08 Aralık 2016

10 Kasım ve 15 Kasım’ı anar ve kutlarken

Haber İçi Üst

Geçtiğimiz hafta iki önemli günü andık ve kutladık. 10 Kasım 2012 günü, M. Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 74’üncü yıl dönümünü andık. Atatürk, Türk gençliğini, gelecek kuşakları yükselen değerler olarak tarif etmiş ve ülkenin ve cumhuriyetin geleceğe taşınmasında koruma görevini, gençliğe emanet etmiştir. Türk kadınına verdiği değeri ve bu gün Türk kadınının sahip olduğu özgürlükçü anlayış ve davranışlarını, seçme ve seçilme haklarını, iyi bir anne, iyi bir vatandaş olma, ülkesine her alanda katkı sağlama yönünde önünün açılmasını, Atatürk’ün inkılaplarına borçludur. Bir ülkenin nüfus potansiyelinin yarısını oluşturan kadınların, toplum hayatındaki pasif durumdan, aktif ve üretici hayata kazandırılmasında öncü olmuştur. Her alanda daha ileri ve hür vicdanlarla, hür düşüncelerle daha üretken ve yaratıcı olunacağı anlayışıyla, çağa uymayı, yol göstermiştir. Bu değerlere sahip çıkma herkese düşen görevdir.
Bu yıl bazı okullarda 10 Kasım’ın cumartesine rastlaması dolayısıyla, 9 Kasım’da anma töreni yapılması, halkımız arasında, beklenmeyen bir vefasızlık ve ciddiyetsizlik olarak değerlendirilmiştir. Özellikle Eğitim Bakanlığı’nın cumartesi günü çocukların okullara taşınmasında otobüs ek maliyetleri düşünülerek, bir gün önce anma yapılmak istenmesi, işi hafife alma ve doğrusu yadırganacak bir durumdur. Çünkü resmi veya dinî olsun milletlere veya topluluklara mal olmuş her anma veya kutlama, gününde yapılır. Mamafih devlet okullarındaki öğretmenlerin 10 Kasım gününe sahip çıkmaları ve gününde, gelebilen öğrencilerle anma günü yapmaları takdirle anılmıştır. Bu belki bakanlık yetkililerini düşündürür.
Dünyanın birçok ülkesinde dahi Atatürk’ün düşünceleri, eylemleri, kurtuluş savaşının mücadelesi, emperyalizme ve sömürgeciliğe mücadele açmış ulusların, halkların ve toplulukların meşalesi olarak çeşitli yansımalarla ve yayınlarla hayranlıkla anılırken, bu ideallerin gelecek kuşaklarımıza en iyi şekilde tanıtılması ve aktarılması, öncelikle geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımıza değerlerimizle ilgili bilincin taşıtılması görevi, okullarımızda Eğitim Bakanlığına düşmektedir.
   -Geçtiğimiz hafta içinde ikinci önemli günümüz ve kutladığımız, 15 Kasım 2012, KKTC’nin 29.Kuruluş yıl dönümü olmuştur. Kıbrıs Türk halkı, 1955’leri, 1963’leri yaşayarak yokluklar içinde birlik ve bütünlük içinde sömürgeciliğe ve yok edilme, asimile edilme planlarına karşı büyük mücadeleler vermiş, her türlü fedakârlıklara katlanarak yıllarca yaşadığı vatanından kopmamak için ve bağımsızlığı ve hürriyeti için tırnaklarını toprağına geçirmiş bir toplumdur. 1974’lere geldiğimizde, 1974 Makarios’a Yunan cuntası darbesinin ve akabinde Türklere karşı başlatılan toplu saldırılara karşı, savunma ve direnme sonucunda ve Türkiye barış harekâtıyla, birlikte verilen mücadeleyle, Kuzey’de kendi topraklarımızda, kendi yönetimimizin kurulması sağlanmıştır. Otonom Türk Yönetiminden sonra Federe Devlet ve bilahare KKTC Devleti’nin kuruluşu gerçekleşmiştir. Başlangıçta, Federe Devlet olarak kalınması hususunda çeşitli görüşler olmakla beraber, sonuçta 1983 Federe Devlet Meclisi, oy birliğiyle KKTC’nin kuruluşunu ve Bağımsızlık Bildirisi’ni ilan etmiştir.  
Bu yazıyı yazarken hatırladığım bir anıyı aktarayım; 15 Kasım 1983’ün birkaç hafta öncesinde o dönemde Başbakan M. Çağatay başkanlığında bir hükümet heyeti olarak, davet üzerine 22 Ekim 1983’de Ankara’yı ziyaret etmiştik. TC Başbakan’ı Sn. B.Ulusu idi. İki Başbakan’ın başkanlığında iki taraf heyetleri görüşmelerinde, gündemin genel çerçevesi 1984 Bütçesi, yatırımlar, ekonomik, mali ve ticari konulardı. Toplantılarda halledilecek konular hususunda, TC Başbakanı Ulusu ve Müsteşarı Vahit Güneri Paşa’nın sürekli olarak 15 Kasım’a kadar, 15 Kasım’dan sonra, 15 Kasımı müteakiben deyişleriyle sık sık 15 Kasım tarihini telaffuz etmeleri bizim Heyet üyeleri arasında espri konusu olmuştu. Gördüğümüz kadarıyla diğer TC heyet üyelerinin de bu tarihle ilgili bir bilgileri yoktu. Sorduğumuzda da herhalde bir tarih belirlenmesi açısından olduğunu söylemişlerdi. Sn. Çağatay’a da dikkatimizi çektiği için sorduğumuzda o da aynı mealde cevap vermişti. Ankara’da toplantıların devam ettiği sürede yatırımların, mali ve ekonomik önlemlerin 15 Kasım tarihinden önce ve 15 Kasım’dan sonra ve müteakiben ifadelerini o kadar konuştuk ki her iki heyet üyeleri olarak hepimiz mutabık kaldığımız hususlarda bu tarihi, gülerek kaleme alıyorduk.
Nitekim bu sıralarda, KKTC ilanı ile ilgili Türkiye’de çok sınırlı bir kadronun KKTC’nin 15 Kasım’da ilan edileceğini bildiği, KTFD’de ise Cumhurbaşkanı Denktaş ve bir veya iki özel danışmanının bildiği daha sonraki dönemde açıklanmıştı. KTFD Bakanlar Kurulu ile Meclis’in milletvekillerinin de son gece Saray’da yapılan yemekli toplantıda öğrendiği de herkesin malumudur.
Ankara’da iki gün süren Toplantıdan sonra 23 Ekim 1983’de imzalanan Ticaret protokolünde de, “KTFD’den, TC’ne gönderilecek ticari malların gümrük vergilerinden muaf olması, ihraç mal listesinin genişletilmesi ve ihraç edilecek maddelerden kota ve benzeri uygulamaların asgariye indirilmesi ve kaldırılması konusundaki çalışmaların 15 Kasım tarihine kadar sonuçlandırılması” protokolde de yer almıştı. Aynı gün Başbakan Çağatay’ın Ankara’da düzenlediği basın toplantısında, gazetecilerin sorularından birinde, “Denktaş’ın Kiprianu kararını değiştirmezse, görüşme imkânı kalmazsa bağımsızlık olur ve 6 Kasım ifadesi kullanılmıştır”, sözünün yorumlanması istendiğinde, Çağatay Bey, “Türkiye’nin Kıbrıs konusunda Kıbrıs Türk tarafına baskı yapmadığını göstermek için kullanılan bir ifadedir, çünkü Rum tarafı KTFD’nin, Türkiye’nin uygulayıcısı olduğunu iddia ediyor” demişti… Dolaylı bir cevaptı.
Bu esnada, BM Genel Sekreteri’nin teşebbüsleri ve Türk tarafının, her iki tarafın eşitlik esasına dayalı önerilerine Rum tarafı uzun süre cevap vermemiş, kabullenmemişti. BM’de de Türklerin aleyhine çıkan kararlar hakkında KTFD basınında, halkta reaksiyonlar vardı ve mitingler yapılmakta idi. Bir şeylerin olacağı hissediliyordu. Ancak ne zaman ve nasıl olduğu tahmin ve yorumlara bağlı idi. Sonuçta KKTC, 15 Kasım 1983’te ilan edildi.             
Bugün cumhuriyetimizin 29 yıl dönümünde daha mutlu ve huzurlu bir gelecek beklerken, devlet yönetiminin en üst kademelerindeki bu derecesi alışılmamış aşırı ve gereksiz gerginlikler, halkımıza yansımakta ve moralleri bozmaktadır. Kıbrıs Türk halkının yıllarca verdiği bağımsızlık ve her türlü yokluklar içinde var olma mücadelesi, yaşanan emsalsiz bir birlik ve bütünlük ve dayanışma örneği bu hale mi gelecekti? Bir dilim ekmeğini, elindeki imkânlarını ve hatta evini bile yıllarca mücadele gücü için birbirleri için paylaşmış bir halkın, özgürlüğüne kavuştuktan sonra kurduğu devletinde yıllar sonra 30- 40 yıl sonra çöplükler içinde iktidar kavgası mı olacaktı? Yazık değil mi bu halkımıza. Çok daha iyi şartlarda refahı paylaşmak yerine bu çekişmeler hiç bize yakışmamaktadır. Ayıptır. Kaç nesil verilen emeklere yazık değil mi? Şahsi hırslar bir kenara konmazsa ülke geleceği felakete sürüklenmektedir. Genç nesiller ülkelerinden geleceklerinden ümitsizliğe düşmektedir. En iyi şartlara layık halkımızın önü açılmalıdır. Geldiğimiz noktada demokrasi adına mevcut durum, yerel ve genel seçimlere gitmekle çözülebilecektir. Gün geçtikçe Yöneticiler başka bir alternatif bırakmamaktadırlar.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil