4 saat oldu.
Mustafa Baykent: Geç saatlere gadar yaptık yani düğünü. Davetiye çıkarttık dağıttık. Pembe, beyaz gelinlik geydim ve ben diktim. Memedaliler, Altıparmaklar geldiydi. Ahmet becerikli ut çalardı. Nadide gadın kılığına girerdi.
Ali Atamer: Zeytin ve hurma ağaçlarının oluşturduğu bu güzel bahçede sohbetimize devam edelim. Birebir tanık olduğunuz istenmeyen olaylar yaşanmış “63”te ve “74” yıllarında…
Mustafa Baykent: Gaymaklı düşdüğünde o gadar bir gurşun yağmuru vardı ki aldık çoluk çocuğu ve geldik şimdi bulunduğumuz yerlere gadar. “58”lerde başladıydı öldürmeler. Türkler Rum öldürdü, Onlarda bizden çok öldürdü.
Hatice Baykent: 21 Aralık 1963 günü Gaymaklı düşdüğünde mecbur olduk yerimizden gaçalım. Bir baktık bütün Gaymaklı gaçar. Kimisi ağlar kimisi bağırır. Biz da küçük oğlumuzla büyük oğlumuzu aldık çıktık Hamtiköy yoluna goşturarak. Bir kamyon geçerdi içinde ağlayan sızlayan insanlar. Görünca onları attım iki çocuğu kamyona ben da arkasına asıldım kamyonun te gittik Hamitköy’e gadar. Mustafa arkamdan geldi. Orda bir yakın akrabanın evine gittik napacan. Herkes 20-20 alırdı evine insanları. 1 ay galdık samanlık olan bir yerdi. Hamitköy yolu kapanınca Lefkoşa’ya irtibat kurmak yoğudu. Hamitköy’ün üst başından toprak yol açtılardı Lefkoşa’ya doğru. Mustafa mücahitti o zaman. Ne elbise ne yeycek varıdı. Gittik başvurduk çadır isterik diye. Ufak aileler için ufak, büyük aileler içinde büyük çadır verirlerdi. Bağış yaparlardı birileri eski pantoloncuk, urubacık elbisedir verirlerdi. O günleri unutmak çok zordur benim için. Biz bunları yaşarken mücahit olan adamlarımız eve gelmezdi. O çadırlarda biz gadınlar çocuklarımızla beraberdik.
Mustafa Baykent: Köyün üst başında mücahitlik yapardım. Mevzilenirdik Rum’a garşı günlerce eve gelemezdik. Tam 2 sene yaşadık o çadırın içinde. Hamitköy’ün tam ortasındaydı o çadırlar.
Hatice Baykent: Anne derdi bana çocuk piskotcuk isterim. Ben da derdim param yok annem neyinan alacayık. Sonraları pirinç bulgur satardık çadırlarda onun yerine da süt, piskot gibi ihtiyaçlarımızı karşılardık.
Ali Atamer: Bu kadar yıl sizi hayata, birbirinize bağlayan nedir?
Hatice Baykent: Kimse demesin güllük gülistanlık geçer hayat. Mustafa dayınız biraz titiz adamdır. Titizdir diye da biraz da mızırlık yapar, sinirlidir. Bazan tamam derim hemen geçer siniri. İyi kötü 53-54 yılımız geçti.
Mustafa Baykent: Tartışma evin süsüdür.
Hatice Baykent: Şimdikiler ne alt galır ne dayanır. Hele bayanlar. Ama işlemeyede mecburdurlar. O saygı olursa evlilik bir ömür gider. Bir tarafa sinecen da galasın. Küsme yoktur. Daha nice yıllara yetiştirsin bizi Allah.
Ali Atamer: Hatice teyzeciğim sohbetimiz devam ederken Mustafa dayımız sana kendi yetiştirdiği özenle baktığı güllerden koparıp verdi.
Mustafa Baykent: Bir ihtimal daha var Aliciğim oda ölmek mi dersin… Ben şunu da söyleyeyim programı kapatıyon ama gendimi yaşlı olarak hissetmem. Hem ava da giderim. Hep elde, bahçemi çapa kürek onarırım. Eşimi de hayatı da öyle sevmeye devam ederim.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam