03 Aralık 2016

2013 Ekim-2014 Ekim

Haber İçi Üst

Yıl 1993. AB ekonomisi üzerinde yaptığım yüksek lisansımın ikinci yılı. Türkiye’de ilk kez 1992’de Ankara Üniversitesi SBE’de AB üzerine yüksek lisans eğitimi başlıyor ve ben de hasbelkader bakanlıklardan gelen bürokratlarla (ki bu ekip Türkiye’yi AB sürecine hazırlıyor) birlikte bu bölümde eğitim alıyorum. İlk yıl bitti tez aşamasına geçtik.
     Herkes gibi ben de haliyle AB’nin chapterlerinden biri üzerine fokuslanıyorum. Tarımı mı yapsam, yoksa parasal ve ekonomik entegrasyonu mu diye kafam karışık. Tabii, bir tarafta da aklımda hep 1990’da Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla Rumların AB’ne(tabii o yıllarda AT) yaptığı tam üyelik başvurusu var. Ama bana biraz uzak geliyor.
     Neyse, tez danışmanım rahmetli Prof. Gökdere’nin yanına gidiyorum. Gökdere de o yıllarda Tansu Çiller-Karayalçın hükümetinin AB ile gümrük birliği sürecini yürüten ekipten. Hocama şunu düşünüyorum, bunu düşünüyorum diyorum. Hocam da “sen git memlekete ve Kıbrıs-AB üyeliği  üzerine araştırma yap, tez hazırla” diyor.
    Memlekete geliyorum, devletteki bürokrasiye, dönemin siyasilerine  gidiyorum. Herkes bana uzaylı gibi bakıyor (birkaç kişi hariç),tabii son kapı rahmetli Cumhurbaşkanı Denktaş’a gidiyorum. Sn. Denktaş da bana “hocana selam söyle, Kıbrıs hiçbir yere giremez vs. diyor.”
     24 yaşındayım henüz kafam karışık Ankara’ya dönüyorum, hocamın yanına geliyorum. Hocam masasında çalışıyor ve ona Kıbrıs’taki görüşmelerimi ve rahmetli Denktaş’ın söylediklerini aktarıyorum. Hocam, gözlüklerin üzerinden bakıyor ve “iki şansın var diyor, ya bana inanmak, ya da Denktaş’a” diyor.
    Tamam diyorum, sizin dediğinizi yapacağım ve 1993’te “Kıbrıs’ın AB’ye Tam Üyeliğinin KKTC Ekonomisine Etkileri” diye o yıllar için hayal olan tezi hazırlıyorum. O günlerde Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği Anlaşması imzalanıyor ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tam üyelik başvurusu kabul ediliyor tabii. Ve rahmetli hocamın anlattığı büyük resimle ilgili süreç başlıyor. Zaman, nur içinde yatsın rahmetli hocamı haklı çıkarıyor.
     Peki, bütün bunları ne için anlattım?
    Şunun için; elbette CTP ile kimin koalisyon kuracağı önemli ama bilin ki önümüzdeki 2013 Ekim-2014 Ekim periyodunda Kıbrıs’ta çok büyük bir değişim olacak. Hiçbir içsel dinamik bu sürecin önünde duramayacak.
    Yani 2003’te kapıların açılması ile başlayan, sonra 2004’te referandumla yarım kalan süreç; şimdi 2014 Ekim öncesinde yeniden başlayacak. Ya çözüm olacak, ya da taraflar arasında ağırlıklı ekonomik açılımların olduğu (daha önce bahsettiğim Güven Yaratıcı Ekonomi Açılımlar gibi) bir paket ara anlaşma yapılacak.
    Anlayacağınız, her halukarda “Kuzey Kıbrıs ekonomisinin önü geri dönülmez bir şekilde açılacak.” İşte önemli olan bu süreçte ihtiyacımız olan reformları yapabilecek, Kıbrıs sorununda hakkımızı koruyacak ve süreci kaldırabilecek CTP başkanlığında geniş tabanlı bir koalisyon hükümetinin olmasıdır.
      Çünkü, Rumlar 2014 Ekim’den sonra AB içinde zurnanın son deliği haline gelecek. O yüzden 2014 Ekim’e kadar Rumlar mutlaka elde edebilecekleri maksimum faydayı elde edip Kıbrıs konusunda çözüm veya çözümsüzlüğe göre adım atmak zorundadır. Oyun teorisi ve koşullar bunu emrediyor.
   Neden mi? Çünkü,2014 Ekim’den itibaren üye ülke parlamentolarında parça parça yürürlüğe giren Lizbon Anlaşması yürürlüğe girecek ve bundan böyle AB karar alma mekanizmalarında nitelikli oy modeline geçilecek. Yani, bundan sonra bazı konular hariç “üye ülkelerin sayıca % 55’nin EVET dediği bir karar, eğer toplam nüfusun % 65’ini kapsıyorsa, o karar uygulanacak.”
    Yani, Rumlar, bu tarihten sonra ne Türkiye’nin, ne bir başkasının önünü kesebilir, yeni AB içinde küçük bir mahalleye dönüşecekler. Diyeceğim odur ki, herkes kendini 2013 Ekim-2014 Ekim dönemine hazırlasın, muhtemelen de ekim sonrası bu beklenti ekonomide satın alınmaya başlayacaktır.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam